25 Eylül 2010 Cumartesi

PKK,HÜKÜMETLE AYNI SAFTA

btp

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, referandum sürecinde terör örgütü PKK ile aynı safta gösterilmesi konusunda sert konuşarak, “Bu tam bir Deccal oyunudur. Bu Deccal’in vazifesi Müslümanı kafir, kafiri ise Müslüman göstermektir” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, referandum sürecinde hükümet kaynakları ile bazı basın yayın organlarının partisini terör örgütü PKK ile aynı safta göstermeleri konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. BTP Lideri, vatandaşa bedava dağıtılan yayınlarda PKK ile aynı safta gösterilmesine sert tepki göstererek, “Referandum kampanyası sırasında Trabzon’da yaptığım konuşmada, ‘Öcalan benimleyse, hiç merak etmeyin Müslüman olacak. Türkiye kurtardı ama ne gezer. Göreceksiniz seçim gecesi o bölgede HAYIR’ın çıkması mümkün olmayacak. Yüzde 10, yüzde 15 HAYIR çıktı, öpün başınıza koyun’ demiştim. Öyle de oldu.”

PKK, hükümetle aynı safta

12 Eylül gecesi referandumdan tam tersi bir tablo çıktı. Terör örgütünün etkili olduğu bölgelerde seçmen ya sandık başına gitmedi, gidenler de yüzde 95’e varan oranlarda EVEt oyu verdi. Bu bölgelerde HAYIR oyu yüzde 5’ler seviyesinde kaldı. Referandum sonrası avukatları vasıtasıyla İmralı’dan açıklama yapan Abdullah Öcalan da, “Biz isteseydik bu referandumu kesin kaybederlerdi. Biz ‘Hayır’ deseydik, bu değişiklik paketinin geçmesi imkânsız hale gelirdi. Erdoğan’a son bir şans verdik, bunu iyi görmesi gerekir” açıklamasını yaparak, PKK’nın bu süreçte hükümetle birlikte hareket ettiğini ortaya koymuştu. Partisinin Başkanlık Divanı toplantısında konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, bu ayrıntıya dikkat çekerek, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki oranlarını tek tek açıklayarak, hükümetle PKK’nın aynı safta olduğunu söyledi: “EVET oranlarını aktarıyorum: Bingöl yüzde 95; Bitlis yüzde 93, Diyarbakır yüzde 94, Hakkari yüzde 94, Mardin yüzde 93, Muş yüzde 92, Siirt yüzde 95, Şanlıurfa yüzde 94, Van yüzde 94, Batman yüzde 94, Şırnak yüzde 90... Şimdi Apo nerede at koşturuyor? Bu sahada... EVEt tarafındaki kimlerle beraber? Apo ile... Demek ki, Apo ile Başbakan aynı saftalar...”

Tam bir Deccal oyunu

Referandum sürecinde AKP Hükümeti ile PKK’nın aynı safta yer aldığını ifade eden BTP Genel Başkanı, bu kritik süreçte yaşananları da Deccal oyununa benzeterek, şöyle konuştu: “Bu tam bir Deccal oyunudur. Bu Deccal’in vazifesi neydi? Müslümanı kafir, kafiri ise Müslüman; hakkı batıl, batılı ise hak göstermek.” BTP Genel Başkanı, partisini terör örgütü ile aynı safta gösterenlere bu cevabı verirken, hükümet önceki gün terör örgütünün siyasi uzantısıyla çok önemli bir görüşme yaptı. Bu gidişatın ülkemizin hayrına olmadığını vurgulayan BTP Genel başkanı, Yugoslavya örneğini vererek, Türkiye’nin bölünüp parçalanacağı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “Bu anayasa değişikliği ile yönetim tek bir iradenin eline geçecektir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi yok olup kuvvetler birliği ilkesine dönüşecek ve böylece demokratik krallık rejimi ortaya çıkacak. Bu anayasa değişikliği ile Türkiye, Yugoslavya’nın mazisini kader olarak yaşayacak.”
TUNALIM...

24 Eylül 2010 Cuma

SEYREDİYORUZ İBRETLE...!

