31 Aralık 2010 Cuma

2011 YILI VERGİ VE ZAM BÜTÇESİ


Meclis’te kabul edilen 2011 yılı bütçesini değerlendiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu bütçe rakam olarak ne olursa olsun Türkiye artık tam bir vergi dönemine girmiştir” dedi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Meclis’te kabul edilen 2011 bütçesinin vergi ve zam bütçesi olduğunu söyledi. Partisinin Başkanlık Divanı toplantısında bütçe rakamlarını değerlendiren Prof. Dr. Baş dikkat çekici açıklamalar ve uyarılar yaptı. Konuşmasında kar getiren bütün kurumların siyasiler tarafından bedava denebilecek fiyatlarla satıldığını söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “bu haraç mezat satışlarla Türkiye 70 milyar liralık vergi gelirini kaybetmiştir” dedi. Bugün vatandaşı inleten zam ve vergilerin daha da artacağına dikkatleri çeken Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin bundan sonra tam olarak zam ve vergi dönemine girdiğini söyledi.

Bu bütçe vergi bütçesidir

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Meclis’te kabul edilen 2011 yılı bütçesini “bu bütçe vergi bütçesidir” şeklinde değerlendirdi: Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Bu bütçe vergi bütçesidir. Kamu İktisadi Teşekkülleri yani eski deyimle KİT’ler Türkiye’nin kar getiren kurumlarıydı. Türkiye bir yılda 70 milyar bu kurumlardan vergi alıyordu. Şimdi bunlar elimizden çıktı. Şu anda bütçe 312 milyar, 70 milyarı oradan gelecekti. Topladığında ne ediyor? 382 milyar olması gereken bütçe bugün 312 milyar. Bu gelirler ne oldu? Bunlar elimizden çıktı heba oldular. Bedavaya verdiler. Yahu dünyada bu kadar bozuk bir denklem olabilir mi? Servetin elinden çıkıyor, elinde bir kuruş kalmıyor. Bir kuruş borcun azalmıyor.”

Zam ve vergi hükümeti

Devletin en önemli gelir kaynakları arasında olan KİT’lerin bir bir özelleştirme yoluyla satıldığını söyleyen BTP Genel Başkanı, “hükümetin memurun, emeklinin maaşını verebilmesi için zam ve vergiden başka çaresi yok” dedi. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Niye benzin 4 lira oldu, diyorlar. Şükredin, daha fazla olacak. Siyasiler her şeyi sattı geriye bir şey bırakmadı. Bu vergi milletin devlet eliyle boğulmasıdır, soyulmasıdır. Bunları yaşayacağız. Bu bütçe rakam olarak ne olursa olsun Türkiye artık tam bir vergi dönemine girdi. Bana inanmayanlar olabilir. O zaman ben soruyorum, hadi göster bakayım gelir kaynağını? Nereden ne alacaksın söyle bakalım bana? Elimizde kalan bir şey gösterebilir misiniz? Daha ne zaman uyanacağız.”

Bütçe geçen yıla göre çok düşük

2011 bütçesinin geçen yılın bütçesinden sadece 26 milyar dolar fazla olduğunu belirten Prof. Baş, enflasyona dikkat çekti, enflasyon farkı dikkate alındığında bu seneki bütçenin geçen yıldan bile düşük olduğunu söyledi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Enflasyon farkını ortaya koyduğunuz zaman bu bütçenin asgari olarak 314 milyar olması lazım. Yani geçen yıla nispetle 2011 yılı mali olarak Türk milletinin zararına olacak” şeklinde konuştu.

Tarıma bir lokma bile vermediler

Bütçeden tarım kemsine ayrılan payda hiçbir artış olmadığına değinen Prof. Dr. Haydar Baş, “Tarım kesimine bir lokma bir şey vermemişler” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Tarım kesimine bir lokma bir şey vermemişler. Bu bütçede de bir şey vermiyorlar. Geçen yıl ne verdiyse bu yıl da aynısını veriyor. Tarımla iştigal eden kardeşlerim iyi bilsinler ki, her yıl geriye gidiyorlar, bu yıl daha da geriye gidecekler. Şu ana kadar geçimleri çok zordu, bundan sonra çok daha zor olacak.”

