29 Eylül 2011 Perşembe

"Dünya Küresel Sistemi" Çökmeye Mahkumdur''


Bugünkü "dünya sistemi"ni kuran ve bu sistemin öncülüğünü yapan Batı toplumları ve ABD'dir. Japonya ve Çin gibi Asya toplumları, ancak Batı toplumlarının desteği ve aşısıyla gelişmektedir. Batı'ya entegre olmuştur ve kendi başlarına hiçbir güçleri yoktur. İslam coğrafyasındaki toplumlar ise dünya sosyal-ekonomik politikalarında ve siyasetinde hiçbir şekilde rol sahibi değildir. Dünya, giderek Batı toplumlarının yönetiminde "tekelleşmiş"tir.Batı toplumları da, ABD özelinde "tekel bir konsorsiyum"a dönüşmüştür. ABD'yi ise bir "aile grubu"yönetmektedir. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra giderek İngiliz-Amerikan ittifakı, Amerika'nın öncülüğüne ve özelde de "Amerika'nın derin gücü"nün yönetimine dönüşmüştür.
"Yıldız aileleri"nden meydana gelen bu "derin küresel güç", bugün küresel ekonomiyi, teknolojiyi, bilimsel vakıflar aracılığıyla bilim adamlarını elinde tutmaktadır. İblis aşılı "Roma, Yahudi ve Grek kültürü"nün bir çağdaş versiyonu olan bugünkü "pragmatist batı normları", yine Lüsifer maskeli İblis'in çağdaş aşısıyla"New-Age felsefesi"ne dönüşmüştür. Tüm dünya toplumları adeta kişiliklerini, kültürlerini ve hatta siyasetlerini bu "küresel kültürün temsilcileri"ne teslim etmişlerdir. Ne toplumlar içi farklılaşmanın, sosyal grupların ve siyasetin bir önemi kalmıştır ne de dünya çapında ayrı ayrı toplumların dünya politikasında bir rolü ve etkinliği söz konusudur.
Bu İngiltere ve ABD'de merkezileşmiş olan "küresel güc"ün, dünyaya yönelik siyasi-stratejik planları işlemektedir. Küresel güç hangi olayı nasıl geliştiriyor, yorumluyor ve yönlendiriyorsa, o öyle kabul edilmektedir. Adeta kuyruk haline gelmiş diğer toplumların, bu konularda ne bir görüşü ve ne de alternatif gücü söz konusu değildir. Dünyada mevcut bulunan "BM ve benzeri ekonomik küresel kuruluşlar" da, bu "derin küresel siyaset"in aracı ve uygulayıcısı olmaktan öte bir şey değildir. Dünyadaki mevcut krizler, kaos, kargaşa, zulümler; özellikle de İslam coğrafyasında meydana gelen "insanlık dışı dramlar ve buna seyirci kalınması", bu tespitimizi doğrulayan örneklerdir.
Bir toplumu yahut dünya çapında toplumları ayakta tutacak olan "temel enerji"; sosyal, ekonomik, siyasal farklılaşmalardır. Farklılaşma, toplumu toplum yapan en temel güçtür. Dünya genelinde de mevcut toplumlar arasındaki sosyal, siyasal ve ekonomik farklılaşmalar, dünya siyasetini ve gelişmesini sağlayacak olan "temel enerji"dir. Toplumlar ve hatta devletler bu "farklılaşma enerjisi"nin doğurduğu "entegrasyon"la ortaya çıkarlar ve yaşamlarını sürdürürler. Farklılaşma varsa toplum vardır, devlet vardır. Aksi halde toplumlar ve küresel çapta dünya siyaseti çökmeye mahkûmdur.
Evreni ayakta tutan "farklılaşma enerjisi"dir. Farklılaşma enerjisi(entropi) azaldıkça evren ölüme yaklaşır. Canlıyı ayakta tutan farklılaşma enerjisidir. Farklılaşma, Allah'ın bir lütfudur ve sünnetullahtır. Bunu kavramadığınızda, yani bu esasın insanlar ve toplumlar için bir hayat enerjisi olduğunu kavrayamadığınızda; o zaman çevreyi ve ekosistemi yok edersiniz, ürünü ve insanı tekleştirmeye çalışıp yok edersiniz. Toplumsal hayatı; farklı toplumların, milletlerin, dillerin hikmetini kavrayamayıp yok edersiniz. Var olan canlı hayatı ve toplumları; yahut "gezegenimizin yaşam sistemi"ni, iyileştiriyorum, geliştiriyorum, evrimleştiriyorum gibi şeytani hayallerle tekleştirerek yok edersiniz. Sonsuz Yüce Allah, her şeyi zıddıyla yarattığını; her şeyi çift çift yarattığını bize açıkça bildiriyor.
Sovyet sosyalizmi, neden çöktü? Bunun tek, açık ve kesin bir cevabı var: Lemurya şeytan toplumununfarklılaşmayı ortadan kaldıran; toplumun canlılık ve gelişimini donduran "komün yaşamı"nın kopya edilmesi.Farklılaşmayı öldüren "tektipleşme". Toplumun bütün boyutlarda; kadın-erkek, zengin-fakir, farklı meslekler-çabalar, farklı inanışlar, farklı görüş ve düşünceler, özgürlükler vs. gibi farklılaşmalar ortadan kaldırılmış, bunun yerine; sözde gerçek komünizme geçişi sağlamak için, "komünist partisi diktatörlüğü" kurulmuştur. Böyle bir sistemin geleceği olamaz ve de olmamıştır.
Bugün, dünyanın sözde özgür, liberal, kapitalist batı uygarlığı; ne özgürdür ne liberaldir ne de kapitalistir. Geldiği noktada, "oligarşik bir derin gücün planları", bu planlara bağlı hedefleri, bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik sosyal, ekonomik, siyasal eylemleri söz konusudur. "Batı dünyası"nın öncülüğünü yaptığı sözdeözgür Dünya, adeta kendilerini tanrılaştırmış olan bir takım klan şeflerinin ağzından çıkan emirlere mahkûmdur. Toplumsal ve küresel bazda faklılaşma ölmüştür.
"Küresel ekonomi"yi ve "altın"ı elinde bulunduran bu güçler, dünyayı bu "ölü nokta"ya; "kriz ve kaos kapısı"na getirdiği gibi, bundan sonraki dünyanın geleceğini de kendileri belirleyecektir. Çünkü tüm küresel, ekonomik, siyasal faktörler ve aktörler kuyruktur. Bu "küresel güc"ün dışındaki aktörlerin, dünyanın geleceğiyle ilgili hiçbir ciddi görüşü, raporu, programı yoktur. Dünya'da böyle görüşler serdeden sosyal-siyasal gruplar olsa da, onlar marjinal hale getirilmiştir ve bu görüşleri sönümlü bir ses dalgasından ibarettir.
Özetle Batı'nın öncülük ettiği bu sözde özgür dünya, "toplumsal ve küresel farklılaşma"yı yok etmiş;"tekil-oligarşik bir siyasal konsorsiyum"a dünyayı mahkum etmiştir. Sosyalizm gibi bu sistemin de çöküşü kaçınılmazdır ve çökecektir. Fransız sosyolog Alaine Touraine'nin; "Toplumlar öldü, sosyoloji öldü, çöküş kaçınılmaz." şeklinde özetlenecek tespitleri, gerçeğin ilanından başka bir şey değildir.
Sonsuz Yüce Olan Allah, kolay bir yaşam ve kazancın nasıl bir güce dönüşeceğini; Rahman olan Allah'ı örten"zalimler"in, bu " oligarşik güc"le nasıl bir "tiranlık" kuracağını bize önceden bildirmektedir:
"İnsanlar, tek(zalim) bir ümmet(güç) haline gelecek olmasaydı; Rahman'ı örten kimselerin, evlerinde gümüş tavanlar ve üzerinde yükselecekleri merdivenler kılardık." [ZUHRUF(43)/33]Kaynak:yaklaşansaat.com-TUNALIM...

