"Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) lideri Haydar Baş'ın çözüm reçeteleri hep ilgi çekicidir.. BTP ve liderine matbuat tarafından sistemli bir perdeleme uygulanıyor, söyledikleri duyurulmuyor.. Buna rağmen BTP lideri birebir konferanslarla önemli kalabalıklara hitap ediyor..
Kendisine en çok sorulan da elbette ki ekonomik çözümleri..
BTP lideri konferanslarında, ekonomik sunum olarak diyor ki:
“Devletlerin yıllık muhasebesi vardır, bu yıllık muhasebede devletlerin kazancının adına gayri safi milli hasıla denir, yani yıllık kazancı denir. Türkiye'nin aşağı yukarı bir kaç yıldan beri kazandığı servet 1 trilyon ve onun üzerinde bir serveti var ama bu kazandığımız servet elimizde nakit para değil, emtia mal. İşte devletler, bunun karşılığında bağımsız olan devletler bu gelirin karşılığında yıl sonunda para basma hakkını elde ederler. Bu kazandığı paranın, servetin % 35'ini en az ekonomi kurallarına göre basmaya hak kazanırlar. Amerika gibi devletler bunu % 100 nispetinde basar, % 300 basar ne kazandı 10 trilyon, 20 trilyon para basar hiç kimse de kalkıp niye sen bastın bu parayı diyemez. Şimdi Amerika'nın bu çapta para basmasının nedeni o. Para basmayan devletler kendi gelirinin karşılığında, para basmayan devletlerin kârını kendi kârı gibi görür. Onların karşılığında işte o fazlalık olan parasını basar, atıyorum bundan 50 milyar dolar, 70 milyar dolar neyse ne kadar isterse Türkiye'ye verir, Türkiye bunu kasasına koyar, hazinesine koyar. Ne var hazinede 70 milyar dolar bu kadar para basma hakkına sahip olur. Kim? Türkiye... Doları kasaya koyacağız, onun karşılığında parayı basacağız, bu ne demektir; adam bizim emeğimize, üretimimize karşılık bize borç verdi, biz kasamıza koyduk bu kadar serveti de ona bedava verdik onun kağıdına karşılık servetimizi verdik. Onun için Türkiye'nin kalkınması mümkün değil, sen her sene kazandığını bedava ikram ediyorsun. Türkiye'de şu anda uygulanan para politikası müstemleke politikasıdır, esir bir devlet politikasıdır...”
Bu sözlere itirazı olan ne diyebilir?.."TUNALIM
20 Şubat 2011 Pazar
BTP İKTİDARINDA,DEVLET MİLLETE ÇALIŞACAK
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Bağımsız Türkiye Partisi’nin Milli Devlet anlayışında devletin vatandaşa çalışacağını ifade etti
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin projelerinin çıkış noktası olan temel prensipleri anlatarak, “Bizim devlet anlayışımız, mantığımız ne kapitalizme, ne de sosyalizme uyar” dedi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Sosyalizm de millet devlete çalışır. Devlet de işine geldiği kadar millete dağıtır. Kapitalizm ise 5 - 10 kişiye çalışır. Devletin topladığı vergileri o 5 - 10 kişi yer. Bağımsız Türkiye Partisi’nin Milli Devlet anlayışında ise devlet vatandaşa çalışır. Anlaşıldı mı? Peki devlete kim çalışacak? Bütün mülk onun... İnsanlar da, arazi de, vatan da onun... O bunları çalıştırmasını biliyorsa, dünyanın en zengin varlığı da odur. Biz bunu çalıştırmasını bilen bir ekibiz. Bunda hiçbirinizin kuşkusu olmasın. Bu dediklerimizin tamamını da Allah nasip ederse hayata geçireceğiz.”
Açılım politikası ülkeyi bölünmeye sürükledi
Prof. Dr. Haydar Baş, Hükümetin hayata geçirdiği açılım politikalarının Türkiye’yi bölünmeye sürüklediğini bildirerek, “Hükümet açılımla Güneydoğu problemini çözeceğini söylüyor. Onlar bu işi bilmiyor, bu işten de anlamazlar. Yaptıkları şey, imtiyaz tanımaktır. İmtiyaz tanıma olayı ise ülkeyi böler, Allah korusun millet birbirini kırar. Bu olmazsa da, ayrı ayrı devletçikler ortaya çıkar. Şimdi bu işin arkasında ABD var, Avrupa Birliği ülkeleri var. Siyaset bunu görsün, ona göre adımlarını tedbirli atsın. Bu ana kadar yaptığı yanlışlardan geriye dönsün.”