Tarım köylüsü ayağa kalkmalı

Geçimini topraktan sağlayan vatandaşların izlenen bu politikalarla her geçen gün daha ağır şartlarla karşılaşacağını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş şu dikkat çekici uyarıları yaptı: “Onların dünyasında Türkiye’nin köylüsü bitmiştir, tarıma yer yoktur. Niye? Avrupa diyor ki; ‘Benimle olacaksan tarımına son vereceksin.’ Onlar da Avrupa’ya söz verdiler. Şimdi Avrupa’nın pazarı Türkiye’dir. Bunu kafamıza koyalım. Ama Hocam benim bağlarımı, bahçelerimi bilmiyor musun? Yüz dönüm zeytinliğim var.’ Yüz bin dönüm toprağın da olsa seni aç bırakacaklar haberin olsun. Onun için tarıma bağlı kardeşlerim ayağa kalkacak, hem sanayiciyi hem tüccarları, hem kadınını hem de erkeğini ikna ederek, Bağımsız Türkiye Partisi’ni tek başına iktidara taşıyacaklar. Kurtuluşumuzun tek yolu budur.”
TUNALIM :http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=2195

28 Aralık 2010 Salı

Dış politikada yaşanan iflaslar

Kıbrıs Güney Rum Kesimi’nin Akdeniz’de kendisini Kıbrıs’ın tek hakim unsuru kabul ederek yaptığı ikili anlaşmalar Türkiye’nin dış politikadaki zafiyetini gösteren en önemli delillerdir.
Malum, Rum Kesimi geçtiğimiz günlerde İsrail ile “münhasır ekonomik alan” anlaşması imzaladı. Bu anlaşma ile Akdeniz’in İsrail ile Kıbrıs arasındaki bölgesinde her türlü kaynakların bulunması ve işletilmesi hakkını elde ediyorlar. Hatta bu alanda suni ada dahi yapma hakkını kendilerine veriyorlar.
Rum Kesimi buna benzer anlaşmaları Mısır ve Lübnan ile de yaptı. Bugünlerde ise Suriye ile görüşmeler devam ediyor ve Rum basınının haberlerine göre anlaşma konusunda son aşamaya gelinmiş.
Dilerseniz bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden yola çıkarak Türkiye için bir durum değerlendirmesi yapalım.
Türkiye’nin Kıbrıs politikası iflas etmiştir. Çünkü resmen tanımadığımız Rum Kesimi bizden evvel AB üyesi olmuş ve bugün Türkiye yokmuş gibi davranarak Türkiye’nin de hakkı olan Akdeniz’in zenginliklerini paylaşmaktadır.
Türkiye’nin AB politikası iflas etmiştir. Çünkü Güney Rum Kesimi’ne bu cesareti veren onu Ada’nın tek hakim gücü olarak öne süren AB’dir. Türkiye’nin de her şeye rağmen hala AB’ye girme konusunda ısrar etmesi Rum Kesimi’nin elini güçlendirmektedir.
Türkiye’nin İsrail politikası iflas etmiştir. Çünkü İsrail, Türkiye’nin hiçbir hareketini caydırıcı olarak görmemektedir. Türkiye’ye rağmen Güney Rum Kesimi’ni Ada’nın tek hakimi olarak kabul etmektedir ve de resmi anlaşmalara da imza atmaktadır. Türkiye’nin haklı olarak gösterdiği tepkilere de “küstahlık” yakıştırması yapmaktadır.
Türkiye’nin ABD politikası iflas etmiştir. Çünkü İsrail’in bu kadar cesaretli bir şekilde hareket etmesi, bölgede Türkiye yokmuş gibi davranması ABD’den aldığı cesaretledir. Esasen bu durum ABD nezdinde kimin stratejik müttefik olduğunun da en bariz göstergesidir.
Türkiye’nin Mısır ve Lübnan politikaları da iflas etmiştir. Bu ülkeler de Türkiye’nin her türlü tepkilerine rağmen Rum Kesimi’ni Ada’nın tek hakim gücü olarak kabullenmişler ve de anlaşma yapmışlardır.
Türkiye’nin Suriye politikası da iflas etmiştir.
İşte bu noktada biraz durmak gerekir. Çünkü AKP Hükümeti Suriye gibi komşu ülkeleri örnek göstererek “sıfır sorun” politikası konusunda hava atmaktadır. Nasıl bir sıfır sorun ki, Suriye Türkiye’ye rağmen Rum kesimi’yle resmi ilişkilere girip anlaşma noktasına gelebiliyor. Hem de anlaşılan alan KKTC’nin ve Türkiye’nin sahasına daha çok giriyor.
Esasen Suriye’nin bu şekilde davranması normal… Neden mi? Eğer siz kalkıp da İsrail adına Suriye ile pazarlık masasına oturursanız, İsrail sizin hava sahanızı kullanarak Suriye’deki tesisleri vurursa ve siz ses çıkarmazsanız, Suriye ile yaptığınız her görüşmede hep ABD ve İsrail’in emir ve taleplerini iletirseniz olacağı budur. Doğal olarak Suriye de Türkiye’ye güvenini kaybedecektir ve Türkiye yokmuş gibi davranıp kendine yeni bir yol haritası çizecektir.
Diğer önemli bir nokta da şu: Kendi topraklarının altında bulunan madenleri ağırlıklı olarak İsrail kökenli şirketlere haraç mezat pazarlayan Türkiye, Akdeniz’deki madenler konusunda nasıl hak iddia edebilecek?
Sizler baştan teslim olmuşsunuz, bundan sonra feryat etmenin hiçbir mantığı yok.