26 Eylül 2011 Pazartesi

KURTULUŞUN TEK YOLU

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, "Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana 'devletle milletin, siville askerin barışmasından başka çıkar yol yoktur' dedik. Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milletini 'bir bilek, bir yürek' yapmaktır" dedi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin tarihinin her döneminde Batının tüm karartmalarına rağmen insanlığa hizmet etmiş yüce bir millet olduğunu belirterek, "Türk milleti idaresine aldığı insanlara her dönem hizmet etmiştir. Üstüne yatak, altına yorgan olmuştur. Zulmetmemiştir, eziyet ve çile etmemiştir. İnsanca muamele etmiştir" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Türk milletinin ve medeniyetinin özelliklerinden örnekler eşliğinde söz ederek, şunları kaydetti: "Bizim literatürümüzde medeniyet; insanın insanlara insanca davranması, onların ihtiyaçlarını gidermesi, karnını doyurması, sırtını giydirmesi, komşusu açken tok yatmamasıdır. 1071 Malazgirt Muharebesinin ardından dedemiz Alparslan, Anadolu yaylasında bulunan Keldanisine, Rumuna, Yahudisine, Yezdanisine gidiyor. Bu kavimlerin tamamına öyle bir hizmet getiriyor ki, onlar da 'Bu Türkler çok farklı insanlar' diyorlar. Fatih Sultan Cennet Mekan Hazretleri İstanbul'u fethettiğinde şehirdeki Hıristiyan ileri gelenler 'Biz burada papazların külahlarını görmektense, Osmanlı'nın sarığını tercih ederiz' dediler."

Bu bir miras
Bu mirasın dedemiz Alparslan ve onun evlatlarından kalan miras olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu miras dedemiz Alparslan ve onun evlatlarının mirası. Müthiş bir medeniyet. Kim bunlar? Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Dursun Fakih, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre, Mevlana, Kaygusuz Abdal gibi veliler, hak erleri... Anadolu coğrafyasındaki insanların Türküymüş, Lazıymış, Kürtüymüş, Çerkeziymiş, Arapıymış, Rumuymuş, Yahudisiymiş, hiçbirini ayırmadan gönüllerini ve ellerini onlara açtılar; ceplerinde ve ellerinde ne var onlara hediye ettiler. Zaman geçti Anadolu yaylası öyle bir yeşillendi ki, Allah Allah. Zamanla İsevi ve Museviler 'Biz Türkler gibi Müslüman olacağız' dediler ve Müslüman oldular. Arkasından o Müslüman olan insanlar, 'Biz Türkoğlu Türk'üz' dediler."

Tarihte böyle bir millet yok
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, 'dünyada taşıdığı inancı insanlara muhabbetle gönüllere intikal ettiren bir başka milleti asla tarih kaydetmediğine' dikkatleri çekerek, şunları söyledi: "Onun için Yüce Türk Milleti'ne tarih öyle bir şeref verdi ki, bu millete Cenab-ı Allah 'Allah'ın askerleri' unvanını verdi. Bu millet Anadolu coğrafyasında devrilmesi mümkün olmayan bir medeniyet inşa etti. Bu medeniyet Osmanlı'nın zevaliyle birlikte merhum Mustafa Kemal Atatürk'ün şahsında yeniden ayağa kalktı. Türkiye Cumhuriyeti Medeniyeti, Türk İslam medeniyeti böyle medeni başladı. Dün bu millet neyse, bugün de o millet aynıdır. 11 Haziran'da merhum Mustafa Kemal Atatürk'ü tazim ziyaretinden sonra, Müzeyi geziyoruz. Ne muazzam, ne unutulmaz tarih var Türk milletinde. Ne o, Sakarya Meydan Muharebesi, ne o İnönü Savaşları, ne o Büyük Taarruz, ne o Çanakkale Savaşları... Sen Mehmetçiğimi gör orada, Mehmetçiğimi... Merhum Atatürk'ün kullandığı savaşlar, kılıçlar, tabancalar... Mercekle okunan çok küçük bir Kur'an. Kıyamete kadar devam edecek bir hatıra."

Asıl hedef Türk milleti
Ruhunda bu anlayış olan Yüce Türk Milleti'nin yeniden ayağa kalktığına işaret eden Prof. Dr. Baş, Türkiye üzerine oynanan oyunlara şu sözlerle dikkat çekti: "Zamanımızda devleti millete, sivili askere karşı getirerek sanki farklı bir millet varmış gibi, sanki farklı siyaset Türkiye'ye hakim olmuş gibi devlet millete, sivil askere düşman oldu. -yle değil mi? Siyaset sahnesinde yer aldığımız tarihten bu yana 'devletle milletin, siville askerin barışmasında başka çıkar yol yoktur' dedik. Doğru söylemedik mi? Onun için her birimize düşen vazife Yüce Milleti 'bir bilek, bir yürek' yapmaktır. Sivili askeri, devleti milleti, Lazını, Arabını, Kürdünü, Boşnağını, Yahudisini, Çerkezini, Keldanisini, Ermenisini, Rumunu, Yezdanisini bir bilek, bir yürek yapmaktır. Var mısınız? Dünya bu birlikten, bu tevhitten korkuyor ve ürküyor. İçimizden ajanlar aldılar, bedava asker yaptılar. Bu ajanları o kadar bedava asker yaptılar ki, o kadar paraya kendilerini satacak olduklarını bilseydiniz, o ücreti onlara öderdiniz ve o tarafa göndermezdiniz! Oyun Anadolu coğrafyasına, oyun Türk milletine, oyun Türk devletine... Zannetmeyin ki, orduya ve devlete yapılan yanlış, devlet ve orduyla sınırlıdır. Hedef sizsiniz. Asıl hedef Türk milletidir. Kendisini koruyan zırhı olmayan devletin ayakta durabilmesi mümkün olabilir mi? O halde bu ordu, bu devlet yok olacak ki, bu millet sürü haline gelsin. Oynanan oyun günümüze kadar bu milleti sürü yapma oyunudur. Bu oyunu bozmaya var mısınız?"