İşte terörü çözecek reçete
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, ‘terör sorunu nasıl çözülür’ sorusuna da cevap verdi. Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan başta vatandaşlık maaşı olmak üzere diğer sosyal devlet uygulamalarıyla vatandaşlarımızı terör örgütünün istismar etmesinin önüne geçeceklerini vurgulayan Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Biz Allah nasip ederse, bilhassa Güneydoğu’da bu uygulamayla birlikte dağa çıkan gençliği artık kendi bölgesinde, kendi köyünde ya da mahallesinde tutacağız. Niye? Dağa çıkmaya vakti olmayacak ki... İşi olacak, aşı olacak, maaşı olacak. Anasının, babasının, kardeşinin kısaca hepsinin geliri olacak.”
İsteyen herkes üniversiteli olacak
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, vatandaşlık maaşının ardından teröre çözüm olarak eğitim politikasına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Yüksekokul okumak, üniversiteye gitmek isteyen herkese Allah nasip ederse üniversite kapıları açık olacak. Şimdi duyuyorum ki, YÖK’te bazı üyeler bazı meslekler hariç üniversiteye başvuranların tamamına yüksek eğitimin kapılarının açılması gerektiğini söylüyor. Ben bu sözü söylediğim zaman ‘nereden öğretim görevlisi bulacaklar, nereden binayı bulacaklar?’ diye soruyorlardı. Haydar Hoca ne kadar güçlü bir eğitimci, görüyor musunuz? Sağ olsunlar, anladılar, amel edecekler ama siyaset müsaade etmiyor. Beni beklesinler?” TUNALIM...
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin projelerinin çıkış noktası olan temel prensipleri anlatarak, “Bizim devlet anlayışımız, mantığımız ne kapitalizme, ne de sosyalizme uyar” dedi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Sosyalizm de millet devlete çalışır. Devlet de işine geldiği kadar millete dağıtır. Kapitalizm ise 5 - 10 kişiye çalışır. Devletin topladığı vergileri o 5 - 10 kişi yer. Bağımsız Türkiye Partisi’nin Milli Devlet anlayışında ise devlet vatandaşa çalışır. Anlaşıldı mı? Peki devlete kim çalışacak? Bütün mülk onun... İnsanlar da, arazi de, vatan da onun... O bunları çalıştırmasını biliyorsa, dünyanın en zengin varlığı da odur. Biz bunu çalıştırmasını bilen bir ekibiz. Bunda hiçbirinizin kuşkusu olmasın. Bu dediklerimizin tamamını da Allah nasip ederse hayata geçireceğiz.”
Açılım politikası ülkeyi bölünmeye sürükledi
Prof. Dr. Haydar Baş, Hükümetin hayata geçirdiği açılım politikalarının Türkiye’yi bölünmeye sürüklediğini bildirerek, “Hükümet açılımla Güneydoğu problemini çözeceğini söylüyor. Onlar bu işi bilmiyor, bu işten de anlamazlar. Yaptıkları şey, imtiyaz tanımaktır. İmtiyaz tanıma olayı ise ülkeyi böler, Allah korusun millet birbirini kırar. Bu olmazsa da, ayrı ayrı devletçikler ortaya çıkar. Şimdi bu işin arkasında ABD var, Avrupa Birliği ülkeleri var. Siyaset bunu görsün, ona göre adımlarını tedbirli atsın. Bu ana kadar yaptığı yanlışlardan geriye dönsün.”
İşte terörü çözecek reçete
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, ‘terör sorunu nasıl çözülür’ sorusuna da cevap verdi. Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan başta vatandaşlık maaşı olmak üzere diğer sosyal devlet uygulamalarıyla vatandaşlarımızı terör örgütünün istismar etmesinin önüne geçeceklerini vurgulayan Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Biz Allah nasip ederse, bilhassa Güneydoğu’da bu uygulamayla birlikte dağa çıkan gençliği artık kendi bölgesinde, kendi köyünde ya da mahallesinde tutacağız. Niye? Dağa çıkmaya vakti olmayacak ki... İşi olacak, aşı olacak, maaşı olacak. Anasının, babasının, kardeşinin kısaca hepsinin geliri olacak.”