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” diye bir söz vardır, makalelerimde sıkça kullandığım Bu sözü, kısa ve öz olarak halimizi net bir şekilde açıkladığı için beğeniyorum. Etrafımızda cereyan eden olaylara, yaşanılan değişim rüzgarlarına ayak uydurmanın, akıl erdirmenin neredeyse imkansız olduğu zamanlardan geçiyoruz…
Dün, mücahit geçinenlerin bugünkü mütahitliklerini; hayatını davası uğruna tüketen nice dava erlerinin tel tel döküldüklerini görüyoruz, seyrediyoruz ibretle…
İçinde domuz yağı endişesiyle yağlardan, bisküvilerden; bazı içeceklerden uzak duracak kadar takvacı davrananların bugün yetimin hakkını dahi höpür höpür yediklerini seyrediyoruz ibretle…
Din adına en ufak bir olumsuz davranışı, (başörtüsü engellemelerini) cami çıkışlarında “tekbir; allahu ekber” nidalarıyla protesto edenlerin; zinanın suç olmasını kaldıranları, domuz etini serbest kılanları, kilise açanları, sessiz sedası ve tepkisiz karşılamalarını, seyrediyoruz ibretle…
Önce Sümela manastırını, sonra da Akdamar Ermeni kilisesinin açılış ayinini; imanlarına, itikatlarına ve geçmişlerine sığdıranları seyrediyoruz ibretle…
Biz çocukluğumuzdan bu yana şu inançla büyüdük: “insan; şerefi, namusu, vatanı ve imanı için yaşar”
Şimdi bakınız Allah aşkına etrafınıza; bu değerlerin artık demode olduğunu, varsa yoksa menfaat ve çıkar ilişkilerinin daha önde olduğunu görüyoruz.
Sümela manastırı sıradan bir dinsel yapı mıdır?
"15 Ağustos" tarihi tesadüf bir tarih midir?
Elbette ki hayır. 15 Ağustos, Sultan Fatih’in Trabzon’u fethettiği ve Pontus Rum imparatorluğunun hayatiyetine son verdiği gün olduğu için ille de o gün ayin düzenlediler ve bal gibi ecdadımızdan, tarihimizden öç aldılar. Sözde dindarların bırakın kıllarının kıpırdamasını, kalpleri bile ürpermedi… Fatih’in emanetine Fatih’in evlatları ihanet etti!
Milletten ses yok…
Akdamar Ermeni Kilisesi sıradan bir dinsel yapı mıdır?
Elbette ki hayır. Ermenilerin en etkin olarak kullandıkları ve dinsel amaçlardan çok siyasi ideallerine hizmet etmiş ve en acısı ermeni çetelerin işgal yıllarında Müslüman kadınlara tecavüz amaçlı kullandığı bir kilise olmuştur. Dün bu milletin analarına bacılarına tecavüz eden ermeni çetelerinin yaptıklarına jest uğruna bir de ödül verildi. Bu milletin parasıyla kiliseleri restore edildi ve, alın size hediye, kullanın, denildi.
Milletten yine ses yok!
Sokaklara çıkın, tepkiler ortaya koyun demiyorum ama, Allah rızası için Müslüman olduğunu iddia edenleri iman ve vicdan muhasebesine çağırıyorum.
Neler oluyor? Nerelere gidiyoruz? Hangi dine, hangi millete hizmet ediyoruz? Birileri çıksın ve bunun açıklamasını yapsın…
Biz, dün olduğu gibi bugün de aynı inançtayız Elhamdülillah; “insan; şerefi, namusu, vatanı ve imanı için yaşar”
U.Kepekçi-TUNALIM....

22 Eylül 2010 Çarşamba

DEVLETİN CANI EKONOMİSİDİR

“Bir insanı ayakta tutan gücün adına can denir. İşte milletlerin canı zahir planda ekonomisidir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli bir ekonomi sistemi lazım. Bu olursa Türk milleti, devleti ve ekonomisi dünyada ilk sırayı alır” de
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Haydar Baş tüm dünyayı globalleşme adı altında tek yerden yönetmek istendiğini söyledi. Bu bütünün parçası olmaya kabul eden ülkelerin globalleşmeyi ortaya koyan ülkelerin emrine girdiklerine dikkatleri çeken BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Dünyayı global bütünün bir parçası haline getirmek istiyorlar. Sen o bütünden bir parça olursan kimin emrine amade olacaksın? Onun emrine amade olacaksın. O halde buna sırtını dönüp, ‘hayır’ diyeceksin ve milli devletini kuracaksın. Çünkü milli devlete sahip olmayan bir milletin ayakta kalmasının asla imkânı yoktur. Neden mi? Her zaman söylüyoruz Filistinliler çok cesur insanlar. Elinde taşla topun, tankın, merminin üzerine gidebilecek cesaret var o gençlerde. Büyük bir cesaretle bu mücadeleyi veriyor Filistinliler fayda etmiyor. Neden? Onu koruyan bağımsız bir milli devleti yok da ondan fayda etmiyor. Binaenaleyh olması gereken güçlü ve tam bağımsız bir milli devlettir.”