Anadolu'da bentler taşıyor
Kendisinin siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren milletle özdeşleştirdiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, şöyle konuştu: "Hamalım ben, bakkalım ben, çiftçiyim ben, polisim ben, çöpçüyüm ben, işçiyim ben, bakanım ben, başbakanım ben. Ben bu Türk'ün kendisiyim. Ben Türkoğlu Türküm. Anadolu coğrafyası bu imanla birlikte ayağa kalktı, medeniyetin dipdiri kalmasına sebep oldu. Türkiye yeniden inşa ediliyor? Yeni bir Mustafa Kemal geldi. Onun ruhu Türkiye'ye kan ve can verecek, hareket verecek. Mustafa Kemal ne diyor, bu milletin Mustafa Kemalleri bitmez. Bunu iyi bilin. Şimdi korkaklar ve ödlekler o Mustafa Kemal'e karşı amma görecekler, en sonunda sizden olacaklar, teslim olacaklar. Anadolu yaylasında Mehmetçik Yunanla çarpışırken, din adına ortaya çıkan kalpazanlar, Mehmetçiğe eşkıya diyenler bugün nasıl devletin yanında görülüyorsa yarın da benim yanımda görünecekler. Hiç kuşkunuz olmasın. Anadolu öyle geliyor ki, bentler taşacak, kaçmaya vakit bulamayacaklar. Ancak bu milletin merhameti, yine onları yakalayacak, onları adam edecek."
3 MAYMUNU OYNAMAYA GEREK YOK


Prof.Dr.Haydar Baş: Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden teğet geçtiğini zannettiği küresel ekonomik kriz, reel sektörden ve piyasalardan gelen ardı ardına gelen kötü haberlerle, bazı ekonomistleri yeni arayışlara itmiş gibi görünüyor.
IMF emriyle, enflasyon hedeflemesi kapsamında uygulanan sıkı para politikası, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikaları tartışılır hale getirdi.
Son on yıldır uygulanan politikaları ayakta alkışlayan ekonomist ve iş dünyası temsilcilerinden “para ve maliye politikalarında gevşetin” talepleri yükseliyor.
Onlara göre MB hızlı bir faiz indirim sürecine girmeli, vergi ertelemeleri ve indirimleri gündeme gelmeli, kamunun tüketimi canladırmaya dönük harcamaları artırılmalı. Jetonların geç düştüğü bu zekalara denecek tek şey var;
GÜNAYDIN…www.milliekonomimodeli.com
Ya; bu ülkede son 5-6 yıldır “Milli Ekonomi Modeli” denilen bir proje bir tez var.
Türkiye’de enflasyon sürecinin talepten değil, maliyetten kaynaklandığını ve sıkı para politikasının ekonomiyi deflasyona sokacağını söylerken, beyler sizler Ayda mıydınız?
Devletin senyoraj hakkını kullanarak, ekonomide emisyonun artırılması, yani sizin ifadenizle para politikası gevşetilmesi gerekiyor derken, sizler Mars’a gönderilen uzay aracında mıydınız?
Yıllık 100 bin YTL’nin altında geliri olan memur, işçi, emekli, küçük esnaf tüketici kesimidir, onlardan vergi alınmayacak ve tüketim canlandırılacak derken, beyler sizler ıssız bir adada Robinson Crusoe ve Cuma ile birlikte mi yaşıyordunuz?
Daha size Prof.Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Model”inde bahsettiği ekonomi biliminin tanımını, arz-talep arasındaki ilişkiye, deflasyon-stagflasyon geçiş ilişkisine ve daha birçok iktisadi konuya getirdiği yeni açılımları, hatta bu tezin uluslararası dört konferansta ele alındığını, bu organizasyonlarda yüzlerce yerli ve yabancı akademisyenin nasıl ayakta alkışladığını yazmayacağım.
Çünkü siz o sıralar Türkiye’de değildiniz.
Hayır hayır doğru ifadeyle siz dünyada olmazsınız.
Eğer buralardaydınız ve bunları görmediyseniz duymadıysanız, o zaman ya sizlerin akademik unvanlarınız sahte, ya da bu devletin ve milletin imkanlarıyla okuduktan sonra tüm değerlerinizi inkar etmişsiniz.
Bunları duymayan siyasilere bu yazımda bir şey demiyorum, sadece Allah’a havale ediyorum...T U N A L I M


Bağımsız Türkiye Sevdalısı Olmak Şereftir!
Tohum Saç, Bitmezse Toprak Utansın! Hedefe Varmayan Mızrak Utansın! Hey Gidi Küheylan.. Koşmana Bak Sen! Çatlarsan, Doğuran Kısrak Utansın! …

25 Eylül 2011 Pazar

Türkiye kendini ateşe atıyor


Obama - Erdoğan görüşmesinden Türkiye’ye Suriye konusunda bazı talimatlar verildiği i,yice belirginleşiyor.Başbakan Erdoğan, New York’ta ABD Başkanı Obama ile 1,5 saat görüştükten sonra yaptığı açıklamada Türkiye’nin Suriye yönetimiyle görüşmeleri kestiğini açıkladı.
Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama’yla başbaşa gerçekleştirdiği 1,5 saatlik görüşmeden hemen sonra Türkiye’nin Suriye yönetimiyle görüşmeleri kestiğini açıklaması sözkonusu görüşmede bu adımı ABD’nin Türkiye’den istediği şeklinde yorumlandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, New York’ta ABD Başkanı Barack Obama ile gerçekleştirdiği 1,5 saatlik görüşmenin ardından kaldığı otelde düzenlediği basın toplantısında, görüşmede Suriye konusu üzerinde de durduklarını belirterek, “Suriye yönetimiyle görüşmelerimizi kesmiş durumdayız. Suriye yönetimine, artık güvenimiz kalmamıştır” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

ABD Suriye’ye yaptırım istedi
Görüşmeden hemen sonra düzenlediği basın toplantısında Suriye’ye ABD’nin başlattığı yaptırımlara benzer yaptırımlar uygulanacağını ima eden Başbakan Erdoğan, Suriye’ye karşı uygulanacak yaptırımların belirlenmesi için Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun görevlendirildiğini açıklamıştı. Başbakan Erdoğan, “ABD’nin başlatmış olduğu yaptırımlar var. Bizim yaptırımlarımızın neler olabileceği noktasında Dışişleri bakanlarımızı görevlendirdik ve çalışacaklar. Libya gibi olmayabilir, yaptırımlar her ülkeye göre değişir. Suriye’ninki de farklı olacaktır. Ön hazırlıklarımız var ve bakanlarımız bu konuyu değerlendirecek” demişti.