İsteyen herkes üniversiteli olacak
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, vatandaşlık maaşının ardından teröre çözüm olarak eğitim politikasına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Yüksekokul okumak, üniversiteye gitmek isteyen herkese Allah nasip ederse üniversite kapıları açık olacak. Şimdi duyuyorum ki, YÖK’te bazı üyeler bazı meslekler hariç üniversiteye başvuranların tamamına yüksek eğitimin kapılarının açılması gerektiğini söylüyor. Ben bu sözü söylediğim zaman ‘nereden öğretim görevlisi bulacaklar, nereden binayı bulacaklar?’ diye soruyorlardı. Haydar Hoca ne kadar güçlü bir eğitimci, görüyor musunuz? Sağ olsunlar, anladılar, amel edecekler ama siyaset müsaade etmiyor. Beni beklesinler?” TUNALIM...
Amerika Deyince Tir tir Titreyenler!
ABD'nin son Ergenekon tutuklamalarına tepkisi yeni gelişmelere gebe. Amerika cephesinden ilk tepki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’den geldi. Büyükelçi şaşırtıcı bir açıklama yaptı.
ABD Büyükelçisi Ricciardone, Oda TV'ye yapılan baskınla ilgili olarak, "Türkiye’de hükümet özgür basını desteklediğini söylüyor. Bir taraftan özgür basından söz ediliyor diğer taraftan gazeteciler gözaltına alınıyor, bunu anlamıyoruz" dedi.
Hükmet cenahından anında cevap geldi. Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç "İçişlerimize karışamazsınız” buyurdular! Bugüne kadar "Biz ABD’nin doğal müttefikiyiz" diyenler, onların Ortadoğu'yu yoketme projesinin eşbaşkanı olmakla övünenler, adamlara "içimizi dışımızı, en mahrem yerlerimizi" teslim edenler, şimdi kalkmış "Neden içişlerimize karışıyorsunuz?" diye tepki gösteriyor?
Ben size "Amerika emretti ve bunlar yaptı!"nın yüzlerce örneğini veririm. Amerika'ya eğitimden ekonomiye, savunmadan dış politikaya kadar hangi konularda 'içimize müdahale'ye izni verdiklerini delilleriyle anlatırım.
Ama; inanın bunların umurunda değil "içişlerine müdahale!"
Siz, AB'ye üye olmak için çırpınmıyor musunuz?
AB’ye üye olunca başta meclisiniz olmak üzere her şeyinize müdahale edilmesini kabul etmediniz mi?
AB’ye üye olunca "İç işleriniz mi kalacak?"
Ancak; hazretler ABD büyükelçisinin tepkisini "bireysel bir tepki" olarak algıladılar. Ama; bir gün sonra bu kez ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley konuştu. Crowley, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin sözlerinin arkasında olduklarını bildirerek, "Türkiye’de gazetecilere muameleler konusundaki gidişattan mevcut kaygılarımız var. Bu konuyu genel anlamda Türk hükümeti nezdinde dile getiriyoruz ve yakından izliyoruz" dedi.
İnanın, AKP şu anda tir tir titriyordur. Oda TV gözaltılarının Amerika'yı bu kadar rahatsız edeceğini, ‘gazetecilere muamelelerden kaygı duyduklarını’ ifade edeceklerini rüyalarında görse inanmazlardı.
Siz bu yazıyı okurken Oda TV baskını hakkında hükümetten hem de Başbakan düzeyinde Amerika’nın hoşuna gidecek açıklamalar geleceğini rahatlıkla ifade edebilirim. (Bu yazıyı iki gün önce gönderdiğimi hatırlatayım.)
Aslında bu olası dönüşümün ilk sinyalini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül verdi. Gül, Soner Yalçın ve arkadaşlarının gözaltına alınmalarına ABD Büyükelçisinin gösterdiği tepki üzerine "Bana bu konuyu sormayın!" cevabını verdi.
“Bu konuyu sormayın!”
Neden?
Bu konu tehlikeli..
Baksanıza bu konuda ABD ile karşı karşıya gelmek var.
Abdullah Gül böyle bir riski göze alır mı?