Devletin canı ekonomisidir

İnsan vücudu için kanın ve canın ne kadar önemli olduğunu örnek veren Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, devletler için ekonominin de kan gibi önemli olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Bir insanı canlı bir şekilde hayatını sürdürmesine vesile olan gücün adına can denir. İşte milletlerin canı ve kanı zahir planda ekonomisidir. Milli bir ekonomi sistemi lazım. Bağımlı olmadan ve hiç kimseden destek almadan kendi ayakları üzerinde duran, kendi milletini beslediği gibi etrafındakilere de cömertçe ikram eden, gerekirse bütün dünyanın merkezi haline gelebilecek bir ekonomi sistemi lazım. Bana göre bu şartlar olursa Türk milleti, Türk devleti ve Türk ekonomisi dünyada ilk sırayı alır.”

Çözümün yegane adresi: BTP

Prof. Dr. Haydar Baş, bu kritik tespitlerin ardından tek yolun, tek çözümün tam bağımsız bir Türkiye ve Milli Ekonomi Modeli olduğunu söyledi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Tek yolumuz kaldı. Bağımsız, müstakil ve milletin menfaatini düşünen, her şeyini Allah için millete adayan ve milletin gerek iktisadi yapısını, gerek kültürel yapısını, gerek siyasi yapısının tamamını bilip, belli noktaya taşıyacak olan bir adrese ihtiyaç var bugün. Biz bu gerekçeyle ortaya çıktık.” TUNALIM…

21 Eylül 2010 Salı

AKL-I SELİM DÜŞÜNME VAKTİ

12 Eylül referandumu, evet tercihi ile sonuçlandı. Referandum sürecinde yaşanan olumsuzları bir tarafa bıkıp, vatandaşlar arasında oluşan kin ve nefret duygularının bir an önce tamir edilmesi, toplumsal barışın sağlanması için de herkes üzerine düşenleri yapması gerekmektedir.

Referandum sonuçlarını değerlendirirken bile sağduyulu davranmak, ölçülü söz ve davranışlar sergilemek gerekmektedir. Oluşacak kırgınlıkların, toplumsal kırılmalara sebep vermesi halinde moraller bozulur ve mücadele heyecanı kaybolur. Düşmanlıklar derinleşir, bundan da bu topluma asla fayda sağlanmaz. Olsa olsa düşmanlar sevinir!

Sonuçlar, başta ben ve diğer hayır diyenler tarafından pek de olumlu bir sonuç olarak değerlendirilmedi. Ancak, savaş kaybetmiş mağluplar gibi davranmanın açacağı yaralar, toplumda başka başka toplumsal olumsuzluklara sebebiyet vereceğinden, kimsenin moral bozukluklarına meydan vermeden, mücadele azminden hiçbir şey kaybetmeden mücadeleye devam etmesi sağlanmalıdır.

Verilen mücadelede referandumda evet çıkması durumunda meydana gelebilecek olumsuzlukları, devletimizin bekasının zedeleneceğini, kurumlar arasında barışın değil savaşın kızışacağı, demokraside kuvvetler ayrılığı ilkesinin kuvvetler birliğine dönüşeceğini, dolayısıyla toplumsal kırılmaların yaşanacağını dile getirdik.

Bu kaygılarımızı dile getirmemize rağmen vatandaşlarımızın evet tercihini kullanmasının toplumsal zararları mutlaka görülecek ama, zararın neresinden dönülse kârdır mantığı gereği, doğru bildiğimiz gerçekleri söylemekten yazmaktan başka çaremiz yoktur.
Üzülsek de sevinsek de bu vatan bizim, başka vatanımız yok ki!

