31 Ağustos 2010 Salı

ANAYASA'NIN ÜÇÜNCÜ MADDESİ HEDEF TAHTASINDA

Günümüzde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken yüzeysel baktığınızda gerçekleri görebilmeniz pek mümkün değildir.
Çünkü çoğu zaman görünen ya da gösterilen şey asıl niyetten çok farklı olabilir.
Güncel olması hasebiyle 12 Eylül referandumunda önümüze konulan Anayasa değişiklik paketini bu çerçevede biraz değerlendirelim.
Siyasi irade –ya da perde arkasında ABD, AB– niçin Anayasa Mahkemesi’nin yapısını kendi lehlerine değiştirmek istiyor?
Anayasa Mahkemesi’nin yargıyla alakalı birçok önemli görevleri olduğu gibi Anayasa’nın temel hükümleri koruma gibi yine çok önemli bir misyonu vardır.
Birileri kalkar da Anayasa’nın temel maddelerini değiştirmeye ya da kaldırmaya kalkarsa karşısında Anayasa Mahkemesi’ni bulur.
Malum, Anayasa’nın dördüncü maddesine göre ilk üç maddesi asla değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Ülkemiz üzerinde hesabı olanlar için ilk iki madde çok fazla sorun teşkil etmiyor ama üçüncü madde üzerinde biraz durmak lazım.
Anayasa’nın üçüncü maddesi:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.”
Büyük Ortadoğu Projesi ve AB kapsamında Türkiye’den nasıl bir talep var?
Türkiye’nin federasyonlara ayrılması isteniyor.
Türk milletinin etnik kökenlere göre ayrılması isteniyor.
Türkiye’nin dilinin sadece Türkçe olması istenmiyor.
Türkiye’nin bayrağının sadece Türk bayrağı olması istenmiyor.
Türkiye’nin milli marşının sadece İstiklal Marşı olması istenmiyor.
Türkiye’nin başkentinin sadece Ankara olması istenmiyor.
Dikkat ederseniz bu talepler özellikle AKP iktidarı döneminde fazlasıyla önümüze konuldu ve ülke içinde de dillendirilmeye, hatta tartışılmaya başlandı.
Bunların önündeki Anayasa engelini kaldırmak için Anayasa’da ciddi ve köklü bir değişikliğin yapılması gerekiyor.
Peki, bunun önündeki en büyük engel ne? Tabii ki Anayasa Mahkemesi…
Eğer yapılan ön bir değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ABD ve AB taşeronu siyasilerin kontrolüne girecek şekilde değiştirilirse sonuç ne olur?
ABD ve AB’nin yıllardır planladığı köklü değişiklikler için zemin hazırlanmış olur.
Evet, “12 Eylül referandumunda “evet” çıkarsa ülke hızla bölünmeye doğru gidecektir” derken hayal kurmuyoruz, rüyalardan bahsetmiyoruz, komplo teorisi üretmiyoruz.
Anayasa değişiklik paketini önümüze koyanların asıl hedefinde bu var.
Bunlar gerçekler.
Gizli niyetleri bu olanlar, maalesef görünüşte bir takım süslerle, göz boyamalarla milletimizi kandırıp gerçekte milletimizin boynuna ipi geçiriyor, ayağının altındaki sehpayı da itiyor.
Millet olarak gerçekleri göremezsek, yarın kendimizi geri dönülmesi güç olan bir girdabın içinde bulabiliriz.
Ayık olalım ve bizi gerçekten ayıktırmaya çalışanlarla beraber olalım.
TUNALIM...

29 Ağustos 2010 Pazar

LİDER OLUNMAZ, LİDER DOĞULUR!

"Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır. " M.Kemal ATATÜRK

Hani bir söz vardır “lider olunmaz, lider doğulur” diye. Gerçekten de liderlik sorunu asrın insanının en fazla ihtiyaç duyduğu bir konudur. Geçmiş tarihlerde dünyaya yön veren, çağ açıp çağ kapayan, insanlığa huzur ve saadet getiren, işgal ve zulümlere son veren, fetihlerle ele geçirilen yerlere, gönüllere, bereket getiren eşsiz liderler yetiştiren bir millet olduğumuz için şanslı bir milletiz…

Ama maalesef geçmişteki bu şansımızın devam ettiğini söylersek biraz abartılı konuşmuş oluruz. Dünyada olduğu gibi memleketimizde de son dönemlerde maalesef lider kıtlığı çekilmektedir.