Türkiye kendini ateşe atıyor
Obama’yla başbaşa görüşmenin verdiği hızla Suriye konusunda alınacak kararlarda Türkiye’nin önde olacağını dile getiren Başbakan Erdoğan, “Suriye ile kilometrelerce sınırımız var. Örfi, dini her yönden Türkiye’nin burada ön çekmesi, sağlıklı netice alabilmek açısından önem arz ediyor” demişti. Şu sıralar Başbakan Erdoğan tarafından görevlendirlen Dışişleri yekilileri ABD’yi memnun edecek hangi yaptırımların Suriye’ye uygulanacağı hususunda çalışıyor. Dış politika uzmanları hükümetin Suriye’ye yaptırımlar hususunda çok ileri gederek ABD’ye yaranmak için kraldan daha kralcı bir yaklaşım ortaya koymasında korkuyor.

Rumlar karlı çıktı
Başbakan Erdoğan’ın Obama’yla görüşmesinden karlı çıkan taraflardan biri de Kıbrıs Rum Yönetimi oldu. Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaya başlayan Rumlar’a veryansın eden Türkiye, söylediklerinin arkasında duramayarak Akdeniz’de tükürdüğünü yalamış oldu. Obama’yla görüşmesinin ardından ABD’de açıklamalarda bulunan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ta Rumların petrol arama çalışmalarına engel olunmayacağını belirtti. Başbakan Erdoğan’ın açıklamasına göre Türkiye, Rumların yaptığını yapıp bölgede petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başlayacak.(Mesaj Haber)-TUNALIM...

KANLI GÜNLER GERİ DÖNDÜ

Başbakanımız, ABD’nin talimatı ile Ortadoğu’ya asayiş getirme gayretine düşedursun, Türkiye barut fıçısı. Ülkede kan gövdeyi götürüyor. Bu satırları yazdığım günün bilançosu:
Ankara’da bomba patladı: 3 ölü 30 yaralı.
PKK Bitlis’te saldırdı: 1 polis adayı öldü.
PKK polis okuluna saldırdı: 4 ölü.
PKK Güney Ekspresine bomba koydu.
Bir günün bilançosu bu.
Başbakan, Suriye’de asayişi sağlamak için harekete geçmeye hazırlanırken kendi ülkesinde asayiş “sıfır”.
PKK’nın eylem aktivitesini sıfıra yakın bir oranda devr almışken, şimdi başa çıkılmaz bir düzeye çıkartan hükümet, sağa sola fırça atmaya devam ediyor.
Türkiye, PKK ile masaya oturarak, pazarlık yaparak ve yaptığı pazarlığa gururla sahip çıkarak zaten büyük bir gaflete imza attı.
Türkiye’de birbiri ardına bombalar patlarken başbakanımız Birleşmiş Milletlerde Libya’nın geleceği ile şu konuşmayı yapıyordu:
“Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin devam ettiği Libya’da bir an önce gerek Sirte gerek Bin Velid gerek Saba’da netice alınmasını bekliyoruz. Libya’da bu kutlu mücadelede emeği geçenleri ben de tebrik ediyorum.”
Libya’da isyancıları destekleyen Türkiye verdiği bu “kutlu mücadele” ile övünürken ve isyancıları destekleyenleri tebrik ederken Türkiye’nin isyancıları ülkede kan dökmeye devam ediyor.
PKK eylemleri 1990’lı yılların düzeyine ulaştı. Sadece Güneydoğu’da ya da kırsalda değil, büyük metropollerde de vatandaş tedirgin ve korku içinde.
Her an her yerde bomba patlayabilir.
Askeri birimlere yapılan saldırılarda “istihbarat ve ihmal zafiyeti” manşetleri atanlar Ankara’nın göbeğinde patlayan bombalarda hiçbir ihmal arama gayreti içine girmiyorlar maşallah!
MİT Başkanı Hakan Fidan, PKK ile yaptığı görüşme ile gündeme geliyor ama PKK’nın saldırılarını önceden haber alacak başarılı istihbarat çalışmaları ile gündeme gelmiyor.
Türkiye terörle mücadelede yanlış yola girdi. Daha doğrusu “mücadelesizlik” yoluna girdi.
Kayseri Eski Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Cemal Temizöz tutuklu yargılandığı Ergenekon davasında söz aldı ve mahkeme heyetine şunları söyledi: “Şu anda Cizre’de vatandaşın şikayetini kim alıyor biliyor musunuz? KCK’nın karakolları iş başında. Kurtarın şimdi Cizre’yi.”
Temizöz, Cizre’de Jandarma komutanı iken bir takım hukuk dışı infazların emrini verdiği gerekçesiyle yargılanıyor.
Temizöz’ün 17 yıl evvel Cizre’de yaptıklarını didik didik eden devlet, “Kurtarın şimdi Cizre’yi” feryadı ile ne demek istediğini de didik didik etmeli.
O zaman belki Ankara’da patlayan bombanın da izi daha kolay sürülür.
M.Bayraktar-TUNALIM...

