25 Mayıs 2011 Çarşamba
Ülkeyi bölenlerin oylarını bölmek boynumuzun borcudur.
Yıllardır hemen her seçimde karşımıza çıkan ve kitlelere ezberletilmiş olan bir cümledir; "oyları bölmeyelim".
Bu cümle ile kastedilen de aslında bellidir; şu anda bir iktidar var, yine buna verelim ve iktidar devam etsin demek istiyorlar.
İktidar partisinin kullandığı "istikrar sürsün" sloganının halk dilindeki ifade biçimidir.
Kim tarafından ve nasıl sokulmuşsa hacı amcanın zihnine sokulmuş, "oyları bölmeyelim" nakaratını tekrarlayıp duruyor.
Hacı amca, bu cümle ile oy toplamaya çalıştığı iktidar partisinin, ülkeyi bölünme aşamasına getirdiğinin farkında değil.
Eşkıyayı ülkenin ve milletin başına hükümdar yaptığını göremiyor.
Binlerce yıldır kardeşçe yaşamış olan Türk ve Kürt halkının arasına nifak soktuğunu idrak edemiyor.
Küresel işgal güçlerinin maşası olan teröristlerle bu ülkenin asli unsuru olan Kürt halkını bir birine karıştırdığını göremiyor.
İslam coğrafyasında adım adım yürüyen BOP'un ne büyük cinayetlere sebep olduğunu, ne derin yaralar açtığını fark edemiyor ve savunduğu partinin liderinin eş başkanlığını savunuyor.
Hacı amcam; "oyları bölmeyelim" derken kendisine oy topladığı AKP'nin, terörü sıfır noktadan alıp bu günki azmanlaşmış haline getiren bir parti olduğunu düşünemiyor, ya da işine gelmiyor.
Bütün bu tehlikeleri dikkate alarak deriz ki, ülkeyi bölünme noktasına getirmiş olan iktidar partisinin oylarını bölmek bir vatandaşlık vazifesidir.
Ülke bölünmesin diye canlarını feda eden şehitlere bir vefa borcudur.
Ülke bölünmesin diye ciğer parelerini feda eden ve "vatan sağ olsun" diyen şehit ailelerine bir vefa borcudur.
Ülkeyi bölenlerin oylarını bölmek çocuklarımıza ve torunlarımıza karşı ebeveynlik ve dedelik vazifemizdir.
İstiklalimize ve istikbalimize düşkünlüğümüzün bir göstergesidir.
Cennet vatanımızı, küresel eşkıyalarla onların içimizdeki taşeronlarının oyun alanı haline getirenlerin oylarını bölmek, ihanet planlarını parçalamaktır.
"İstikrar sürsün" diyenler hangi istikrardan söz ediyorlar?
İstikrarlı bir biçimde tırmanan terörden mi?
İstikrarlı bir biçimde soyulan ve soydurulan halktan mı?
İstikrarlı bir biçimde yükünü tutan küresel tefecilerden mi?
Hangi istikrar?
Hangi mantıkla "oyları bölmeyelim" nakaratı?
Ülkeyi bölenlerin oylarını bölmek boynumuzun borcudur, vatan borcudur, millet borcudur, ecdat borcudur ve torunlarımıza olan borcumuzdur.
Hacım, aklını başına, başını da iki elinin arasına al ve cümle bölücülerin oylarını nasıl böleriz diye derin derin düşün.
A.Karaca-TUNALIM....
12 Mayıs 2011 Perşembe
AKP, ABD’li şirketlerle anlaştı!
DP Genel Başkanı Zeybek, memleketi Bayburt’ta AKP iktidarına yüklendi. Hükümetin bilmeden ülkeyi bölmek için çaba harcadığına işaret eden DP Genel Başkanı Zeybek, AKP’nin belirli sözler verdikten sonra ABD ve güçlü şirketler tarafından kurulduğunu söyledi
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, memleketi Bayburt'ta AKP iktidarına yüklendi. Hükümetin bilmeden ülkeyi bölmek için çaba harcadığına işaret eden DP Genel Başkanı Zeybek, AKP'nin belirli sözler verdikten sonra ABD ve güçlü şirketler tarafından kurulduğunu söyledi. Mitingin yapılacağı Cumhuriyet Caddesi'ne at üzerinde gelen DP Genel Başkanı Zeybek, yaklaşık 10 bin kişiye seslendi. Türkiye'nin beklediği DP iktidarının çok yakın zamanda gerçekleşeceğini belirten Zeybek, "Biz bu bekleyiş bir an önce olsun, gecikmesin diyerek bizim gibi düşünen ve söyleyen, bağımsızlıktan, birlikten, milli, manevi ve insani değerlere bağlılıktan bahseden partileri ittifaka çağırdık. Birleşelim diyenler daha sonra sözlerini tutmadılar. Böylece sınıfta kaldılar. Söylediklerinde samimi olmadıkları ortaya çıktı. Samimi olsalardı bizim yanımızda olurlardı. Sadece Trabzon'dan çıkarak dünya çapında ekonomi kitapları yazan Prof. Dr. Haydar Baş'ın partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, bizimle yola devam etti. İnşallah en kısa zamanda Türkiye, Demokrat Parti iktidarına kavuşacak" diye konuştu.