İnsanlar yaratılış gayelerinin dışına çıktıkça, esastan uzaklaşmış, yüce davalardan uzaklaşmış, günü kurtarma felsefesine bürünmüş, kendi nefsinden başka hiç bir şeyi düşünmemeye alışmış, “ben” merkezli bir yaratık halini almıştır. Bütün olayları sadece kendi çıkarları doğrultusunda düşündüğünden, düşünce ufukları öteleri ve geleceği anlamaktan uzaklaşmış, bırakın öteleri kuşatmayı, bugünü değerlendirmekten, yarını hesap etmekten uzak bir hâl almıştır…

Bu kadar kargaşa içinde bocalayan insanlar kendi kendine yeterlilik arz edemeyince, başkalarının akıllarıyla hareket etmek durumunda kalmıştır. Koca imparatorlukların yıkılış sebeplerine baktığımız zaman görmekteyiz ki, başkalarının akıllarıyla, tavsiye ve emirleriyle hareket eden sözüm ona liderlerin büyük rol oynağını görürüz…

Başkalarından akıl alma süreci, batılılaşma sürecinde o kadar ileri gitti ki; bizi, bize ait olmayan fikirler doğrultusunda yönetmeye kalkışmak moda halini almıştır…

Başkalarını takip etmeğe, özelliklede batı kültürü ile bütünleşmeye kalkışınca da kendi kültürümüzden ve inançlarımızdan uzaklaştırıldık. Neticede de yüce fikirlere ve davalara sahip bir millet, başkalarının oyun ve oyuncağı olmaktan kurtulamadı…

Son dönemin bizi yönetmeye memur kılınan yöneticilerine bakınız… Ufuklarını, gördüklerini, göremediklerini kontrol ediniz, ne kadar acıklı hallere düştüğümüzü görüsünüz…

Açılım diye yola çıkıyorlar, bir adım sonraki uçurumu, parçalanmayı göremiyorlar…
Üstünde bir milletin mutabakata varamadığı, kamplaşmalara sebebiyet verdiği, hizmet değil hezimete yol açacak tuzakları bulunan anayasa paketleri hazırlıyorlar…

Ecnebilerin akıllarıyla yürütülen iç ve dış siyaset tamamıyla tıkanmıştır. Gerek ekonomik, gerek siyasi, gerek kültürel, hemen her sahada devletin kurumları, milletin umutları tel tel dökülmekte, ne olduğu milletimiz tarafından belli olmayan projeler, pazarlıklar ve icraatlar sayesinde, milletimiz bölünme parçalanma sürecine doğru sürüklenmektedir…

Millet olarak sinesinden çok liderler çıkaran Türk milleti, muhtaç olduğu liderleri yine kendi bağrından çıkarmaya muktedirdir ancak, öncelikle yaratılış gayesini bilen, Hakk’a kulluk eden, bencillikten kurtulan, bir mantık içerisine girilmesi gerekmektedir.

Halk bu mantığa bürününce, Hakk bu yönde tecelli eder;
“İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.”(Ra’d suresi 11. Ayet) U.Kepekçi-TUNALIM

20 Ağustos 2010 Cuma

ABD,AKP VE PKK "EVET" DİYOR.

Açıkca anlaşıldı ki PKK ve yandaşlarının ‘boykot’ manevrası Atlantik ötesinden kararlaştırılmıştı. İnce hesaplar yapılmıştı. ‘Boykot-Hayır’ cephesi bütünleştirilecek, Halk ‘Hayır’dan uzaklaştırılacaktı.
ABD, AKP
ve PKK
‘EVET’ DİYOR!

Açıkca anlaşıldı ki PKK ve yandaşlarının ‘boykot’ manevrası Atlantik ötesinden kararlaştırılmıştı. İnce hesaplar yapılmıştı. ‘Boykot-Hayır’ cephesi bütünleştirilecek, Halk ‘Hayır’dan uzaklaştırılacaktı.
Şimdi alenen ortada ki:
PKK ‘EVET’ diyor.
APO ‘EVET’ diyor.
BDP ‘EVET’ diyor.
AKP yalanlıyor ama iktidarın, ‘evet’e yol hazırlamak için adımlar attığını PKK liderlerinden Karayılan açıklıyor.
‘Ateşkes kararının devlet ile Öcalan arasında sağlanan temaslar sonucu alındığını’ söylüyor. ‘Görüşme talebinin Türkiye Cumhuriyeti devletinden geldiğini’ belirtiyor.
Ve Güneydoğu Anadolu’da faaliyet gösteren STK’lar bir bir dökülüyor: Hepsi koro halinde ‘EVET’ diyorlar . Güneydoğulu işadamları da ekranlardalar. İmaj konusu düşünülmüş. Pek Amerikanca! Üstlerinde bir örnek beyaz gömlekleri var.
‘EVET’ diyeceğiz!’ diyorlar. ‘Daha derin ve geniş kapsamlı bir değişim süreci başlayacak. Bu referandum aslında yepyeni bir anayasaya ön basamak olacak.’
Tercümesi ‘Güneydoğuya özerkliğin yolu açılacak!’