M.Çabas-TUNALIM...

18 Aralık 2010 Cumartesi

BÜLBÜL KAFESTE,KARGA BAĞLARDA

Binbir çeşit hile ve desiselerle, şeytana bile parmak ısırtacak kadar akıl almaz entrika ve iftiralarla bülbülü demir kafese hapsetmişsiniz, sonra da durup bahçelerden, bağlardan neden karga sesleri geliyor diye şikayet ediyorsunuz.
Bülbüller demir kafese hapsedilince meydanın kargalara kalacağını bilemiyorsanız cehaletinize yanın.
Aslanların demir kafeslere hapsedilmesi halinde meydanın çakallara ve tilkilere kalacağını kestiremiyorsanız idraksizliğinize yanın.
Hayatın her hangi bir alanında her hangi bir işi ehil olmayanlara vermeniz halinde o noktada kıyameti hazırladığınızı fark etmiyorsanız akıl kıtlığınıza yanın.
Kamuya ait, yani tüyü bitmemiş yetimlerin haklarının da içinde bulunduğu her hangi bir değeri, bir hazineyi, sorumlu olduğunuz makamda en az kendi öz malınız kadar korumuyor, kendi malınıza titrediğiniz kadar onun üstüne de titremiyorsanız, cehennem ateşinin üzerinde titreyeceğiniz günlere yanın.
Milletin yönetim emanetini üzerinize aldığınız halde, geçen süre içinde sizin servetinizin lahana misali katlanarak artmasına karşılık millet sürekli fakirleşmişse, siz kalınlaşmışsanız ve millet de günden güne incelmişse, sırtlandığınız kul haklarının ağırlığından burnunuzun üstüne sürüneceğiniz anlara yanın.
Velhasıl…
Bülbülün demir kafeslerde çürümesi için destek vermişseniz kulaklarınızın zarını patlatacak olan karga seslerinden şikayet hakkınız yoktur.
Sürekli kendi kasalarını ve keselerini düşünen bencil insanları seçip başınıza dikmişseniz, onları alkışlayıp şımarmışsanız, aç ve açıkta kalmaktan, işsiz ve aşsız kalmaktan şikayet etme hakkınızı kaybetmişsiniz demektir.
Tilkiyi kümese bekçi yapıp sonra da “ne oldu bu tavuklara” demek ne kadar akıllıca bir iştir?
A.Karaca-TUNALIM..