Gerçek rakip DP
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk mitingini Bayburt'ta yapmasının bir anlamı olduğunu ifade eden Zeybek, "İktidarın başı RTE, biliyor ki gerçek rakibi Namık Kemal Zeybek'tir. Onun için ilk mitingini burada yaptı. Demokrat Parti'nin Genel Başkanı olduğum zaman beni takip etmesi için bir bakanı görevlendirdi. O bakanın yanındaki arkadaşlar bana haber verince bakanı geri çekti. Şimdi iki bakanla beni takip ediyorlar. Namık Kemal Zeybek'i izlemekten sorumlu iki bakan var, hayırlı olsun. Gittiğim her yerde engeller çıkarmaya çalışıyorlar. Hangi TV'ye çıkarsam o bakanlar TV sahiplerni korkutmaya çalışıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar engelleyemecekler. Firavun Hz. Musa'nın gelmesini engellemek için yüzlerce çocuğu öldürdü ama engelleyemedi. RTE'de bizi engeleyemeyecek. Allah'ın takdiri neyse o olacak" diye konuştu.
AKP, ABD'li şirketlerle anlaştı
"Size tarihi bir sırrı açıklıyorum" diyerek Bayburtlular'a seslenen Zeybek, "Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'ndeyken ABD Büyükelçiliği'nin siyasi müsteşarı beni ziyarete gelmek istediğini söyledi. Heyetle geldi. Üniversiteyle ilgili sorular sordu, cevaplar verdim. Sanki bunun için gelmiş gibi yaptı ama asıl amacı başkaydı. O zaman AKP diye bir parti yoktu, rahmetli Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu 57'nci hükümet vardı. Bir saat sonra AKP gibi bir partiyi tarif etti. 'Böyle bir parti kurulursa nasıl olur' dedi. 'İyi olmaz' dedim ve sebeplerini anlattım. 'Biz bunu destekleyeceğiz, siz de yer alır mısınız' dedi? Türkiye Cumhuriyeti'nde kurulacak bir parti de ABD'nin ve onun siyasi müsteşarının ne işi var? ABD'nin, global kapitalizmin yani büyük şirketlerin kurduğu bir partiden ülkeye bir fayda gelir mi? Ben bu sırrı açıklamak için çok düşündüm ama sonunda bunu içimde saklamanın doğru olmadığına karar verdim. AKP'yi kuran kadro 28 Şubat'tan sonra gitti ABD'deki şirketlerle anlaşma yaptı. 'Biz sizi satmayacağız, ne derseniz onu yapacaz. Bizi iktidara getirin' dediler. Buna göre görev verildi ve ona göre iktidara geldiler. Benim bu feryadım duyulsun, insanlarımız uyansın. Tüm dünyayı ele geçirmek, kendi malları için her yeri pazar haline getirmek isteyen dev şirketler var. Bunlar önce ABD'de Bush diye bir adamı, sonra da RTE'yi iş başına getirdiler. Kıbrıs'tan vazgeçin dediler Kıbrıs'ı verdiler, Rumlar'ın açgözlüğü yüzünden Kıbrıs hala var." "Türkiye'yi RTE'den, onu da kendinden kurtarmak lazım" diyen Zeybek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü sonu Kaddafi, Saddam ve Mübarek gibi olabilir. Onları kullanımı sona erince başlarından attıkları gibi onu da atarlar. Ey RTE bak sesimi duy ve Demokrat Parti'nin seni de kurtaracağını bil. Sen böyle gidersen bu azgınlıkla, doymayan nefisle kendine artık Cumhurbaşkanlığı'nı, Başkanlığı az görüp Halifeliği yakıştıran halinle sonun çok iyi olmaz. Sana sesleniyorum gel DP'ye oy ver. Yanındakiler de 'DP'ye oy versinler ki seni de kurtarsınlar." Bir ülkede orta direğin olmaması halinde o ülkede milli, manevi, insani değerlerin ve demokrasinin sahibinin de olmayacağını anımsatan Zeybek, "Çok açık söyleyeceğim. Gününü, sadece hayatını sürdürebilmek için çalışarak geçiren insanların sayısı 13 milyona ulaştı. Milyonlarca insan çöplerden topladıklarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyor. Bu insanlar milli, manevi ve insani meselelerle uğraşmaya vakit bulamazlar. Çünkü onların tek derdi karınlarını doyurmak haline getirildi. Bu kadar işsizliğin çoğaldığı bölgede terör örgütü PKK kolayca kendine yandaş bulacak. PKK içinde evli barklı insan bulamazsınız. Onlar işsiz güçsüz insanları buluyor, sana yemek verecez diyorlar. Demek ki terörü önlemenin birinci yolu Güneydoğu'da ve tüm ülkede işsizliği önlemektir" şeklinde konuştu.