Terördeki artış terörle müzakerenin neticesidir

Son günlerde terör saldırıları yeniden tırmanmaya başladı. Terör bir taraftan başkent Ankara’yı vururken, diğer taraftan Siirt, Bitlis gibi yurdun birçok ilinde de can almaya devam ediyor.
MİT-PKK görüşmesinin gündeme damgasını vurmasıyla terörle en üst düzeylerde müzakere edildiğinin ayyuka çıktığı bugünlerde terörün bu tırmanışı, yapılan yöntemlerin olumlu bir sonuca götürmediğinin, tam bir fiyasko ile sonuçlandığının en büyük göstergesidir.
Malum, PKK ile yapılan görüşmeyle ilgili Sayın Başbakan’ın açıklamaları oldukça ilginçti.
Başbakan Erdoğan “Hükümet değil, devlet görüştü” dedi. Öncelikle Sayın Başbakan’ın “ben yapmadım, o yaptı” tarzındaki bu çıkışı, topu taca atmaya çalışma gayreti yapılan görüşmenin bir suçluluk psikolojisiyle yapıldığını göstermektedir.
Diğer önemli bir nokta ise, devletin sadece bir kurum olduğu, Hükümetin ise devletin icrasından sorumlu olduğu gerçeğidir. Devlet dediğimiz kurum, milletine hizmet etmek için milletin seçtiği siyasi idarecilerle yönetilir. Dolayısıyla devletin icraatlarından soyut bir kurum olan devlet değil, onu yöneten, yönlendiren, icraatlar ortaya koyan hükümet sorumludur.
Dilerseniz konuyu bir misalle açalım.
Diyelim ki bir otobüs çift yönlü bir yolda seyrediyor ve önündeki kamyonu geçmek için karşıdan gelen araca bakmadan sollama yapılıyor ve neticede karşıdan gelen kamyonla kafa kafaya çarpışılıyor. Buna benzer kazada sorumlu olan, hiçbir iradesi olmayan otobüs müdür, yoksa otobüsü kullanan şoför müdür? Tamamen şoför hatasından kaynaklanan böyle bir kazada sizler kalkıp da, “Bu kazanın suçlusu otobüstür, şoför değildir” diyebilir misiniz?
Devlet kurumu da otobüs gibi bir araçtır ve direksiyonu kimin elindeyse ona göre icraatlar ortaya çıkar. Bugün bazı çevreler milletin koruma duvarlarını kaldırmak için çıkan her olumsuz hadiseyi devletin sırtına yıkmaktadır.
Örneğin terör konusunda eğer bugün bir artış varsa -ki ciddi boyutlardadır- devleti yöneten siyasilerin işbilmezliğinden kaynaklanmaktadır.
Eğer sizler terörün beslendiği kaynakları kurutmazsanız, terörle mücadele edeceklerin elini kolunu bağlarsanız, terör yandaşlarına demokrasi adı altında her türlü propaganda imkanını tanırsanız, terörün dış destekçilerini akıl hocanız olarak kabul ederseniz, terör liderlerinin yol haritalarına göre Anayasanıza ve kanunlarınıza yön vermeye çalışırsanız sonuç elbette ki terörde tırmanış olacaktır.
Bu saydığım yanlışların hiçbirisi devlete ait değildir, hepsi devleti yöneten siyasi iradenin aldığı kararların neticesidir.
Terörle müzakere edilmeyeceğini, bunun çok büyük yanlışlara yol açacağını, terörle çok yönlü mücadele edilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz.
Eğer terörle müzakere edilir de bu müzakerelerde terör olayları aba altından sopa olarak kullanılırsa, bu terör olaylarının artması için en büyük sebep olmaz mı?
Adam sopayı vurdukça daha fazla taviz koparıyor. ABD’nin kontrolünde ve bilgisi dahilinde olan Kuzey Irak operasyonları da adamları rahatsız etmiyor, çünkü her hareketin haberini önceden alıyorlar. Böyle bir garantiyi de aldıktan sonra yaptığı her terör faaliyetinin müzakerelerde elini güçlendirdiğini görüyor.
O halde şöyle diyebiliriz: PKK ile müzakereye rağmen terör artmıyor, PKK ile görüşüldüğü, müzakere edildiği için terör artıyor.
M.Çabas-TUNALIM...

Haçlı safındaki İslamcılar

Bölgemiz “kıyamet savaşları”na doğru sürükleniyor.
Hatırlayın. ABD eski Başkanı W. G. Bush “Haçlı seferleri” diye ilan etmişti. Ardından Beyazsaray Ulusal Güvenlik Danışmanı ve ABD eski Dışişleri Bakanı C. Rice, söz konusu “Haçlı Seferleri”nin içeriğini, 22 İslam ülkesinin, yönetim şekillerinin, sınırlarının, kimya ve kimliklerinin değiştirmesi olarak açıklamıştı.
Afganistan ve Irak’taki vahşi işgallerle Haçlı seferlerini başlattılar. İşgaller, tüm hızıyla devam ediyor.
Anadolu toprakları başta olmak üzere islam coğrafyası geçmişte pek çok Haçlı seferine şahit oldu. Türk milleti başta olmak üzere bu toprakların Müslümanları, İslam karşısında tek vücut olmuş Haçlı ordularını geri püskürttü.
II. Urbanus, III. Eugenius, III. Innocentius, III. Honorius gibi papalar başta olmak üzere devrin papaları ve papazları, Müslümanlara karşı asker toplamak için seferber olmuşlar, baş çekmişlerdi.
Tarih, Haçlı karşısında “tevhid ve iman kale”si olmuş Selahattin Eyyübiler ve Kılıçarsanlar gibi nice arslanlarını doğurdu.
Aynı Haçlı dünyası, şimdi “yöntem değiştirerek” seferlerini sürdürüyor. C. Rice’nin deklare ettiği Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesi” ve yeni dünya düzenbazlığıyla, İslam medeniyeti ve coğrafyasına yönelik çağdaş Haçlı seferleri bütün vahşetiyle sürüyor.
Afganistan ve Irak’taki vahşi işgaller malum…
Sudan, Tunus, Mısır, Libya’daki “dıştan ve içten Haçlı BOP çomaklı” katliam, kaos, kargaşa ve bölünmelerin gidişatı ortada!
Suriye’yi sıraya almışlar…
6-7 ay öncesin kadar Ankara’dakileri abi-kardeş gibi bağrına basan, aradaki tüm duvar ve vizeleri kaldıran, Ankara’daki eskinin İslamcı takımını harim-i ismetinde ve sarayında ağırlayan Suriye idarecilerinin suyu, maalesef bizzat Ankara’daki BOP’çuların eliyle ısıtılıyor.
Böyle bir Haçlı oyununa tarihte rastlayamazsınız…
Ne hazindir ki, daha dün kadar İslamcı geçinenler, bu çağdaş Haçlı seferinde “lejyoner” olmuşlar, paralı veya bedava askerlik yapıyorlar. İşgallerin ve kaosun maşalığına soyunmuşlar. Haaçlı BOP’unun emir erliğini icra ediyorlar.
Daha 5-10 sene öncesine kadar İslam mücahidi pozları ve din istismarıyla Türk milletini avlayanlar, W. Bush’un “çağdaş Haçlı seferleri” iye ilan ettiği BOP’ta eş başkanlıklar üstlenmişler.
Hoca-hacı kisvesiyle, cübbeli-şalvarlı olarak ekranlara baykuş gibi tüneyen “din haramileri”, geçmişin Haçlı seferlerinde zamanın papalarının üstlendiği rolü üstlendiler. Suriye’deki Müslümanlar üzerine yürüyecek haçlı ordusuna Müslümanlar arasından asker bulmaya çabalıyorlar. İslam kılığında Haçlı’nın safında yer almışlar, Müslümanların canlarına, mallarına, topraklarına ve namuslarına tecavüz edecek vahşi Haçlı ordusunun Suriye seferine fetvalar uyduruyorlar.
Cübbeliler-şalvarlılar, geçmişin Haçlı seferlerinde baş çeken II. Urbanus, III. Eugenius, III. Innocentius, III. Honorius gibi papaların misyonunu üstlenmişler, İslam topraklarına saldırmak hususunda baş çekiyorlar, Amerika ve Haçlı’nın vahşi Suriye seferin kutsuyorlar.
Biliniz ki, Haçlının ve Amerika’nın safında yer almış bu İslamcı kılığına bürünmüş “kamuflajlı”lar, Hz. Peygamber’in ahir zaman hadislerinde Müslümanların arasından türeyeceklerini haber verdiği “Deccallar”ın çömezleridir.
Zerre kadar imanı ve iz’anı olan herhangi bir Müslüman’ın bu deccalların ve çömezlerinin yanında yeri olmaz, olamaz. Haçıların safında yer alanların, Allah’ın, Rasulu’nun ve Mü’minlerin yanında yeri olmaz… Bu İslamcı kılıklı zavallıların ve bunların “uyduruk Haçlı fetvalarına” kananların yatacak yeri yoktur. Şimdilik bu böyle biline…
Söz konusu Haçlı seferlerinin detaylarını “deccalların oyunları bozulana kadar” yazmaya devam edeceğiz.
M.Emin Koç-TUNALIM....