‘Baba, oğul ve kutsal ruh’!

Tablo net! Pazarlık ‘Sen bana Evet ver! Ben sana Özerklik!’ çerçevesinde gelişiyor.
İktidar ve terör örgütü arkalarında Amerika, ‘Baba, oğul, ve kutsal ruh’ olarak, hristiyan üçlemesini tamamlıyorlar.
Fener Patrikhanesi, Sümela’da Pontus’a ‘EVET’ çığlıklarıyla onlara eşlik ediyor.
Dengeyi kaçırmamak için, Ermeni kilisesinin Akdamar’dan atacağı ‘EVET’! çığlıklarını, referandum sonrasına ertelediler. ‘Van Ermenidir!’ korosunun sahne alışını, 19 eylülde planlıyorlar.

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, kararlı! Türkiye topraklarını BOP haritasına uygun biçimde bölmeye ‘EVET’ diyorlar!
Her birinin değişik sebepleri var. Ama oyunun kuralını Baba koyar. ‘Baba’, dünyayı işgal eden küresel şirketler. ‘Baba’, yerli işbirlikçi ve taşeronlara tabii ki hak ettiklerini verecek. En önemlisi, görevlerini layığıyla yaptıkları takdirde, onları deliğe süpürmeyecek.
Kutsal Ruha gelince, bu haçlı oyununda PKK’yı oynuyor. ‘Baba’ya yeni bir İsrail hediye etmek için çabalıyor. Görevi, en münbit maden ve petrol topraklarını Türkiye’den ayırıp dünyayı yönetme hevesindeki çetenin emrine sunmak.! Yeni kurulan devlet, devamlı kaos üreten bir makine olarak, Amerikan kılıcını, Ortadoğu’da sallayacak!
Bush söylemişti. Türkiye Avrasya’nın kilidi! Türkiye’den Çin’e kadar uzanan Avrasya, tüm dünyadaki doğal zenginliklerin dörtte üçünün sahibi!
Avrasya’ya açılan bu kilit kırılırsa, ‘tek dünya devleti’ne giden yol açılacak. Kaynakları giderek tükenen emperyalizmi, en az 100 yıl rahat yaşatacak ve savaştıracak, enerji ve madenler yağmalanacak!

Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattı!

Bu projenin önünde duran güç Türkiye’dir. Hükümetler tamamdır da halk ‘halledilememektedir! 100 yıldır tüm zaafları didiklenmektedir.
Boşuna Rize’den İskenderun’a hatlar çizilmemiştir.
Rize Çayeli Bakır yataklarından başlayın, Elazığ Maden’e, Palu’ya, Sivrice’ye oradan Diyarbakır Ergani’ye, İskenderun’a inin.
DÜNYA ÇELİK TRÖSTLERİ O HATTAN BESLENİR.
Almanya 2. dünya savaşına o bölgenin kromundan aldığı güçle girmiştir.
Atatürk’ün vefatından bu yana, dünya tröstlerinin gözü maden diyarı Maden’de, Ergani’de, Bakır diyarı DİYARBAKIR’da, gümüş kapısı DER-SİM’de (bkz C. Özakıncı) ya da Tunç elleri Tunceli’dedir. Yani Elazığ- Dersim- Diyarbakır hattında 100 yıldır yaratılan kaosun nedeni bellidir.
Lütfü Ergene dostumuz, muazzam arşivi ile bana ışık oluyor. Bakın ne diyor:
‘Yıl 2010. Başta Almanya, İsveç ve Norveç olmak üzere dünyadaki çelik üreticisi ülkelerin yıllık ortalama bir milyon ton civarında ham Krom ihtiyacını karşılamaya devam eden Türkiye, bir çılgınlık sonucu hala Krom destekli -yani nitelikli- çelik üretememektedir.
Türkiye'de Demir Çelik İşletmeleri diye boy gösteren fabrikalarda ise ne yazık ki neticede basit anlamda inşaat demiri üretilmektedir.
Nitelikli çelik üretmek için gerekli olan ham Krom'u ferrokrom haline dönüştürme faaliyetinden, Elazığ Ferro Krom fabrikası özelleştirilip kapatılarak vazgeçilmiştir.’