TUNALIM...
Kargaların peşinde gelinen nokta
Ey millet geldiğin, getirildiğin noktaya bak ve arkasına takıldığın kılavuzların kalitesini anla.
Seçime giderken getirilip tam da başında yapayalnız bırakıldığın korkunç uçurumun yüksekliğini hesap et, korkunçluğunu tahmin et ve hem küresel kılavuzların hem de onların yerli taşeronlarının kime hizmet ettiklerini anla.
Aziz milletim!
Türk mahkemelerinde yargılanmış, idama mahkum edilmiş ve sonra da cezası müebbet hapse çevrilmiş ve " isterlerse devletime hizmet etmeye hazırım" diyerek tir tir titreyen bir bebek katilinden dokuz sene içinde nasıl bir canavar oluşturulduğunu iyi düşün ve geçirdiğin iki genel seçimde de arkasına takıldığın kılavuzlarının "hizmet" kalitesine not ver.
Ey milletim!
Dokuz seneden beri tek başına iktidar olan bir partinin nasıl da küresel tefecilere kılavuzluk yaptığını, seni nasıl soydurduğunu, bin yıldan beri senin olan kaynakları onların heybelerine hangi hilelerle aktardığını tefekkür et ve ona göre kararını ver.
Sevgili hacım, değerli hocam!
Geçen bütün seçimlerde İslami kavramları kullanarak senin oyunu alan mevcut iktidar kadrosunun nasıl da İslam’ı kullandığını ama sadece kullandığını iyi hatırla.
Her seçimde istismar ederek senin oyunu aldığı başörtüsü meselesinde, bütün ipleri eline geçirdiği halde bir tane dahi başörtülü aday koymayarak böyle bir derdi olmadığını ortaya koymadı mı?
İlk defa bunların iktidarında haçlıların safında yer alınarak İslam coğrafyasına karşı savaş açılmadı mı?
Irak işgalinde bir buçuk milyon masum insanı katleden haçlı askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua eden arkasına takıldığınız sayın Erdoğan değil mi?
İslam coğrafyasını hallaç pamuğu gibi atmaya devam eden BOP’un eş başkanı olduğunu defalarca ağzından duymadınız mı?
İlk defa bunların iktidarında domuz eti kasaplık hayvanlar listesine alınmadı mı?
Bunların döneminde zina suç olmaktan çıkarılmadı mı?
İlk defa bu kadro tarafından "ya Allah bismillah" denilerek kilise kurdeleleri, dinler bahçesi kurdeleleri kesilmedi mİ?
Bütün bunlar son din İslam’da zulüm kapsamında değil mi?
Zulme rıza zulüm, küfre rıza küfür değil miydi?
Zalimlere meylederseniz size ateş dokunur ikazı Kur’an’da yer almıyor mu?
Peki hacım, Allah ve Resulü ile savaş anlamına gelen faiz bunların döneminde toplumun bütün katmanlarına yayılmadı mı?
Peki hacım, birilerini, bir ekibi, bir gurubu kılavuz seçerken neye, hangi ölçüye göre seçiyorsun?
Ülkenin haline bak, insanımızın haline bak, bölgemizin haline bak ve seçtiğin kılavuzların kalitesini anla.
İşte halimiz, tehlikededir istiklalimiz, pek karanlıktır istikbalimiz.
Hesap gününü de mi unuttun?
A.Karaca-TUNALIM...
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Demokrat mayası tutuyor
Demokrat Parti(DP) ile Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) arasında oluşan Milli Mutabakat İttifakı, Milletimizin gönlünde taht kurarak ülkenin her karış toprağında heyecan meydana getirmiştir. Görünen o ki Demokrat mayası tutmuştur.
Peki bizleri bu kanaate vardıran şey nedir?