15 Eylül 2011 Perşembe

USA becomes Food Stamp Nation but is it sustainable?


(NEWS-REUTERS)Her 7 Amerikalıdan biri aç :Finansal kriz tüm dünyayı vurdu malum, ama en çok ABD’nin fakirlerini vurmuşa benziyor. ABD’de yaklaşık 46 milyon kişi yani her 7 kişiden biri devletten her ay yemek yardımı alıyor. İhtiyacı olanlara yemek yardımı kuponlarla yapılıyor, bu kuponlar sadece yiyecek satan dükkanlarda geçerli oluyor.
Dünyanın 120 ülkesinde askeri üssü bulunan, dünyanın en zenginlerine ev sahipliği yapan bu süper gücün ülkesindeki ekonomik dengesizlik endişe verici boyutlarda seyrediyor.Yazının orjinalini okuyunuz.(((One of every 7 Americans Open))): All the world financial crisis hit the obvious, but it looks like most U.S. fakirlerini vurmuşa. Approximately 46 million people in the United States each month ie food aid from the state is one person out of every 7. Coupons to those who need food assistance is made, these coupons are valid only food stores.

Military base in the world in 120 countries, the superpower that hosts the world’s most wealthy people in the country is watching the economic imbalance worrisome dimensions, read the article.(Reuters) – Genna Saucedo supervises cashiers at a Wal-Mart in Pico Rivera, California, but her wages aren’t enough to feed herself and her 12-year-old son.

Saucedo, who earns $9.70 an hour for about 26 hours a week and lives with her mother, is one of the many Americans who survive because of government handouts in what has rapidly become a food stamp nation.

Altogether, there are now almost 46 million people in the United States on food stamps, roughly 15 percent of the population. That’s an increase of 74 percent since 2007, just before the financial crisis and a deep recession led to mass job losses.

At the same time, the cost doubled to reach $68 billion in 2010 — more than a third of the amount the U.S. government received in corporate income tax last year — which means the program has started to attract the attention of some Republican lawmakers looking for ways to cut the nation’s budget deficit.

While there are clearly some cases of abuse by people who claim food stamps but don’t really need them, for many Americans like Saucedo there is little current alternative if they are to put food on the table while paying rent and utility bills.

“It’s kind of sad that even though I’m working that I need to have government assistance. I have asked them to please put me on full-time so I can have benefits,” said the 32-year-old.

She’s worked at Wal-Mart for nine months, and applied for food stamps as soon as her probation ended. She said plenty of her colleagues are in the same situation.

So are her customers. Bill Simon, head of Wal-Mart’s U.S. operations, told a conference call last Tuesday that the company had seen an increase in the number of shoppers relying on government assistance for food.

About forty percent of food stamp recipients are, like Saucedo, in households in which at least one member of the family earns wages. Many more could be eligible: the government estimates one in three who could be on the program are not.

“If they’re working, they often think they can’t get help. But people can’t support their families on $10, $11, $12 an hour jobs, especially when you add transport, clothes, rent.” said Carolyn McLaughlin, executive director of BronxWorks, a social services organization in New York.

The maximum amount a family of four can receive in food stamps is $668 a month. They can only be used to buy food — though not hot food — and for plants and seeds to grow food.

Presidents Bill Clinton, George W. Bush and Barack Obama all made efforts to raise awareness about the program and remove the stigma associated with it.

In 2004, paper coupons were replaced with cards similar to debit cards onto which benefits can be loaded. In 2008 they were renamed Supplemental Nutritional Assistance Program (SNAP) benefits though most people still call them food stamps.

Despite the bipartisan support for the program in the past, some of the recent political rhetoric has food stamp advocates worried.

Presidential hopeful Newt Gingrich last year derided Democrats as “the party of food stamps”. And Republican leaders in the House of Representatives propose changing the program so that the funding is through a “block grant” to the states, rather than allowing it to grow automatically when needed due to an emergency, such as a natural disaster or economic crisis.

In some parts of the country, shoppers using food stamps have almost become the norm. In May 2011, a third of all people in Alabama were on food stamps — though part of that was because of emergency assistance after communities were destroyed by a series of destructive tornadoes. Washington D.C., Mississippi, New Mexico, Oregon and Tennessee all had about a fifth of their population on food stamps that month.

“Food stamps have traditionally been insulated from politics,” said Parke Wilde, professor of U.S. food policy at Tufts University. “But as you look over the current fiscally conservative proposals, the question is, has something fundamentally changed?”

A LOW WAGE SUPPORT PROGRAM

Over the past 20 years, the characteristics of the program’s recipients have changed. In 1989, a higher percentage were on benefits than working, but as of 2009 a higher percentage had earned income.

“SNAP is increasingly work support,” said Ed Bolen, an analyst at the Center on Budget and Policy Priorities.

And that’s only likely to get worse: So far in the recovery, jobs growth has been concentrated in lower-wage occupations, with minimal growth in middle-income wages as many higher-paid blue collar jobs have disappeared.

And 6 percent of the 72.9 million Americans paid by the hour received wages at or below the federal minimum wage of $7.25 an hour in 2010. That’s up from 4.9 percent in 2009, and 3 percent in 2002, according to government data.

Bolen said just based on income, minimum wage single parents are almost always eligible for food stamps.

“This becomes an implicit subsidy for low-wage jobs and in terms of incentives for higher wage job creation that really is not a good thing,” said Arindrajit Dube, an economics professor at the University of Massachusetts Amherst, whose research shows raising the minimum wage would spur economic activity.

Until a couple of weeks ago Tashawna Green, 21, from Queens Village, New York, worked 25 hours a week at an $8.08 hourly rate at retailer Target. She is on food stamps, and says a good number of her former colleagues are too.

“It’s a good thing that the government helps, but if employers paid enough and gave enough hours, then we wouldn’t need to be on food stamps,” said Green, who has a six-year-old daughter.

Of course, with an unemployment rate over 9 percent, some argue that those with any job at all are lucky.

Millions of Americans whose unemployment benefits have expired have to exist only on food stamps and other government aid, such as Medicaid healthcare support. [nN1E7660K4]

And even with unemployment benefits, said Jessica King, 25, from Portland, Oregon, her family juggles bills to ensure the electricity stays on. They are also selling some belongings on Craigslist to raise funds.

King’s husband Stephen, 30, an electronics assembly worker, lost his job two months ago when she was seven months pregnant with their second child. It was the third time he has been laid off since 2008.

She said she was reluctant, initially, to go on food stamps.

“I felt the way our national debt was going I didn’t want to be part of the problem,” said King, who used to work as a cook at a faith-based non-profit organization.

“But I didn’t know what else to do and I got to a point where I swallowed my pride and decided to do what was best for my daughter.”