15 Aralık 2010 Çarşamba

[BTP] MİLLETİ AYAKTA TUTAN KURUMLAR‏

MİLLETİN DİNAMİKLERİ TEK TEK TIRPANLANIYOR

Aile, ordu, din ve devletin milleti ayakta tutan temel unsurlar olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Milleti ayakta tutmak istiyorsak bu kurumları korumaya mecburuz” dedi

Meltem TV’de her hafta pazartesi günü yayınlanan Haftanın Sohbeti programında konuşan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş toplumsal bir analiz yaptı. Aile, ordu, din ve devletin milleti ayakta tutan temel unsurlar olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı “ahlaki yozlaşmayı normal gibi gösteren dizilerle aileyi, kişisel hataları kullanarak da ordu yok etmek istiyorlar” dedi.

Milleti ayakta tutan kurumlar

Milleti ayakta tutan kurumların mutlaka korunması ve kollanması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Milleti ayakta tutmak istiyorsak bu kurumları korumaya mecburuz. Devlete bir tırpan attık. Zaten televizyonlarda yayınlanan dizilerle aile kurumuna çoktan tırpan atılmış. Aile mahremiyeti ortadan kaldırılmış. Edep, hayâ ve irfan bunlar yok olmuş. Ordu kurumu her yönüyle birlikte tartışmalı hale gelmiş. Biz de bunları söylediğimiz zaman ‘vay Haydar Hoca hem derin devletin adamı, hem de askerin adamı’ dediler.”

Darbe planlayanlar beni içeri alacaklardı

Programda Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma faaliyetlerine özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Haydar Baş kendisiyle ilgili ortaya atılan iftiralara şöyle dikkat çekti: “Balyoz Darbe Planı iddiası sözüm ona benim teşvikimle yapılmış, burada benim düşüncelerim merkez olmuş. Ondan sonra da bu hareketin önündekiler içeri atacakları on kişiden biri olarak beni tercih etmişler. Kim? Asker. Bu kadar saçma bir şey olur mu?”

Asker düşmanlığı asla yapmadım

12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde de hukuk dışı baskılara maruz kaldığını, üzerine haksız bir şekilde gelenleri hukuk önünde mağlup ettiğini ifade eden BTP Genel Başkanı “ben her şeye rağmen asker düşmanlığı yapmadım” dedi. Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Siyasete irade koyan, siyasette devam eden istese de istemese de bu düşünceye malik olması gereklidir. Olmadı, Allah’ın selameti başına olsun deyip ayrılması gerekir. Şimdi sen kalkıyorsun asırlar boyu kurulmuş bir sisteme, yani eski köye yeni kanun getiriyorsun. Sen bir kurulu yok ediyorsun. Yok, ettiğin zaman koruma zırhından mahrum oluyorsun. İstiklal mücadelesi vermek durumunda kaldığında seni kim koruyacak? Sen kim muhafaza edecek? Bunun içinde delisi var, yoldan sapanı, hakkı bilmeyeni var, Hakk’a karşı olanı var. Ha bizim maksadımız üzüm yemekse bağcıyı dövmek değilse o zaman bu gidişatımız yanlış. Ne yapacağız? Yapmamız gereken o kurumu ayağa kaldırmaktır.”

Boşluğu ideolojiler dolduracak

Bu değerlendirmelerin ardından sözü 3 generalin görevden alınmasına getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “hükümet kendi anlayışını Türk silahlı kuvvetlerine kabul ettirmeye çalışıyor” dedi. BTP lideri şöyle konuştu: “Türkiye’de bir sürü ideoloji var. Herkes kendi aklının kurallarını, faraza askeri siyasete hâkim kılmaya çalışırsa, askeri hayata hâkim kılmaya çalışırsa senin kabul ettiğini ben etmem, benim kabul ettiğimi sen etmezsin. O zaman bu kurum curcunaya döner.”

Askerlik mesleğini bilmiyorlar

Askeri yargıyı lağvedip, askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanması yönündeki hazırlığın da yanlış olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Sivil hayatla ilgisi ve alakası olmayan bir düzenlemenin bir manada adı askerliktir. Sen şimdi bu düzenleme bu kadar sivil hayata tersken sivil hayatın hukukuyla bunu yargılamaya kalkman ne askerlik mesleğini ne de sivil hayatı tanımadığını gösterir.”