Tıpkı İskenderun Demir Çelik’in kuruluş aşamasında ABD, gizli raporlarla ‘Türkiye’deki bu gidişin durdurulması’ emrini verdiyse (Bkz. A. İlhan Hangi Atatürk), Ferro krom’un da akibeti farklı olmamıştır. Türkiye her ağır sanayi adımında engellenmiş, ‘Sen ham maden sat! Yoksa bedel ödetiriz!’ denmiştir.

‘EVET’ ile paylaşılacak Hazine!

Kısacası bölge bir hazinedir. Küresel çete, ÖZERK KÜRDİSTAN aşamasında, bu hazineyi bölge ileri gelenleri, işadamları, örgüt yandaşlarıyla ‘paylaşacağı’ mesajını yaymaktadır. Aynı anda ‘işine bakmaktadır’!
(Afganistan’da Irak’da da aynı mesajları vermişti. İşgal başladığında önce içerdeki yandaşlarını temizledi. )
Küresel çetenin en önemli işi, kucağında büyüttüğü siyasiler, ekonomistler hukukçularla önündeki tüm engelleri kaldırmak için bir Anayasa yapmaktır.
Bunun ilk aşaması olan REFERANDUM yasadışı şekilde gündeme taşınmıştır.
EVET için ‘Yedi düvel’ çalışmaktadır. Çünkü EVET, Ergani, Çayeli, Tunçeli, Maden kromu, altını bakırı gümüşü petrolü demektir.
O nedenle, ABD ve Avrupalı büyükelçi ve konsoloslar, ‘EVET’ çığlıkları atarak yurdun dört bir yanını dolaşmaktadır.En çok ziyaret edilen bölge ne hikmetse (!) ELAZIĞ- ERGANİ hattıdır. (Dipnot 1)
Onlar küresel şirketlerin memurlarıdır. 300 küsur yabancı şirket , ŞİMDİLİK, Danıştay ve Anayasa mahkemesi engelleriyle ‘uğraşarak’ bu servete el koyabilmektedir. Yeni Anayasa ile önlerindeki tüm engeller kalkacak, hazine ayaklarının dibine düşecektir!
İşte bu nedenle dünyayı yöneten küresel şirketler koro halinde ‘EVET’çidir.
EVET ile ele geçecek servet, Suriye sınırında 4 trilyon dolarlık petrol, (dipnot 2), güneydoğunun münbit topraklarında yatan bakıra yani altına, gümüşe, kroma, doğrudan el koyma imkanı.. Servetin boyutunu siz hesabedin!

Selim Kotil, küresel çetenin ,iktidarla üleşiminden örnekler veriyor:
‘Örneğin İsrail devletini kurduran Rothschield ailesi ile Başbakanın damadının genel müdür olduğu Çalık Grubu, Anatolia Minerals firmasında % 50 şer ortaklar. Bu firma 4 milyon dönüm arazi kapatmış durumda.
Fethullah Gülene yakınlığı ile bilinen Koza Grubu 6 milyon dönüm arazi ve 500 ruhsatla bu işin en önünde.’

EVET için her şey mübah!

İşte bu üleşim nedeniyle, AKP hükümeti, Yabancılara Toprak Satışı Kanununu Yargıya takılmadan geçirmek zorunda. Tapu kanununu çıkarmak
Yabancı Şirketlerin Taşınmaz Mal Edinmelerine izin vermek zorunda.
Bunların önünde duran yargıyı ezip yoketmek zorunda.
EVET çıkarsa, bu yağmaya karşı açılmış tüm davalar kapanacak. Küresel ‘Baba’ topraklara madenlere petrole el koyacak, ‘Oğul’ deliğe süpürülmeden koltuğunda kalacak ve hazineden pay alacak, ‘kutsal ruh’ kukla devletten pay kazanacak, saraylarda yaşayacak. Feodal ağalıktan krallığa sıçrayacak. Yöre halkı acından ölmeye devam edecek. Bugün Silvan’da iftarını açacak ekmeği olmadığı için kendini asan ‘Hacı’nın, iftar açmak için gideceği bir evi de olmayacak.Bu kabus gerçekleşirse, Güneydoğu Anadolu, Afganistan , Pakistan ve Irak halkının kaderini paylaşacak!