(additional reporting by Jessica Wohl in Chicago, editing by Martin Howell in New York)

(Reuters) – Genna Saucedo supervises cashiers at a Wal-Mart in Pico Rivera, California, but her wages aren’t enough to feed herself and her 12-year-old son.

Saucedo, who earns $9.70 an hour for about 26 hours a week and lives with her mother, is one of the many Americans who survive because of government handouts in what has rapidly become a food stamp nation.



Altogether, there are now almost 46 million people in the United States on food stamps, roughly 15 percent of the population. That’s an increase of 74 percent since 2007, just before the financial crisis and a deep recession led to mass job losses.



At the same time, the cost doubled to reach $68 billion in 2010 — more than a third of the amount the U.S. government received in corporate income tax last year — which means the program has started to attract the attention of some Republican lawmakers looking for ways to cut the nation’s budget deficit.



While there are clearly some cases of abuse by people who claim food stamps but don’t really need them, for many Americans like Saucedo there is little current alternative if they are to put food on the table while paying rent and utility bills.



“It’s kind of sad that even though I’m working that I need to have government assistance. I have asked them to please put me on full-time so I can have benefits,” said the 32-year-old.



She’s worked at Wal-Mart for nine months, and applied for food stamps as soon as her probation ended. She said plenty of her colleagues are in the same situation.



So are her customers. Bill Simon, head of Wal-Mart’s U.S. operations, told a conference call last Tuesday that the company had seen an increase in the number of shoppers relying on government assistance for food.



About forty percent of food stamp recipients are, like Saucedo, in households in which at least one member of the family earns wages. Many more could be eligible: the government estimates one in three who could be on the program are not.



“If they’re working, they often think they can’t get help. But people can’t support their families on $10, $11, $12 an hour jobs, especially when you add transport, clothes, rent.” said Carolyn McLaughlin, executive director of BronxWorks, a social services organization in New York.



The maximum amount a family of four can receive in food stamps is $668 a month. They can only be used to buy food — though not hot food — and for plants and seeds to grow food.



Presidents Bill Clinton, George W. Bush and Barack Obama all made efforts to raise awareness about the program and remove the stigma associated with it.



In 2004, paper coupons were replaced with cards similar to debit cards onto which benefits can be loaded. In 2008 they were renamed Supplemental Nutritional Assistance Program (SNAP) benefits though most people still call them food stamps.



Despite the bipartisan support for the program in the past, some of the recent political rhetoric has food stamp advocates worried.



Presidential hopeful Newt Gingrich last year derided Democrats as “the party of food stamps”. And Republican leaders in the House of Representatives propose changing the program so that the funding is through a “block grant” to the states, rather than allowing it to grow automatically when needed due to an emergency, such as a natural disaster or economic crisis.



In some parts of the country, shoppers using food stamps have almost become the norm. In May 2011, a third of all people in Alabama were on food stamps — though part of that was because of emergency assistance after communities were destroyed by a series of destructive tornadoes. Washington D.C., Mississippi, New Mexico, Oregon and Tennessee all had about a fifth of their population on food stamps that month.



“Food stamps have traditionally been insulated from politics,” said Parke Wilde, professor of U.S. food policy at Tufts University. “But as you look over the current fiscally conservative proposals, the question is, has something fundamentally changed?”



A LOW WAGE SUPPORT PROGRAM



Over the past 20 years, the characteristics of the program’s recipients have changed. In 1989, a higher percentage were on benefits than working, but as of 2009 a higher percentage had earned income.



“SNAP is increasingly work support,” said Ed Bolen, an analyst at the Center on Budget and Policy Priorities.



And that’s only likely to get worse: So far in the recovery, jobs growth has been concentrated in lower-wage occupations, with minimal growth in middle-income wages as many higher-paid blue collar jobs have disappeared.



And 6 percent of the 72.9 million Americans paid by the hour received wages at or below the federal minimum wage of $7.25 an hour in 2010. That’s up from 4.9 percent in 2009, and 3 percent in 2002, according to government data.



Bolen said just based on income, minimum wage single parents are almost always eligible for food stamps.



“This becomes an implicit subsidy for low-wage jobs and in terms of incentives for higher wage job creation that really is not a good thing,” said Arindrajit Dube, an economics professor at the University of Massachusetts Amherst, whose research shows raising the minimum wage would spur economic activity.



Until a couple of weeks ago Tashawna Green, 21, from Queens Village, New York, worked 25 hours a week at an $8.08 hourly rate at retailer Target. She is on food stamps, and says a good number of her former colleagues are too.



“It’s a good thing that the government helps, but if employers paid enough and gave enough hours, then we wouldn’t need to be on food stamps,” said Green, who has a six-year-old daughter.



Of course, with an unemployment rate over 9 percent, some argue that those with any job at all are lucky.



Millions of Americans whose unemployment benefits have expired have to exist only on food stamps and other government aid, such as Medicaid healthcare support. [nN1E7660K4]



And even with unemployment benefits, said Jessica King, 25, from Portland, Oregon, her family juggles bills to ensure the electricity stays on. They are also selling some belongings on Craigslist to raise funds.



King’s husband Stephen, 30, an electronics assembly worker, lost his job two months ago when she was seven months pregnant with their second child. It was the third time he has been laid off since 2008.



She said she was reluctant, initially, to go on food stamps.



“I felt the way our national debt was going I didn’t want to be part of the problem,” said King, who used to work as a cook at a faith-based non-profit organization.



“But I didn’t know what else to do and I got to a point where I swallowed my pride and decided to do what was best for my daughter.”

(additional reporting by Jessica Wohl in Chicago, editing by Martin Howell in New York)

12 Eylül 2011 Pazartesi

Avrupa Birliği'nin sonu yakın gibi




Almanya’da Euro kurtarma fonu ile ilgili tartışmalar sürüyor.
Almanya Başbakanı Merkel, başta Yunanistan olmak üzere borçlu ülkeleri uyararak bu ülkelerin ev ödevlerini yapmalarını istedi. Avrupa'da borç krizinin sürmesi halinde Almanya'nın son çare olarak başta Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin Euro'dan çıkmasını isteyebileceğine işaret ediliyor
Memur-Sen Ağustos ayı açlık-yoksulluk araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, 4 kişilik ailenin açlık sınırı 985 TL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 698.8 TL olarak hesaplandı. Ağustos ayında fiyatı en çok artan ürün ise yüzde 19.09'luk artışla limon oldu. Ağustos ayında Temmuz ayına göre gıda madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.03'lük artış olarak gerçekleşirken, Temmuz ayına göre en göze çarpan değişim yüzde 19.09 artışla limon, yüzde 10.33 artışla salatalık, yüzde 10.27 artışla kuru sarmısak, yüzde 9.10 artışla kümes hayvanları, yüzde 8.74 artışla kabak ve yüzde 8.48 artışla yeşil soğan fiyatlarında gözlendi. Bununla birlikte gıda madde fiyatlarında Temmuz ayına göre yaşanan fiyat düşüklüğü, yüzde 16.32 ile elma, yüzde 9.34 ile patlıcan, yüzde 5.49 azalışla hazır çorbalar ve yüzde 4.46 azalışla kuru kayısı fiyatlarında tespit edildi. Memur-Sen tarafından yapılan araştırmaya göre, giyim ürünlerinde, Temmuz ayına göre ortalama yüzde 2.22'lik bir azalış yaşandı. Giyim madde fiyatlarında yüzde 7.57 ile en çok azalış tişört, yüzde 6.34 azalış kadın tişörtü, yüzde 6.22 azalış ile de kadın gömleği fiyatlarında gözlendi. En göze çarpan fiyat artışı ise, yüzde 1.46 artışla çocuk çorabı, yüzde 0.73 artışla tamir ücretleri, yüzde 0.64 artışla kadın ayakkabısı tamiri ve yüzde 0.58 artışla erkek ayakkabısı tamiri ücretlerinde oldu.