ABD cephesinden gelen ve daha da geleceği belli olan açıklamalar Ergenekon davasını da etkileyecek kuşkusuz. Sadece haber yaptıkları için cezaevinde olan insanların, varlığını dahi henüz ispatlayamadığınız “yasadışı bir örgütün üyesi, yardımcısı, yatakçısı gibi ağır suçlarla karşı karşıya bırakılmasına” bugüne kadar hükümet “pek memnun” göründü.
Ama; artık karşılarında ABD var.
Amerika, AKP'yi karşısına almak pahasına girmiyor bu yola.
Ne gazeteciler ne içerdeki generaller umurunda.
"Seçimler yaklaşıyor, sakın çizgiden çıkma, yeni taleplerime itiraz etme yoksa seni en hassas yerinden Ergenekon’dan vururum" diye mesaj gönderiyor.
Göreceksiniz; ABD Büyükelçisine "içişlerimize karışma" diye tepki gösterenler işin ucunda Washington'un olduğunu görünce nasıl dut yemiş bülbüle dönecekler..
M.Bayraktar-TUNALIM...
ABD Büyükelçisi Ricciardone, Oda TV'ye yapılan baskınla ilgili olarak, "Türkiye’de hükümet özgür basını desteklediğini söylüyor. Bir taraftan özgür basından söz ediliyor diğer taraftan gazeteciler gözaltına alınıyor, bunu anlamıyoruz" dedi.
Hükmet cenahından anında cevap geldi. Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç "İçişlerimize karışamazsınız” buyurdular! Bugüne kadar "Biz ABD’nin doğal müttefikiyiz" diyenler, onların Ortadoğu'yu yoketme projesinin eşbaşkanı olmakla övünenler, adamlara "içimizi dışımızı, en mahrem yerlerimizi" teslim edenler, şimdi kalkmış "Neden içişlerimize karışıyorsunuz?" diye tepki gösteriyor?
Ben size "Amerika emretti ve bunlar yaptı!"nın yüzlerce örneğini veririm. Amerika'ya eğitimden ekonomiye, savunmadan dış politikaya kadar hangi konularda 'içimize müdahale'ye izni verdiklerini delilleriyle anlatırım.
Ama; inanın bunların umurunda değil "içişlerine müdahale!"
Siz, AB'ye üye olmak için çırpınmıyor musunuz?
AB’ye üye olunca başta meclisiniz olmak üzere her şeyinize müdahale edilmesini kabul etmediniz mi?
AB’ye üye olunca "İç işleriniz mi kalacak?"
Ancak; hazretler ABD büyükelçisinin tepkisini "bireysel bir tepki" olarak algıladılar. Ama; bir gün sonra bu kez ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley konuştu. Crowley, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin sözlerinin arkasında olduklarını bildirerek, "Türkiye’de gazetecilere muameleler konusundaki gidişattan mevcut kaygılarımız var. Bu konuyu genel anlamda Türk hükümeti nezdinde dile getiriyoruz ve yakından izliyoruz" dedi.
İnanın, AKP şu anda tir tir titriyordur. Oda TV gözaltılarının Amerika'yı bu kadar rahatsız edeceğini, ‘gazetecilere muamelelerden kaygı duyduklarını’ ifade edeceklerini rüyalarında görse inanmazlardı.
Siz bu yazıyı okurken Oda TV baskını hakkında hükümetten hem de Başbakan düzeyinde Amerika’nın hoşuna gidecek açıklamalar geleceğini rahatlıkla ifade edebilirim. (Bu yazıyı iki gün önce gönderdiğimi hatırlatayım.)
Aslında bu olası dönüşümün ilk sinyalini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül verdi. Gül, Soner Yalçın ve arkadaşlarının gözaltına alınmalarına ABD Büyükelçisinin gösterdiği tepki üzerine "Bana bu konuyu sormayın!" cevabını verdi.
“Bu konuyu sormayın!”
Neden?
Bu konu tehlikeli..
Baksanıza bu konuda ABD ile karşı karşıya gelmek var.
Abdullah Gül böyle bir riski göze alır mı?
ABD cephesinden gelen ve daha da geleceği belli olan açıklamalar Ergenekon davasını da etkileyecek kuşkusuz. Sadece haber yaptıkları için cezaevinde olan insanların, varlığını dahi henüz ispatlayamadığınız “yasadışı bir örgütün üyesi, yardımcısı, yatakçısı gibi ağır suçlarla karşı karşıya bırakılmasına” bugüne kadar hükümet “pek memnun” göründü.