BTP kadroları tertemiz bir kadrodur

Bu kritik değerlendirmelerin ardından Prof. Dr. Haydar Baş’ın son sözü, “çözüm vatanını dinini, ordusunu milletini seven Bağımsız Türkiye Partisi kadrolarındadır” şeklinde oldu. BTP Lideri şöyle konuştu: “Vatanperver, milletini, devletini ve dinini seven tertemiz bir kadrodur bunu iyi bilesiniz. Bu kadro öyle gelişigüzel bir kadro değildir. Yüce milletimiz bunun farkına varsın. Millet bu kadroyla bir ve beraber olduğunda –yeminle konuşuyorum– güneş çok farklı doğacaktır. Karanlık gecelerin nurlu sabahı mutlaka olacaktır.”

TUNALIM...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Wikileaks ABD için hassas tesislerin listesini yayımladı

.Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın gizli yazışmalarını yayımlayan internet sitesi Wikileaks, son olarak bu ülkenin ulusal güvenliği için büyük önem atfettiği, dünya genelindeki tesislerin listesini içeren bir belgeye yer verdi.

ABD'li diplomatların, zarar görmesi halinde, Amerikan çıkarlarının tehlikeye gireceğini söylediği tesisler arasında yüzlerce petrol tesisi, boru hattı, denizaltı kabloları ve fabrikalar var.


, Amerika Birleşik Devletleri
BBC diplomasi muhabiri Jonathan Marcus, bunun muhtemelen Wikileaks'in şimdiye kadar yayımladığı en tartışmalı belge olduğunu söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Şubat 2009'da, tüm dış temsilciliklerden, ülkenin ulusal güvenliği için önem arzeden tesislerin listesini çıkarmasını istemişti.

Listede, Kongo'daki bir kobalt madeninden, Avustralya'da panzehir üreten bir fabrikaya, Danimarka'da insülin imal eden bir laboratuvara kadar pek çok tesis var.

Times gazetesine göre güvenlik uzmanları, bu listeyi 'Terör örgütleri için bir hediye paketi' olarak niteledi.

'Suudiler terörün baş destekçisi'

Clinton, Suudi yönetiminin ikna edilmesi için daha fazla çaba harcanması gerektiğini söylüyor
Bu arada, Wikileaks'e göre, ABD Yönetimi, Suudileri, El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe gibi Sünni militan grupların en büyük mali destekçisi olarak görüyor.

Gizli belgelere göre, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suudi yetkilileri militan gruplara para akışını engelleme konusunda ikna etmekte zorlandıklarını belirtti.

30 Aralık 2009 tarihli belgede Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt'in militanlarla mücadelede pasif kaldıkları da öne sürülüyor.

Hillary Clinton, açıklamasında radikal İslamcı örgütlere mali destek konusunda Suudi hükümetini suçlamıyor; 'Suudi kaynaklar'dan söz ediyor.

Clinton, "El Kaide, Taliban ve Leşker-i Tayyibe, Hac dönemi ve Ramazan'da her yıl Suudi kaynaklardan muhtemelen milyonlarca dolar topluyor" diyor.

'Assange, bazı belgeleri tutuklanırsa yayımlayacak'Bu arada, Wikileaks'in kurucusu Julian Assange'ın avukatı Mark Stephens BBC'nin sorularını yanıtladı.

Stephens, Assange'ın bazı önemli bilgileri, sitenin ya da kendisinin başına kötü bir şey gelmesi durumunda yayınlamak üzere beklettiğini söyledi.

Stephens müvekkili hakkında İsveç'de yürütülen cinsel taciz soruşturmasının da siyasi içerikli olduğunu savundu.

Avukatına göre eğer Assange, bulunduğu ülke tarafından İsveç'e iade edilirse, İsveç de kendisini Amerika Birleşik Devletleri'ne gönderecek.

İsveç polisi, Ağustos ayında bu ülkeye gitmiş olan Assange'ı, İsveç'te bulunduğu süre içerisinde iki kadına cinsel tacizde bulunduğu suçlamaları nedeniyle sorgulamak istiyor.