Her alanda fiyatlar arttı
Isınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.14'lük bir artışın yaşandığı Temmuz ayında, aydınlanma madde fiyatında herhangi bir değişim gözlenmedi. Temmuz ayında ayrıca, barınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.23, sağlık madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.18, ulaşım madde fiyatlarında ortalama yüzde 1.31, temizlik madde fiyatlarında ortalama değişim yüzde 0.23, eğitim-kültür madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.79, çevre ve su madde fiyatlarında ortalama yüzde 0.34'lük bir artış yaşanırken, haberleşme madde fiyatlarında ise ortalama yüzde 0.24'lük bir azalış gözlendi.İtalya'ya rekor borç faizi:İtalyan ekonomisine duyulan güvensizlik yüzünden ülkenin borçlanma maliyeti yine rekor kırdı.Hükümet piyasaya beş yıllık tahviller sürerek 3,85 milyar euro toplamayı başardı.Ancak bu arada borç faizlerinin yüzde 4,93'ten yüzde 5,6'ya yükselmesini engelleyemedi.

Halen 1,9 trilyon euro borcu olan İtalya'nın yıl sonuna dek 70 milyar euro bulması gerekiyor.

İtalyan yetkililerin bu amaçla Çin'in en büyük kamu yatırım kuruluşu CIC ile geçen aydan beri görüştüğü bildiriliyor.

Son görüşmenin geçen hafta Roma'da, Maliye Bakanı Giulio Tremonti ile Çin Yatırım Şirketi CIC'in Başkanı Lu Civei arasında yapıldığını İtalyan hükümeti de doğruladı ancak ayrıntılara girmedi.

Financial Times gazetesine göre görüşmelerde "stratejik" İtalyan şirketlerinde yatırım konusu da ele alındı.

Gazete görüşmelerin devam edeceğini bildirdi.

CIC'in yatırım portföyünün 400 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Çin'in kararı kilit önemde
Ekonomi muhabirimiz Andrew Walker dev bir döviz rezervi biriktiren Çin'in, Avrupa'daki borç krizinde önemli rol oynayacak mali güce fazlasıyla sahip olduğunu hatırlatıyor.

Çin'in kârlı yatırım ihtiyacı içinde olduğunu vurgulayan muhabirimiz, bundan önce de euro bölgesinden liderlerin Pekin'in kapısını çaldığına dair haberler geldiğini anımsatıyor.

Walker "Eğer Çin büyük miktarda İtalyan tahvili almayı kabul ederse hükümetin borç maliyeti azalabilir. Bu da hayati öneme sahip. Faizin oranı, borçların ödenip ödenemeyeceğini belirleyen faktör olabilir." diyor.

Çin halen ABD'ye ciddi miktarda borç vermiş durumda.

Avrupa'daki krizde de büyük bir rol oynayabileceğinin sinyalleri, Çin'in artan ekonomik nüfuzunun habercisi.

Ancak muhabirimiz Walker'a göre Çin henüz İtalya'ya yardım edeceğini açıklamadı.

Hatta yardım etmeyeceğini öne süren bir haber, piyasalarda düşüşlere yol açtı.

Geçmişte Avrupa Merkez Bankası'nın İtalya'ya yardımcı olmak amacıyla tahvillerini aldığı biliniyor.

Ancak bugünkü son alıma katılıp katılmadığı açıklanmadı.
Merkel'den Yunanistan korkusunu yatıştırma çabası:Almanya Başbakanı Angela Merkel, piyasalardaki Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyeceği endişelerini yatıştırmak amacıyla bir açıklama yaparak "Euro bloku birbirine arka çıkmalı" dedi.Merkel bir Alman radyosuna verdiği mülakatta Yunanistan'ın çökmesinin ve eurodan ayrılmasının domino etkisi yaratacağını söyledi.

İlgili HaberlerBorsalarda Yunanistan kaygıları OECD'den Yunanistan'ı 'cesaretlendiren' açıklamaYunanistan'da köy hayatı krize panzehir olabildi mi?İlgili KonularAvrupa Birliği, Almanya, Angela Merkel, Ekonomi, Küresel Mali KrizMedyada çıkan bazı haberlerde Almanya'nın, Yunanistan'ın euro bölgesinden çıkma olasılığı için hazırlık yaptığı öne sürülmüştü.

Yunanistan'ın borcunu ödeyemeyeceği kaygıları dün piyasalarda düşüşlere yol açmıştı.

Piyasalar bugün de çalkantılı seyrediyor. Fransa'nın Yunanistan'a büyük miktarlarda borç vermiş olan bankalarıyla ilgili kaygılar yüzünden Cac endeksi %1,8 düştü.

Bu bankalardan BNP Paribas'nın hisseleri yüzde 8 değer kaybetti.

Angela Merkel, RBB radyosundaki söyleşide "Başlıca önceliğimiz kontrolsüz bir ödeyememe durumunu engellemektir çünkü bu yalnızca Yunanistan'ı etkilemekle kalmaz, herkesi - ya da en azından birkaç ülkeyi birden - vurma tehlikesi çok büyük." dedi ve devam etti:

"Ben tavrımı açıkça ortaya koydum: Euro bölgesini siyaseten bir arada tutmak için ne gerekiyorsa yapılmalı. Yoksa kısa sürede domino etkisi görürüz."

Merkel ayrıca Yunan hükümetinin kamu finansmanını rayına oturtmak için elinden geleni yaptığına inandığını söyledi.

Almanya Ekonomi Bakanı Philipp Rösler hafta sonunda Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyeceği açıklamasının kontrollü bir şekilde yapılması gerektiğini söylemiş, bu açıklama üzerine dünya borsaları düşüşe geçmişti.

Piyasalar bu sabah Çin'in İtalyan tahvillerini satın alabileceği beklentileri sayesinde biraz toparlandı.

Ancak daha sonra Yunanistan kaygıları ağır bastı.
Kaynak:BBC Türkçe Haber-TUNALIM