Bu bir yedi düvel oyunudur. Ve oyunun son perdesidir.
Bu oyunda batının 300 küsur şirketi, ağzından salyalar akıtarak, diş geçirdikleri doğal zenginliklerimize el koymak için yeni Anayasa beklemektedir.
Durum artık PARTİLER ÜSTÜ bir durumdur. Ne yazıkki gerçek bir muhalefet uzun yıllar önce budanmış ve yeri boş kalmıştır. Lider olabilecek kişiler öldürülmüş ya da içeri tıkılmıştır. EVET’in geçmesi halinde, ‘aydın’ sıfatlı pek çok kişi de aynı akibeti paylaşacaktır. Görev HALK’ındır!
Hangi partiye yakın olunursa olunsun, Türkiye’nin Bekası için, bu milletin geleceği, varlığı, devamı için, emperyalist odakların son oyunu bozulmalıdır!
HAYIR demek farzdır.


Banu AVAR


DİPNOT:
Tarih: 28 Temmuz 2009

Konsolos Hallberg Elazığ'a geldi
ABD Adana İkinci Konsolosu Kurt Hallberg, Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu'nu ziyaret etti. Konsolos Hallberg, Selmanoğlu'nun makamında gerçekleşen ziyarette Türkiye'nin Adana veya Ankara'dan ibaret olmadığını, büyük bir ülke olduğunu belirterek, ''Türkiye, büyük ve zengin bir ülke. Bu yüzden daha iyi tanımak için gezmemiz lazım'' dedi. Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin devam ettiğini ifade eden Hallberg, Türkiye'nin ekonomisinin küresel krize rağmen iyileştiğine işaret etti.
Başkan Selmanoğlu da Hallberg'i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Türkiye'nin büyük bir devlet olduğunu kaydeden Selmanoğlu, ''Küresel kriz gelse bile Başbakanımızın kaydettiği gibi teğet geçmektedir. Alınan çok güzel radikal kararlarla ülkemiz inşallah önümüzdeki dönemde daha rahat edecek, ekonomi daha rahatlayacaktır. Türkiye gerçekten Avrupa'da hissedilebilir şekilde büyük bir devlet, ekonomisi büyük. İnşallah daha güzel günleri birlikte yaşayacağız diye düşünüyorum'' diye konuştu. Selmanoğlu ve Hallberg bir süre basına kapalı olarak görüştü. Hallberg'in Elazığ'daki ziyaretlerinin ardından Diyarbakır'a geçeceği öğrenildi.

Tarih 26 Mart 2010…
Avusturya Büyükelçisinden Vali Erol’a Ziyaret
Bir dizi incelemede bulunmak üzere Elazığ’a gelen Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u makamında ziyaret etti.
Bugün Elazığ’a gelen ve bir dizi incelemelerde bulunacak olan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar Elazığ Valisi Muammer Erol’u bu sabah makamında ziyaret etti. Büyükelçi ziyarette Elazığ Valisi Muammer Erol’dan Elazığ ile ilgili bilgiler aldı.
Ziyaretten sonra bir değerlendirme yapan Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, sadece Ankara’da kalmak istemediklerini, zaman zaman Türkiye’nin değişik bölgelerine ziyarette bulunduğunu ve bu kapsamda Elazığ’a geldiğini ifade etti. Elazığ’a ilk defa geldiğini ifade eden Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Elazığ’ın ekonomik potansiyelleri hakkında bilgiler alacağını belirtti. Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar, Fırat Üniversitesine de bir ziyarette bulunacağını kaydetti.
Elazığ Valisi Muammer Erol ise ziyareti anısına Avusturya Büyükelçisi Hiemaria Gürar’a bir kilim hediye ederken, büyükelçi de Elazığ Valisi Muammer Erol’a Avusturya’yı tanıtan bir kitap takdim etti.
Kaynak: http://www.elazig.gov.tr/h1090-avusturya-buyukelcisinden-vali-erola-ziyaret.html

DİPNOT 2
Mehmet Emin Koç yeni mesaj’da yazdı:
‘AKP hükümeti, Suriye sınırımızdaki 2 Kıbrıs büyüklüğünde mayınlı araziyi İsrail’e, temizlemek karşılığında hiçbir bedel almadan sadece mayınları temizlemek karşılığında 49 veya 99 yıllığına İsrail başta olmak üzere ecnebi firmalarına devretmeye çalıştı.
Anayasa Mahkemesi iptal etti. (23 Temmuz 2009)…
İngiliz Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu açıkladı.’
Tunalım...