Mücadele zamanlarında akıldan çok duyguların öne çıktığı, dolayısıyla aklı selim düşünülemediği bir gerçektir. İnsanlar nefislerine hakim olamayınca iş çığırından çıkmaktadır.
Referandum sürecinde söylenen sözlere yapılan yorumlara bakıldığında normal zamanlarda normal insanların birbirlerine söylemekten haya edeceği sözleri, taraflar birbirlerine söylemekten çekinmediler.
“Bunu ispat edemeyen şerefsizdir… Boyum 1.85 al tepe tepe kullan… Boyu uzun ama aklı yok…Boya değil soya bak… Gibi, sıradan bir kimsenin bile ağzına yakışmayan sözleri devlet büyüklerinden ve parti liderlerinden duymak zorunda kaldık.

Heyecan ve öfke zamanlarında kalbin ve duyguların halini İmam Gazali hazretleri çılgın dalgaların hakim olduğu bir zamanda yolculuk etmek isteyen geminin dümenine benzetmiştir. Kaptan en kadar mahir olursa olsun dalganın şiddetinden dolayı dümene hakim olmanın mümkün olmadığını, dolayısıyla öfke ve heyecan anında akla mantığa çok da hakim olunamayacağını dile getirmiştir.

Madem ki şimdi ortam sakinleşmiş, sonuçların toplumsal yansımaları beklenmektedir. Şimdi herkes tercihlerini tekrar gözden geçirsin, neye evet dedi, neye hayır dedi; yada hangi gerekçelerle tercihini kullandı… Nefisinin çıkarlarına mı yoksa devletinin milletinin çıkarlarına mı hizmet etti. Bunu mutlaka kendi vicdanında sorgulamalıdır...

Yaptım oldu demek, yada yapılan tercihi bir kenara atmak kimseye bir fayda sağlamaz. Madem ki (ağır aksak da olsa)demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Demokrasi için toplumsal bilincin oluşması için gayret edilmelidir. Yoksa demokratik mücadelelerde toplumsal bilince erişinceye kadar demokrasi de rayına oturmayacak ve olumsuzluklar asla düzelmeyecektir. Bilenler bildiklerini, görenler gördüğü tehlikeleri topluma usanmadan bıkmadan anlatmak zorundadır. Haydi herkes vicdan muhasebesine ve akl-ı selim düşünmeye!
U.Kepekçi-TUNALIM..

18 Eylül 2010 Cumartesi

Nalını tuttuğun atın süvarisi kim?..

Hayber Fatihi Hz. Ali’yi taşıyan Düldül’ün ayağındaki nalı tutan bir çivi isen bir değersin, bir işe yaradın demektir.
Nalını tuttuğun atın süvarisi Hz. Ali gibi bir kahramandır çünkü.
“Gökleri kapladı bir kara duman
Dumanın içinde İmam görünür
Abbas at üstünde vermiyor aman
Yezid’in askeri yaman görünür”
Dizelerinde ifade edildiği gibi, zalimin karşısında dik durmanın destanını yazan Hz. Hüseyin’in atının nalını tutan bir çivi oldu isen o eşsiz destanda senin de bir hissen var ve o hisse sana yeter.
Çünkü nalını tuttuğun atın süvarisi Peygamber torunu, cennet gençlerinin Efendisi, Hz. Fatma’nın ciğerparesi İmam Hüseyin’dir.
Sağında Akşemseddin, solunda Molla Gürani olduğu halde Topkapı surlarından şehre giren Fatih Sultan Mehmet’i taşıyan kır atın ayağındaki nalı tutan bir çivi oldu isen ne mutlu sana, şu fani dünyada bir işe yaradın demektir.
Çünkü nalını tuttuğun atın süvarisi de dünya tarihinde eşsiz bir destan yazan bir er kişidir, kelimenin tam anlamıyla bir Türk delikanlısıdır.
Gelgelelim, 21. yüzyılın ilk on yılını tamamlamak üzere olduğumuz şu zaman diliminde, şüheda yurdu olan Anadolu coğrafyasını dişlerinden kan sızan haçlı işgalcilere altın tepsi içinde sunmak için çırpınan Müslüman kılıklı adamların, hacı-hoca takının, Pensilvanya mukimlerinin atlarının nalının tutuyorsan binlerce defa yazıklar olsun sana.
Paslı bir demir parçasından farksızsın demektir.
Bugüne kadar yazdıklarımız son halk oylamasından sonra daha iyi anlaşıldı ya da anlaşılacak diye ümit ediyoruz.
Paspas gazetelerinden birine ya da bir kaçına abone olanlar, sam amcayı taşıyan atın ayağına nal ya da nalı tutan çivi vazifesi yapıyorlar dediğimizde bize hafiften darılanlar ne demek istediğimizi şimdi daha iyi anladılar her halde.
“İktidar için papaz cübbesi dahi giyerim” diyen ve “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığındık” vecizesini icad eden ve Amerika’yı kastederek “Büyük devletler özür dilemez” zokasını millete hazmettirmeye çalışan bir zihniyet iktidarının elini güçlendiren “evet”ler nerden gelmiştir?
Bu sorunun cevabı, sayın Başbakan’ın; “ Bu sürece katkı sağlayan Okyanus ötesindeki kardeşlerime teşekkür ederim” cümlesinde gizlidir?
“Bu sürece katkı sağlayan…” cümlesinden sadece Pensilvanya sakinini anlarsanız yanılmış olursunuz.
Okyanus ötesinde bu teşekkürü hak eden daha niceleri var.
“Evet”lerin fazla çıkmasından ötürü zil takıp oynayan küresel tefecilere bakıyorum da kimlerin altına at, kimlerin atına nal, kimlerin atının nalına mıh olduğunu ayan-beyan görüp senin adına üzülüyorum.
A.Karaca--TUNALIM...