Ama; artık karşılarında ABD var.
Amerika, AKP'yi karşısına almak pahasına girmiyor bu yola.
Ne gazeteciler ne içerdeki generaller umurunda.
"Seçimler yaklaşıyor, sakın çizgiden çıkma, yeni taleplerime itiraz etme yoksa seni en hassas yerinden Ergenekon’dan vururum" diye mesaj gönderiyor.
Göreceksiniz; ABD Büyükelçisine "içişlerimize karışma" diye tepki gösterenler işin ucunda Washington'un olduğunu görünce nasıl dut yemiş bülbüle dönecekler..
M.Bayraktar-TUNALIM...
14 Şubat 2011 Pazartesi
HZ MUHAMMED (SAV) SEVGİSİ VATANIMIZIN TEMİNATIDIR.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yayınladığı mesajla tüm İslam aleminin mübarek Mevlid Kandili’ni tebrik etti. Prof. Dr. Haydar Baş kandil mesajında şunları ifade etti:
“Bu gece, Kainatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) dünyayı şereflendirdiği bir gecedir. Duaların ve ibadetlerin kabul olduğu, ruhların cûşa geldiği, dostlukların pekiştirildiği, kırgınların barıştığı, yakınların ziyaret edildiği, şüheda başta olmak üzere tüm ölülerimizin hatırlandığı maneviyat yüklü bu gece, hepimiz için çok önemli bir fırsattır. Özellikle ülke olarak kritik bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde, yüce milletimizin bu önemli fırsatı en güzel şekilde değerlendireceğinden şüphemiz yoktur.”
Kandil mesajında Türk Milleti’nin Hz. Muhammed (SAV) aşkına da vurgu yapan Prof. Dr. Baş,
“Türk Milleti, Peygamber aşığı yüce bir millettir. Bu sevdamızı yüreklerimizde diri tutalım, ne pahasına olursa olsun asla kaybetmeyelim. Zira Hz. Muhammed’e (SAV) olan sevdamızı yitirirsek, imanımızı, kimliğimizi, vatanımızı ve medeniyetimizi yitiririz. İnsanlık tablosu içinde Türk milletinden başka, askerine, Peygamberi Hz. Muhammed’inin (SAV) adını Mehmetçik olarak veren bir başka millet yoktur. Bu soylu haslete ve asalete bir başka millette rastlamak mümkün değildir. Milletimizin gözünü kırpmadan uğruna can verdiği Şehadet rütbesi, o kutlu Elçi’nin, Yüce Allah’tan bize getirdiği en büyük rütbelerden biridir. O rütbe ile, o sevdayla Çanakkale’yi ecnebiye geçilmez kıldık; o rütbe ve o inançla kurtuluş destanları yazdık. O rütbeye ve o inanca olan sevdasıyla, bu yüce millet, gerektiğinde daha nice destanlar yazar”
ifadelerini kullandı.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, kandil mesajını şöyle noktaladı:
“Bugün yüce milletimizi, ‘dinler arası diyalog’ ve ‘medeniyetler arası ittifak’ senaryolarıyla, işte bu hakk olan inançtan, bu yüce rütbeden ve bu Peygamber sevdasından kopartmak isteyenler, gerçekte vatanımıza, bayrağımıza, devletimize, namusumuza, medeniyetimize ve tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarımıza göz dikenlerdir, Bu mukaddesatımızı ecnebilere peşkeş çekmeyi misyon edinmiş olan pervasız taşeronlardır.
Mevlid Kandili münasebetiyle Yüce Milletimiz’e bu önemli gerçeği tekrar hatırlatmayı hayati bir görev kabul ediyorum. Bu duygularla, yüce milletimizin ve İslam âleminin Mevlid Kandili’ni tebrik ediyor; birliğe, beraberliğe, esenliğe ve berekete vesile olmasını ve tüm insanlığa güzellikler getirmesini Cenab–ı Hak’tan niyaz ediyorum.”
TUNALIM...