10 Ağustos 2010 Salı

1982 ANAYASASI'NA RAHMET OKUTACAKLAR...

Anayasa referandumunda ‘Hayır’da Yarışalım’ sloganıyla çalışmalarını hızla sürdüren Bağımsız Türkiye Partisi’nin hukukçu kurmaylarından Prof. Dr. Ünal Emiroğlu, “1982 Anayasa’sına rahmet okutan bir ısmarlama Anayasa’yla karşı karşıyayız” dedi

12 Eylül’deki Anayasa referandumunda ‘hayır’ oyu verecek olan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) çalışmalarına hız vererek devam ediyor. BTP Genel Başkanı Yardımcısı Anayasa hukuku uzmanı Prof. Dr. Ünal Emiroğlu Aydın’da düzenlenen bir programda vatandaşlara Anayasa değişiklik paketiyle ilgili olarak dikkat çekici açıklamalar yaptı. Prof. Dr. Emiroğlu, “12 Eylül 1980 askeri müdahalesi sonucu hazırlanan bu 1982 Anayasa’sına rahmet okutan bir ısmarlama Anayasa’yla karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.

Hukuku ele geçirmek istiyorlar

AKP’nin hazırladığı Anayasa değişikliğinin 1982 darbe Anayasa’sına bile rahmet okutacak bir değişiklik olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Yardımcısı Prof. Dr. Ünal Emiroğlu, “iktidar yargıyı tamamen ele geçirmeye çalışıyor” dedi. Prof. Emiroğlu şöyle konuştu: “Hukuku ele geçirme amacı söz konusu. Ve bunu bizim önümüze koyuyorlar. Kendi yasalarını halka da tasdik ettirmek için adeta kendi suçlarına bir iştirakçi arıyorlar.”

PKK’lıların ayağına mahkeme götürülmüştü

Konuşmasında son dönemde yaşanan yargılamalara da dikkat çeken Prof. Dr. Ünal Emiroğlu terörist başı Apo’nun talimatıyla açılıma destek için Kandil Dağı’ndan gelen PKK’lı teröristlere mobil mahkeme kurulmasını da değerlendirdi. Emiroğlu şunları söyledi: “PKK’yı davet ediyoruz, davulla zurnayla karşılıyoruz. Onların ayağına mahkemeleri götürüyoruz. Seyyar mahkeme diye bir şey Türk adaletinde var mı? Olmaz. Herkes mahkemeye çağrılır, mahkeme şüphelinin ayağına gitmez. Ve kendilerinin deyimiyle ince bir ayar çekilmiştir. Türk ulusu adına karar veren bir mahkemenin bu baldırı çıplakların ayağına götürülmesini ben anlayamıyorum.”

Evet demek için de sebepler var…

Vatandaşlardan referandumda ‘hayır’ oyu vermelerini isteyen BTP Genel Başkanı Yardımcısı Prof. Dr. Ünal Emiroğlu, “bu pakete ‘evet’ demek için bazı gerekçeler var” dedi ve bu gerekçeleri şöyle sıraladı: “Evet demek için de bazı gerekçeler var mı biraz da oradan bakalım. Niye ‘evet’ diyebiliriz bu Anayasa’ya? Recep Tayyip Erdoğan’ın padişahlığını istiyorsanız, evet deyin. Hukuk devleti yerine ‘guguk devleti’ istiyoruz, diyorsanız ‘evet’ diyebilirsiniz. Beraber yürüdük biz bu yollarda sözleriyle yola çıkan bu arkadaşlar çıkmaz sokağa girmiş durumdalar. Bunların yolsuzluklarına devam demek istiyorsanız, referandumda ‘evet’ diyebilirsiniz. Biz çocuklarımıza, oğullarımıza ‘gemicik’ alamadık. Bunlar oğullarına ‘gemicik’ aldılar. Bu gemicikleri, transatlantiklere değiştirmek istiyorsanız, evet deyin. Ama bunları istemiyorsanız ‘hayır’ demek için çok sebebimiz var.
TUNALIM...

5 Ağustos 2010 Perşembe

KİMSE "EVET" DEMESİN!