17 Eylül 2010 Cuma

BÜYÜK OLMAYI UNUTTUK...

Okyanus ötesinden talimatlı bir dış politika, AB talimatlı iç siyaset ve IMF ve küresel patronlar tarafından yol
haritası çizilen bir ekonomi yönetiminin bizi nasıl bir kaosa sürüklediği gün be gün ortaya çıkmaktadır

20–30 yıla erişen uzun bir zamandan beri ülke, millet ve medeniyet meselelerimize dikkat çekerken, etrafımızı sarmış olan ve gittikçe de daralan “ateş çemberi”ne vurgular yaptık, bu badirelerden çıkış ve çözüm yolları gösterdik ve de göstermeye devam ediyoruz.
Dış politikamız ABD’ye iç politikamız AB’ye, ekonomimiz ise IMF’ye bağımlı

Dün de bugün de bu uyarıları yaparken maksadımız; hepimizi o günlerde ve gelecekte daha büyük sıkıntılarla baş başa bırakacak gelişmelere karşı milletimizi ve yetkilileri uyarmak, akl–ı selim ve basiretli davranmalarını sağlamaktı. Ne yazık ki, uyarılarımızı “felaket tellallığı” veya komplo teorileri diye niteleyenler, yaşananlar karşısında haklılığımızı gördüler; her ne kadar bunu itiraf edemeseler de…
Daha önce de söyledik ve yazdık; bizim haklı çıkmamızın bir önemi yok… Önemli olan şu ki; yüce medeniyetimizi inşa edip asırlar boyunca üzerinde yaşadığımız mukaddes vatanımız, milletimizin altındaki zemin hızla kaymaktadır. Nitekim Okyanus ötesinden talimatlı bir dış politika, AB talimatlı iç siyaset ve IMF ve küresel patronlar tarafından yol haritası çizilen bir ekonomi yönetiminin bizi nasıl bir kaosa sürüklediği gün be gün ortaya çıkmaktadır.