“Bu gece, Kainatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) dünyayı şereflendirdiği bir gecedir. Duaların ve ibadetlerin kabul olduğu, ruhların cûşa geldiği, dostlukların pekiştirildiği, kırgınların barıştığı, yakınların ziyaret edildiği, şüheda başta olmak üzere tüm ölülerimizin hatırlandığı maneviyat yüklü bu gece, hepimiz için çok önemli bir fırsattır. Özellikle ülke olarak kritik bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde, yüce milletimizin bu önemli fırsatı en güzel şekilde değerlendireceğinden şüphemiz yoktur.”
Kandil mesajında Türk Milleti’nin Hz. Muhammed (SAV) aşkına da vurgu yapan Prof. Dr. Baş,
“Türk Milleti, Peygamber aşığı yüce bir millettir. Bu sevdamızı yüreklerimizde diri tutalım, ne pahasına olursa olsun asla kaybetmeyelim. Zira Hz. Muhammed’e (SAV) olan sevdamızı yitirirsek, imanımızı, kimliğimizi, vatanımızı ve medeniyetimizi yitiririz. İnsanlık tablosu içinde Türk milletinden başka, askerine, Peygamberi Hz. Muhammed’inin (SAV) adını Mehmetçik olarak veren bir başka millet yoktur. Bu soylu haslete ve asalete bir başka millette rastlamak mümkün değildir. Milletimizin gözünü kırpmadan uğruna can verdiği Şehadet rütbesi, o kutlu Elçi’nin, Yüce Allah’tan bize getirdiği en büyük rütbelerden biridir. O rütbe ile, o sevdayla Çanakkale’yi ecnebiye geçilmez kıldık; o rütbe ve o inançla kurtuluş destanları yazdık. O rütbeye ve o inanca olan sevdasıyla, bu yüce millet, gerektiğinde daha nice destanlar yazar”
ifadelerini kullandı.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, kandil mesajını şöyle noktaladı:
“Bugün yüce milletimizi, ‘dinler arası diyalog’ ve ‘medeniyetler arası ittifak’ senaryolarıyla, işte bu hakk olan inançtan, bu yüce rütbeden ve bu Peygamber sevdasından kopartmak isteyenler, gerçekte vatanımıza, bayrağımıza, devletimize, namusumuza, medeniyetimize ve tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarımıza göz dikenlerdir, Bu mukaddesatımızı ecnebilere peşkeş çekmeyi misyon edinmiş olan pervasız taşeronlardır.
Mevlid Kandili münasebetiyle Yüce Milletimiz’e bu önemli gerçeği tekrar hatırlatmayı hayati bir görev kabul ediyorum. Bu duygularla, yüce milletimizin ve İslam âleminin Mevlid Kandili’ni tebrik ediyor; birliğe, beraberliğe, esenliğe ve berekete vesile olmasını ve tüm insanlığa güzellikler getirmesini Cenab–ı Hak’tan niyaz ediyorum.”
TUNALIM...
9 Şubat 2011 Çarşamba
BÜTÜN DÜNYA TÜRKİYE'Yİ BEKLİYOR
Adil paylaşım unutuldu
Tüm dünyada adil paylaşım kavramının unutulduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “İnsanların içindeki problemler çözülmeyince külleniyor ama yok olmuyor. Bu şekilde Tunus’ta ve Mısır’da olduğu gibi patlama noktasına geliniyor” dedi
Trabzon’da düzenlenen Ekoanaliz programına katılan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Tunus’ta başlayıp Ortadoğu’da birçok ülkeyi etkisi altına alan halk hareketlerini değerlendirdi. Konuşmasında yaşanan olayların altında yatan asıl nedenin bu ülkelerdeki gelir dağılımında yaşanan adaletsizlik olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “eğer halkın taleplerine cevap verilmez ve gelir dağılımında adalet sağlanmazsa Avrupa’da da Türkiye’de de bu tip olayların yaşanması kaçınılmazdır uyarısında” bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş olayların BOP projesinin uygulanması sonucu ortaya çıkmadığını ama sonuçta BOP mikroplarının ekilmesi için uygun bir zemin sağlandığına dikkatleri çekti.