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu Anayasa, Türk milletini alıp bir dehlize, bir çukura atma Anayasa’sıdır. ABD ve AB’nin istediği noktaya Türkiye’nin taşınmasıdır” dedi ve Türk milletini topyekûn ‘hayır’ demeye çağırıyorum''
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Anayasa referandumu üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Anayasa değişikliğinde toplumu oluşturan kesimlerin sorunlarının çözümüne dair hiçbir şey bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Baş, hakkı ve hukuku korunmayan bu kesimlerin Anayasa referandumunda evet demelerinin asla mümkün olmadığına işaret etti. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, konuşmasında Anayasa referandumu için partileri ziyaret eden hükümetin Bağımsız Türkiye Partisi’ni ziyaret etmemesini de değerlendirdi. “Değişiklikler hususunda soracağımız birkaç soruya cevap veremeyip, çuvallamaktan korktukları için kapımıza gelemediler” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, hükümet üyelerinin bu kapsamda sadece kendi düşüncelerindeki insanları ziyaret ettiklerini söyledi. Bu Anayasa değişikliğinin Türk milletini alıp bir dehlize, bir çukura atmak anlamına geldiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, Türkiye Amerika’nın, Avrupa’nın istediği noktaya taşınmak isteniyor diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasının son bölümünde Türk milletini hep birlikte ‘hayır’ demeye çağırdı.

Hayır’da yarışıp, hayır diyeceğiz

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Anayasa değişikliğini değerlendirdiği açıklamasında söz konusu değişikliğin toplumu oluşturan işçi, memur, köylü ve emekli gibi kesimlerin hiçbir sorununu çözmediğini söyledi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “işçiye ne hak getirdiler? Hiçbir şey. Peki, işçiye hiçbir hak getirmeyen Anayasa’ya işçi niçin evet desin? Tarım bölgesindeki çiftçi kardeşim, senin hangi menfaatin ve hakkın, hukukun var bu hazırlanan Anayasa’da? Yok. O zaman sen bu referanduma niye evet diyeceksin? Hayvancılıkla iştigal eden kardeşlerim senin hakkın, hukukun bu Anayasa’da var mı? Yok. E niçin buna evet diyeceksin? O halde Anayasa referandumunda söylenecek tek söz var; O da ‘hayır’dır. Hayır’da yarışalım… Hayır’da yarışacağız ve bu Anayasa’ya külliyen hayır diyeceğiz, inşallah.”

Milletin Anayasa’sını biz yapacağız

Türkiye’ye yeni bir Anayasa’nın lazım olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğuna dikkatleri çeken Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin ihtiyacı olan Anayasa’yı yapmanın Bağımsız Türkiye Partisi’ne nasip olacağını dile getirdi. Prof. Dr. Baş sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’ye yeni bir Anayasa lazım değil mi? diye soranlar olabilir. Tabii lazım. Onu da kim yapacak biliyor musunuz? Haydar Hoca yapacak? Peki, kiminle yapacak? Bakın yanımızda dünya çapında bir hukukçu olan Prof. Dr. Ünal Emiroğlu hocamız var. Bunların riyasetinde komisyonlar oluşturacağız. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına, kanaat önderlerine, etnik gruplara teklifler sunacağız. Onlar görüşlerini getirecek, bunların önüne koyacak. İnşallah milletle birlikte Anayasa’nın aylarca süren müzakeresini yapacağız. En az bir yıl olgunlaşacak ve inşallah bizim yapacağımız Anayasa bu milletin baba Anayasa’sı olacak, milletin Anayasa’sı olacak. İşte o zaman hep beraber evet oyu vereceğiz. Çünkü onda işçinin hakkı olacak. Memurun, emeklinin, köylünün, hayvancısının, denizcisinin, ormancısının, sanayicisinin ve madencisinin hakkı olacak. O Anayasa’ya kavuşana kadar bu Anayasa’ya ne diyoruz? Hayır, diyoruz.”

Hükümet bize gelmedi

Anayasa’nın içeriği konusunda vatandaşların hiçbir bilgisi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Hiç kimsenin bu Anayasa’da ne yazdığından haberi yok. Ben bir parti genel başkanıyım. Teknik elemanlarımıza görev veriyoruz bize gelip bilgi veriyorlar. Yahu adam bizim kapımızdan bile geçmekten korkuyor. Niye? Haydar Hoca bize bu Anayasa ile ilgili birkaç tane soru sorarsa biz çuvallarız diye. Kimin yanına gidiyor? Kendi kafasında olan adamların yanına gidiyor” diye konuştu.