Türk milletinin mensup olduğu yüce medeniyet

Her zaman vurguladığımız bir gerçeği yeri gelmişken yine hatırlatalım: Türk Milleti çok büyük bir millettir. Tarih sahnesine çıkışından itibaren, yaşadığı çetin tecrübeler, geçirdiği zor imtihanlar sürecinde ortaya koyduğu asalet ve muvaffakiyetle bu sıfatı haklı olarak elde etmiştir. Üç kıtaya yayılan geniş coğrafyasında, gölgesi altında topladığı insan topluluklarına yaşattığı müreffeh ve adaletli hayat bunun göstergesidir. ‘Baba Devlet’ anlayışıyla hayata geçirilen siyasi ve sosyal nizamat, insanlık tarihinin altın harflerle kaydettiği, akl–ı selim sahipleri tarafından hakkı verilen bir yönetim başarısıdır.
Bu tespitlere eklenecek daha çok şeyler vardır. Ama bu kadarı dahi milletimizin kimliğini ve mayasını keşfetmek için yeterlidir sanırım. Bu maya ‘büyüklük’ mayasıdır, “asalet”tir. Bu büyüklükte; tevhid vardır, adalet vardır, merhamet vardır, hak vardır, hürriyet vardır, emniyet vardır, samimiyet vardır, insanlık vardır, ahlak vardır, mazlumu koruyup–kollama vardır…
İşte Türk milletinin mensup olduğu yüce medeniyetteki bu büyüklük; sonsuz nimetlerle dolu bu dünyayı, kendi arka bahçeleri haline getirmek isteyen Haçlı ve ‘sömürgeci karakterli” milletler ve devletler tarafından hep kıskanılmış, kendi çirkin hesaplarını boşa çıkaran bu ‘büyüklüğü’ yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu bir hak ve batıl mücadelesidir; dün olduğu gibi, elbette bugün ve yarın da devam edecektir.
Haçlı dünyasının sömürgeci taarruzları ve muhteris entrikaları neticesinde, başta üç kıtada at koşturduğumuz topraklarımız olmak üzere çok şey kaybettiğimiz doğrudur. Fakat hala henüz kaybetmediğimiz bir şey vardır; o da; mayamızı oluşturan ‘büyüklük’tür, “onurlu ve asil olmak”tır, “medeniyet hasletleri”mizdir.

Türkiye’yi bölünmenin eşiğine getiren sebepler

Yaşadığımız ve tüylerimizi ürperten güncel gelişmelere bir de bu perspektiften bakmakta faydalar vardır.
Bizi bölünmenin eşiğine getiren terör belası, devletin temelini oluşturan kurumlar arasındaki çatışmalar, en fazla güvenilmesi gereken kurumlarımıza karşı yürütülen karalama kampanyaları, gittikçe büyüyen işsizlik ve yoksulluk, bunun neticesi olarak ortaya çıkan parçalanmış aileler ve tabii ki gittikçe ayrışan milletimiz, dağılan sosyal hayat… Bu vahim tablo karşısında geçtiğimiz günlerdeki bir konuşmamızda yaptığımız uyarıyı yeniden yapalım: “Kendisini koruyan zırhtan mahrum olan bir milletin bekasını devam ettirmesi mümkün değildir.”
Elbette kimse kusursuz ve noksansız değildir. Ancak bu bağlamda gerçek şu ki, Türk ordusuna yönelik dahili ve harici taarruzların tamamı, bizzat Türk milletine ve medeniyetini hedef almaktadır. Bu yolla Türk milletine ve medeniyetine kastedilmek istenmektedir.

Devlet ve milletimizin birlik ve beraberliğini sağlamak

Vakıa şu ki; milletimizin ve medeniyetimizin bekasını sağlayan zırhımız hedef alınmış ve oldukça tahrip edilmiştir. Bu konuda sorumluluk kademesinde olanların büyük zafiyetleri vardır. Maalesef milletimizin iradesinin ve taleplerinin tersine hareket etmişler ve tarihten beri üzerimizde hesabı olanların dümen suyunda hareket etmişlerdir.
Milletimizi ayakta tutan temel unsurlar olan “aile, ordu, din, adalet mekanizması ve devlet”le Türkiye’de bilinçli bir şekilde oynandığını hepimiz büyük bir üzüntüyle görmekteyiz. İçeriden ziyade dışarıda tasarlanan ve ülkemizdeki taşeronlar tarafından hayata geçirilen entrikalar ve sömürgeci planlar, adeta devlet ve milletimizi başta olmak üzere her şeyimizi kasıp kavurmaktadır.

Çözüm, Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet tezlerimizde

Ülkemizin bir an önce bu badireden çıkması şarttır. Aksi takdirde bir girdap gibi devlet ve milleti içine çeker, milletimizi ve medeniyetimizi yok eder.
Öyleyse, yapılması gereken iş ve çözüm ortadadır. Çözüm, aslında sorunu tespit ederken gün gibi açığa çıkmaktadır. Bizi ‘büyük’ yapan değerler ne kadar tahrip ediliyorsa çözülme de o kadar çabuk olmaktadır. Yapılacak iş; devlet ve milletimizin birlik ve beraberliğini sağlayacak adımları acilen atmak, böylece çözülmenin ve bağbozumunun önüne geçmektir.
Biz, ‘Milli Ekonomi Modeli’ ve ‘Sosyal Devlet–Milli Devlet’ tezlerimizde bunu nasıl hayata geçireceğimizi bütün detaylarıyla ortaya koyduk. Milletimizle buluştuğumuz bütün platformlarda ve 400 aşkın bilim adamının iştirak ettiği uluslararası bilimsel kongrelerde bunları izah ettik, yazdığımız makalelerde, katıldığımız televizyon programlarında akıllara takılan sorulara cevap vererek net bir şekilde açıklığa kavuşturduk. Kısaca, çözüm konusunda anlaşılmayan hiçbir şey bırakmadık.