Gerek BTP gerekse de DP teşkilatlarının birlikte yaptıkları çalışmalarda yaşanan manzaralardır elbette…
AKP nin baskın siyaset anlayışı ve elde ettikleri kontrolsüz güç sayesindeki şımarık davranışları vatandaşı bezdirmektedir. Bu görüntüler karşısında vatandaş bilenmekte, bulduğu her fırsatta şikayetlerini bir birlerine de olsa dile getirmektedirler.
Daha açık bir ifadeyle vatandaşın gönlünde AKP ye tepkiler artmaktadır.
Buna karşılık, daha önce vatana millete hizmet yarışında fedakârca hizmetler ortaya koymuş ama değişik sebeplerle siyasetten uzaklaşmış siyasetin duayenleriyle yapılan görüşmelerde alınan neticelerde bizi Demokrat mayasının tuttuğuna inandırmaktadır.
Memleketin her yanında eskimeyen, ama bir kenara çekilmiş, yada yaşlanmış Demokrat Türkiye sevdalıları, yapılan Milli Mutabakat ittifakı neticesinde gördükleri lüzum üzere onlarda duruma el koymanın gereğini dile getirmektedirler.
Yaşlı bir siyaset duayeninin kullandığı şu ifadeler gerçekten çok çarpıcı ifadelerdir;
“Son yıllarda yaşanan ve gelinen nokta göstermektedir ki devleti yönetmekte olan bu hükümet kadrosunun sayesinde ülkemizin tarihten gelen hiçbir kırmızı çizgisi, hiçbir kuralı kalmamış, yabancıların talimatlarıyla yönetilen bir ülke haline geldik. Milleti aç ve sefil ettiler. O da yetmez gibi milleti bölünme noktasına getirdiler. Rahmetli Bayar’la başlayan, rahmetli Menderesle doruğa varan, Demirel’le, rahmetli Özal’la, Çillerle devam eden gelenekten geleceğe hizmet çizgisinin eksikliği her geçen gün maalesef ağır faturalar olarak önümüze çıkmaktadır.
Devlet geleneğinden ve devlet siyasetinden yoksun, ülkeyi yönetmekte acemilikleri iyice meydana çıkan zihniyetten ülkemizi kurtarmak için tekrar meydana çıkmanın gereğine inanıyoruz. Madem Ülkemizin tekrar eski kudret ve şecaatine kavuşması, milli mutabakattan geçiyor. O zaman bize durmak yakışmaz, bizde elimizden gelen her gayreti ortaya koymak zorundayız.”
Bu ve benzeri manzaralara ülkenin her yerinde rastlanmaktadır.
Bu ifadeyi kullanan eskimeyen siyaset duayenleri, sadece sözde değil özde de böyle davranmaktadırlar. Yerlerinden kalkıp, raflardaki tozlu dosyalarından eski dava arkadaşlarının adreslerini, telefon numaralarını gözden geçirip, kendilerince bir çalışma rotası belirleyerek destek vermeye başlamışlardır.
İşte bende bunlara şahit olduğum için rahatlıkla demokrat mayası tutmuştur diyebilmekteyim. Vatana millete hayırlı olsun.
U.Kepekçi-TUNALIM...
TOPUNA BEDEL MÜTTEFİK...
PKK’yı savunanlar var
Hükümetin Türkiye’yi yabancı şirketlere pazar haline getirdiğini söyleyen Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, “Dev yabancı şirketlere pazar açmak için Türkiye’de milli üretimi bitirdi” diye konuştu.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, Olay TV’de Mehmet Çatakçı’nın sorularını cevaplandırdı. Zeybek, “Türkiye bölünmek üzere, çok açık söylüyorum, son safhaya geliniyor artık. Türkiye’yi bu iktidardan kurtarmak lazım” dedi. “Bugün Meclis’te bulunan partilerden iktidar partisi, Türkiye’yi tanzim ediyor ve global kapitalin çıkarları doğrultusunda icraat yapıyor” diye konuşan DP Lideri Namık Kemal Zeybek şunları söyledi: “Global kapitalin doğrultusunda icraat yapmak demek, dünyayı bu büyük dev sermayenin çıkarlarına göre oluşturmak yani Türkiye’yi oluşturmak demek. Türkiye’yi oluşturmak ne demek? Türkiye’yi global kapitalin büyük şirketlerin, dev şirketlerin, uluslararası şirketlerin malları için uygun pazar haline getirmek. Onun için milli üretimi ortadan kaldırmak. Milli üretimi ortadan kaldıracaksınız ki dev şirketlere pazar açasınız ve kaynakları istedikleri gibi kullanmak. Amaç bu ve dünyayı tanzim etmek isteyen dev şirketler topluluğu nasıl Libya’da bir şeyler yaptıysa ve yapa geliyorsa, Mısır’da başka yerlerde yapıyorsa Türkiye ile de planları var. Türkiye ile ilgili planın en acil ve konuşulması gereken konusu şu. Çünkü artık son safhaya geliniyor. Alıştıra, alıştıra artık buraya gelindi. Toplumun geldiği şu noktaya bir bakın. Neler oluyor Türkiye’de? Terör örgütü mensuplarının, taraftarlarının partisi çok açıkça PKK’cılar, PKK’lı değil artık, PKK’yla birlikte PKK’cılar sanki Türkiye’ye el koymuş gibiler.”