İsveç Yüksek Mahkemesi Assange'ın gözaltına alınması kararını onaylamıştı.

İngiltere'de gizli bir adreste kaldığı belirtilen Assange ise, bu suçlamaları reddediyor ve iddiaların, yayınladığı belgeler nedeniyle kendisini karalamak isteyenler tarafından ortaya atıldığını söylüyor.
BBC Türkçe haber

3 Aralık 2010 Cuma

MİLLİ İTTİFAK ŞART..



BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Türkiye’nin bekasının tehlikede olduğuna işaret ederek, “Maneviyatı, kültürü, siyaseti, medeniyeti bir ve beraber olan arkadaşlarımızın, kanaat önderlerimizn, düşünürlerimizin, partilerimizin biraraya gelmesi lazım” dedi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları değerlendirdi. Bugün Türkiye’nin artık sağ – sol ve Alevi – Sünni kavgalarını geride bıraktığına işaret eden BTP Lideri, olayın mandacılılarla ulusalcıların kavgasına dönüştüğünü vurguladı. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi:

“Mandacılar ellerine geçirdikleri imkanlarla Türkiye’nin siyasetini, kültürünü, maneviyatını ve dinini maalesef yoketmeye çalışıyor. İlaveten bu mandacılar ABD’nin verdiği talimatla birlikte Türkiye üzerinde vatanın bölünmesi de dahil hiçbir girişime tepki göstermiyorlar. ‘Bunda bir rahmet, bereket vardır’ gibi İslam’la uzaktan ve yakından alakası olmayacak tarzda bir Deccal tavrı ortaya koymaktadırlar. Bunlar iktidardadır, muhalefettedir, oradadır, şuradadır... Ben bir kurumdan bahsetmiyorum. Bir zihniyetten bahsediyorum. Türkiye maalesef bu zihniyetin işgal sürecine girmiştir.”

Yapılması gerekenler

Türkiye’nin içinde bulunan durumu bu şekilde özetleyen Haydar Baş, ne yapılması gerektiği konusunda ise şunları söyledi:

“Bu zihniyetin işgal sürecinden Türkiye’yi koruyacak olan siyaset mekanizmasıdır. Maneviyatı, kültürü, siyaseti, medeniyeti bir ve beraber olan arkadaşlarımızın, kanaat önderlerimizn, düşünürlerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın, partilerimizin biraraya gelmesi lazım. Bunlar biraraya geldiği zaman çok ciddi bir netice ortaya çıkacaktır. Barajı aşmak değil, iktidar olmak gibi bir neticeyle bu birliktelik karşı karşıya kalacaktır. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın!”

2011’de birlik olunmalı

“Partiler 12 Eylül referandumunda ortaya koydukları tavrı, 2011 seçimlerinde de ortaya koymalı” diyen BTP Lideri Prof. Dr. Baş, kişisel çıkarların bir tarafa bırakılarak memlekete hizmet mantığı ile hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Elimizde bir netice var. Halkın yüzde 42’si HAYIR dedi. Yüzde 58’e gelince, halkın bir bölümü sandığa gitmediği için görüntü o şekilde ortaya çıkmıştır. Onları da ‘hayır’ cephesine dahil ettiğimiz zaman, yüzde 58 hayır, yüzde 42 evet’tir. 12 Eylül’de oluşan cephe ortaya konulduğunda, bu birliktelik sağlandığında ortaya çıkacak olan ittifak en az 10 puan farkla Türkiye’nin iktidarına namzet olacaktır. Onun için partilerimiz, sağduyulu arkadaşlarımız, kanaat önderlerimiz bir araya gelip bu ittifakı kurmaya mecburdur. Burada ufak tefek takıntılara yer vermemek gerekir. ‘Ene–benlik’leri bir tarafa bırakmak gerekir çünkü Türkiye’nin varlığı, bekası, ekonomisi, devletinin iradesi sözkonusu olduğu için bu birlikteliğe hepimiz destek vermeliyiz.”..TUNALIM...