Biz vazifemizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz.

Türkiye’nin gelip dayandığı bu kavşakta, asıl büyük vazife yüce milletimize düşmektedir. İdari makamlarda olanlar, bir takım siyasi ikbal hesaplarıyla zaafiyete düşerek ortaya koyduğumuz model ve çözümlere kulak tıkayabilirler. Ama milletimizin böyle bir lüksü yoktur… Zira asıl çileyi çeken milletimizdir. Evlat kaybeden, aile kaybeden, açlık ve yoksulluk çeken, geleceğinden endişe eden milletimizidir.
Dolayısıyla çözüm, gün gibi ortadayken, buna duyarsız kalmak milletimizin mayasında bulunan ‘büyüklüğe’ de terstir.
Haydi o zaman, gelin elele verelim, “büyüklüğümüzü hatırlayalım” ve hep beraber ülkemizi hakkı olan onurlu ve müreffeh yere getirelim… Hem milletimiz kazansın, hem de insanlık! Prof.Dr.Haydar Baş .BTP Gnl.Başk. TUNALIM...

4 Eylül 2010 Cumartesi

Oku Türk evladı oku...

Başbakan medya aracılığıyla açıklama yapmış;

"Krizden kurtulmak için yerli malı kullanın!"
* * *
Ben de... dedim ki amenna, başbakanımız doğru söylemiş...

Başbakanı cepten arayıp tebrik edeyim dedim...
Meğerse Turkcell'in bir kısmına el koyup, Finliler'e Ruslar'a satmışlar...

Telsim'den arayayım dedim...
El koyup İngilizler'e satmışlar...

AVEA'dan arayayım dedim...
Lübnanlı'ya satmışlar...

Ev telefonundan arayayım dedim...
Araplar'a satmışlar...

E bari internetten e-posta yollayayım, maksat yerli malı kullanmak
olsun... O da Araplar'a gitmiş...

Ne diyelim...

Arab...
Sen bizi kurtar Ya Rab...
* * *
Bari dedim bineyim otomobile, başbakanın yanına gidip öyle tebrik edeyim...

Uzun yola çıkma dan önce araç muayenesi yaptırayım dedim... Araç muayene
işlerini Alman'a vermişler...

Sigortasını yaptırayım dedim...
Başak Sigorta'yı Fransa'ya vermişler...

Benzin alayım desem...
Zaten direk Irak'a dolaylı olarak ABD'ye gidecek param...

Ondan da vazgeçtim...
* * *
Madem dedim, başbakanı yerli malı kullanma sevdasından dolayı tebrik
edemedik.. E bari gidip bir bankadan kredi çekeyim de yüzde yüz Türk
sermayeli bir iş kurayım...

Maksat, başbakanın gözüne girmek...

TEB'e gittim, Fransızlar kapmış...
Deniz Bank'a gittim Danimarkalılar almış...
Oyak Bank'a gittim, Hollandalı oturuyor patron koltuğunda...
Finans Bank'ı da vermişiz Yunan'a...

Hani, Türk Bankası olduğu için Ziraat Bankası'nın Atina'da şube açmasına
izin vermeyen Yunanistan.. .

Ama Allah'ı var sayın başbakanımızın, Garanti Bankası'nın hepsini değil
sadece yarısını vermişiz Amerikalılar' a...
Valla tebrikler...
* * *
Dedim ki kendi kendime, bu da olmadı, en iyisi mi açayım bir radyoyu da
kafamı dinleyeyim.. .

Açtım... Süper FM...
Kanadalı'ya satmışlar...
* * *
Valla nasıl olur bu iş dedim kendi kendime...

Ne var ne yok elin ecnebisi kapmış...