Adil paylaşım unutuldu
BTP Genel Başkanı yaşanan isyan ve büyük tepkinin arkasında yatan asıl nedenin bu ülkelerdeki gelir dağılımında yaşanan adaletsizlik olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Maalesef dünya adil paylaşım kavramını unuttu. Bir tarafta bir tanesi milyar kazanıyor, bir tanesi bir dolara talim ediyor. Gelir dağılımında öyle bir dengesizlik var ki bu dengesizlik insanları tahrik ediyor. Her insanın bir talebi, isteği vardır. Eğer bunu verme makamında olan devletse mutlak suretle bunu vermesi lazımdır. Ha devlet bunu bir yıl geciktirir, iki yıl geciktirir, on yıl geciktirir ama bu talepler gittikçe artar. Fakat baskı rejimlerinde bunların üzeri örtülür. İnsanların içindeki problemler sindirile sindirile külleniyor ama yok olmuyor. O talep cevap bulmayınca işte Tunus’ta ve Mısır’da olduğu gibi patlama noktasına geliniyor.”
Türkiye ne yapmalı?
Eğer halkın taleplerine cevap verilmez ve gelir dağılımında adalet sağlanmazsa Avrupa’da da Türkiye’de de bu tip olayların yaşanması kaçınılmazdır uyarısında bulunan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye bu olayları yaşamayacak kaynaklara sahiptir” dedi ve Başbakan Erdoğan’a şöyle seslendi: “Eğer Türkiye’de bu taleplere cevap verilmezse burada da böyle olacak. Ama Türkiye’nin çok ciddi imkânları var. Türkiye asla böyle olaylar yaşamaya layık bir ülke değildir. Yani bizim bilhassa iktisadi açıdan müthiş kaynaklarımız var. Buradan ben Sayın Başbakan’a da sesleniyorum; getirsin ekonomisini düzelteyim. Ama o değil beni oraya getirmek, benimle konuşmaya bile korkar. Niye? Türkiye öyle bir hale geldi ki, biri birinin adamı – kimseyi itham etmek istemem- diğeri de bir başkasının adamı.”
Olayları BOP başlatmadı ama çıkarına kullanabilir
Peki, Ortadoğu’yu kasıp kavuran son olayların ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesiyle bir ilgisi var mı? Prof. Dr. Haydar Baş bu konuda da şöyle konuştu: “Acaba Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) burada bir etkisi var mı? Benim görebildiğim kadarıyla olay, BOP projesinin uygulanması sonucu ortaya çıkmış bir hastalık değil. Bu isteklerden, bu ihtiyaçlardan, yıllarca baskı gören bu anlayıştan halk, ‘artık bıktık, öleceksek bir defa ölelim’ dedi. Şimdi ortaya öyle bir manzara çıktı ki, bu BOP’un sahibi olan devletin bir projesi var, önce kaos… Yani vatandaş istemeden o kaosu yaşar duruma geldi. Dolayısıyla mikroplarını ekebilecek bir zemin hazırlandı.”
Başbakan proje sunmalı
Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olan Başbakan Erdoğan’ın Mısırdaki olaylarla ilgili yaptığı açıklamaları ve görüşmeleri de değerlendiren BTP Genel Başkanı, Türkiye’nin yapması gerekenleri şöyle sıraladı: “Şimdi Sayın Başbakan BOP’un eşbaşkanı olarak oraya mikrop salmak yerine proje sunması lazım. Efendim, Mübarek’e çek git demek kolay. O mikrop ordusunun adamını o koltuğa oturtmamaktır asıl mesele… Senin buna karşı hangi tedbirin var? Bunu söyle bakalım. Sayın Başbakan’a bu düşer. Niye? Biz 22 İslam ülkesine baş olmuş büyük bir milletiz ve devletiz. Ne Amerika’ya düşer ne şuna ne de buna. Obama’yla görüşmene gerek yok, Haydar Hocayla görüş kafi.”
Bütün dünya Türkiye’yi bekliyor
Prof. Dr. Haydar Baş, istesinler Mısırı da Ortadoğu’yu da kurtaracak projeler hazırlayabileceklerini söylerken “çözüm tüm dünyanın uygulamaya soktuğu Milli Ekonomi Modeli’dir” diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Allah’ın izniyle onları da kurtarırız. Gece gündüz çalışırız, ciddi projeler ortaya koyarız. Mısır’da kaynak yok mu? Tunus’ta kaynak yok mu? Var. Bütün dünyayı kurtaracak olan proje Milli Ekonomi Modeli’dir. Şimdi bütün çözümler Türkiye’yi bekliyor. TUNALIM...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