PKK’yı savunanlar var
“Kapitalizmin uşaklığını yapan bir takım kalemler, PKK’nın doğrudan doğruya savunmasını yapıyorlar. Son olayda da görüldü bu ve Başbakan da bütün bunlara hizmet ediyor” diyen DP Lideri Zeybek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi Türkiye’yi bu halden kurtarmak lazım. Türkiye bölünmek üzere. Bak çok açık söylüyorum. Son safhaya geliniyor artık. İnsanların uyanması için bunu söylüyorum. Dolayısıyla bu oyunu bozmak lazım. Bu oyunu bozmak için de bir sağ gücün, aklıselim sahibi, sağ duyu sahibi bir gücün Meclis’e girmesi lazım. Bunun için yola çıktık ve gireceğiz inşallah ama daha güçlü bir şekilde girebilmek için ittifak çağırılarımız oldu. Bizim çağırdığımız siyasi partiler olan biteni ya anlayamadılar yada işlerin içinde bilmediğimiz başka şeyler de var.”
Topuna bedel müttefik
Açıklamalarında ittifak konusuna da giren Demokrat Parti Genel Başkanı Zeybek, “Birçok partiyle milli ittifak için görüştük. Bağımsız türkiye Partisi’yle topuna bedel bir ittifak yaptık” dedi. Namık Kemal Zeybek şöyle konuştu: “MHP ile ittifak yapmak istedik. MHP mecliste grubu olan bir parti. Madem ki milliyetçilik iddiasında bunlar insanların meydana getirdiği bir parti, barajın altında mı, üstünde mi tartışmaları var, biz ona bir güç verelim ve MHP çatısı altında ittifak yapalım dedik. Bunu derken de ‘biz bir şey talep etmiyoruz’ dedik. Ben Namık Kemal Zeybek olarak aday da olmam. Çünkü bu projeden Başbakan çıkar. Yüzde otuzları filan aşar. Bu göründü. Dolayısıyla başkan da kim oluyorsa o olsun. Yani sayın Bahçeli, Başbakanlığı filan istemiyor. Önüne fırsat geldiği zaman reddediyor. Kendisine göre haklı sebepleri olabilir. Partisinden bir başkasını çıkarıp onu Başbakan yapabilirdik. Bu Türkiye’yi kurtarma projesiydi.
Ben talepte bulundum randevu bile gelmedi. Devlet Bahçeli bir kere daha sınavı kaybetti. Saadet Partisi, ‘hocamızın vasiyeti’ diye tutturdu gelmedi. Efendim Türkiye Partisi, Saadet Partisi dedi gelmedi. Neticede öyle bir müttefik geldi ki ısrarla söylüyorum. Bağımsız Türkiye Partisi, Prof. Dr. Haydar Baş. Bilim adamı, ekonomi konusunda dünyada ses getiren, Milli Ekonomi Modeli’nin yazarı. Milli Devlet, Sosyal Devlet kitabının yazarı. Orta Asya ‘da dolaştığım yıllarda Orta Asya’dan, Türki Cumhuriyetlerinden bana gelen ekonomi profesörlerinin takdir ettiklerini gördüğüm bir insan.
Doğru bir model. Modeliyle, kadrolarıyla, imkanlarıyla bizim çatımız altına geldi. Ben Demokrat Parti’liyim dedi. Demokrat Partili bir ailenin zaten çocuğuyum dedi. Biz Demokrat Partiliyiz dedi ve topuna bedel.. Bakın söylüyorum topuna bedel bir ittifak oldu ve onun için söylüyorum ki artık Sur’da bir gedik açtık. Mukaddes mi mukaddes. Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es. Türkiye kuşatılmıştır Sur’la. Biz Sur’daki gediği açtık ve inşallah bu gedikten yürüyerek Türkiye kurtarılacaktır Demokrat Parti çatısı altında.” TUNALIM...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