Cep delik tava delik... Nokta nokta nokta üstelik...
* * *
Hemen bir 70'lik rakı açtım büyüğünden... Hani Türk içkisi ya. O bakımdan.
Efkar dağıtmak için...

Onu da Amerikalılar' a satmışlar meğerse...
* * *
Bir tek kömür madenlerini satmamışlar...
Seçim zamanlarında işe yarıyor çünkü...

Demokraside devrim yaptık ya hani...

Kömür demokrasi düzenine geçirdik ülkemizi...

O bakımdan...
* * *
Hadi bakalım...

Durmak yok yola devam... Alıntıdır...TUNALIM...

KİM NEYE “EVET” DİYOR FARKINDA DEĞİL

Millet olarak öyle bir hal aldık ki; “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete...”
Kim ne demiş, kim ne düşünmüş, kim neye nasıl tavır almış belli değil. Hele de bir referandum süreci yaşıyoruz ki; milletin tel tel dökülmesinin resmi görüntüsü halini almış vaziyette…

Bunun en bariz örneği AKP tarafından Tokat’ta düzenlenen mitingde yaşandı. Sayın Başbakan meydanda bulunan vatandaşlara soruyor; “bugünlerde CHP Genel Başkanı başörtüsü sorununu çözeceğini söylüyor inanıyor musunuz? Vatandaş hep bir ağızdan cevap veriyor; “eveeet”…
Başbakan şaşkın, şakın bakıyor kalabalıklara…
Soruyu değiştirerek soruyor; “inanmıyorsunuz değil mi?”
Vatandaş yine aynı heyecanla “eveeet” diye bağırıyor…
Başbakan gayet memnun ve gururlu olarak “işte fark ortada” deyip durumu kurtarıyor…

Gelin siz karar verin Allah aşkına değerli okurlar, nedir bu kargaşa, bu kalabalıklar size neyi anlatıyor…

Ramazanlarda minarelere asılan “Hayırlı ramazanlar” mahyalarını dahi kaldıran, selamlaşmalarda hayırlı işler hayırlı günler, hayırlı cumalar, hayırlı bayramlar gibi terimleri bile kullanmaktan çekinen bir zihniyetin başına gelen bu hal aynı zamanda vatandaşın halini de yansıtmaktadır. Her şeye rağmen, kim neye evet diyor farkında değil…

Görünen o ki Ramazan kumanyaları, yaz kömürü uygulamaları, ulufe fitre zekat yardımları ve resmi izinli memurlar tarafından doldurulan meydanlardan bile doğru dürüst mesajlar gelmiyor.
Millet canından bezmiş, ama maalesef kullanılmaya devam ediyor…

***
Hele birde din bezirganları yok mu? Onlar insanı iyice çileden çıkarıyor…
Esnaf bir dostumun yanına gitmiştim. Orada Hatice diye samimi ve inançlı bir kızacağız var. İlk defa oy kullanacak olmanın verdiği heyecanla bana şu soruyu sordu; “hocam ben referandumda hayır oyu kullanacağım ancak bir yakınım bana; sen nasıl hayır dersin, tevbe et yoksa Allah’a vereceğin hesaptan kurtulamazsın, dinsizler hayır diyor, Allah rızası için evet demek lazım diyor. Şimdi benim halim ne olacak…”
Ben de ona “bırak bu masalları bunlar din bezirganı, asıl Yüce dinimizi bu hale düşürenler Allah’a vereceği hesaptan korksun. Bu bir referandumdur. Kişinin dini duyguları bu işlere alet edilemez” dedim. Hatice rahatlıyor…

Hatice’nin yaşadığı bir örnek… Toplumda bunlardan çok sayıda var. Aslında bunlar yeni değil, zamanında Erbakan demez miydi; “seçim değil sayım yapıyoruz” diye… Bugün de evetçiler dinli, hayırcılar dinsiz, öyleyse dinli dinsiz sayımı yapıyorlar!
Vatandaşları dün kamplara bölenlerle, bugün kamplara bölen zihniyet aynı zihniyettir. Yok aslında birbirlerinden farkları!

Referandumu bahane ederek din bezirganlığına soyunan zavallı şarlatanlara verilecek ders, sandıkta hayır demekle olmalıdır…
Yunusun dediği gibi asıl hesap ahrette; “er kişi yarın hak divanda belli olur” U.Kepekçi-TUNALIM...