Kimse ‘evet’ demesin

“Bu Anayasa’yla birlikte Türkiye’yi Amerika Birleşik Devletleri’nin, Avrupa Birliği’nin uydusu mesabesine getirmek istiyorlar” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “1982 Anayasa’sıyla Türkiye’yi bugünkü noktaya taşıdılar. Bu Anayasa’yla Türkiye bölüp parçalamaları mümkün olmadı. Şimdi yeni Anayasa’yla beraber bu konuda bir adım öteye atlayacaklar. Az önce bir konuşmacının söylediği gibi her bakanlıkta Amerikalı danışmanlar var. Yahu bizim bakanlıklarımızda Amerikalı danışmanların ne işi var? Burası müstemleke ülkesi mi? Yani biz esir miyiz? Ama maalesef bu adamlar öyle bir idare ortaya koydular ki esir olsak daha iyi? Niye en azından halimizi bilirdik. Derdik ki, kardeşim sus konuşma biz köleyiz. Şimdi hürüz, diyoruz kendimize bir bakıyoruz ki, her tarafımız açık. Kral çıplak oyunu oynanıyor. Onun için arkadaşlar, yapılacak olan iş, birbirimize süratle haber verip, şu andan tezi yok, hemen arkadaşlarınıza, dostlarınıza ve kardeşlerinize haber verin, kimse bu Anayasa’ya evet, demesin.”

Milet bir dehlize sokulacak

Prof. Dr. Haydar Baş yapılmak istenenin Türkiye’yi ABD ve AB’nin istediği noktaya taşımaktır dedi ve şöyle konuştu: “Bu Anayasa Türk milletini alıp bir dehlize, bir çukura atma Anayasa’sıdır. Amerika’nın, Avrupa’nın istediği noktaya Türkiye’nin taşınmasıdır. Peki, Amerika’nın, Avrupa’nın Türkiye için istediği nedir? bir, yerinin altındaki kaynaklar, iki, yer üstündeki topraklar, üç, Türkiye’nin bölgelere bölünmesi, darmadağın olmasıdır. Buna ne diyoruz? Hayır diyoruz. Onun için hep beraber hayır’da yarışalım.” TUNALIM...

3 Ağustos 2010 Salı

''HAYIR'' GEREKÇELERİMİZ (1-2-3)

(1)Milletimizin malumu üzere AKP tarafında hazırlanan anayasa paketi 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunulacak, vatandaşlarımız da evet ya da hayır yönünde tercihini kullanacak. Yine toplumun büyük bir kesimi maalesef fikirlerden çok duygularının esiri olacak, yine bilinçsizce sandığa gidecek, yine neye evet neye hayır dediğini anlamadan oyunu ahbap çavuş ilişkisi ya da yandaşlık psikolojisiyle kullanacak, yine ağızlarda sakız olan demokrasi katlolacak… Her türlü olumsuzluğa, bilgi kirliliğine ve kör dövüşüne rağmen biz bu oyuna gelmeyecek, sorumluluk bilinciyle hareket edecek, elimizden geldiği kadar okurlarımızı aydınlatmaya çalışacağız. Şunu peşinen söyleyelim ki “her taş yerinde ağırdır” atasözü gereği, asla haddimizi aşmamaya çalışacağız ve konu hukuk ve kanunlar olduğu için bu konunun erbabı olan hukukçu dostlarımızın fikirlerine yer verecek, onlarla yaptığımız görüşmeleri sizlerle paylaşmaya çalışacağız. Bizler AKP anayasasına “hayır” deme sebeplerimizi ortaya koyarken evet cephesinin de gerekçelerini hukuk ve akıl çerçevesinde ortaya koymalarını beklemek en doğal hakkımız olsa gerektir. Bağımsız Türkiye Partisi Afyonda düzenlediği eğitim seminerleri toplantısında gazeteci yazar ve hukukçu dostlarımızla bu konuyu etraflıca istişare etmek şansına sahip olduk. Hukukçu dostlarımızdan sözlü olarak dile getirdikleri gerekçeleri yazılı metin haline getirmelerini rica ettik. Hukukçu ve araştırmacı dostlarımızla elde ettiğimiz fikirleri sizlerle paylaşacağız. Gerekçelerimizi açıklamaya “AKP anayasası” hakkındaki düşüncelerimizi temel bir mantık üzerine oturtarak başlamak istiyoruz. Ve neden her fırsatta “AKP anayasası” terimini kullanıyoruz, oradan başlayalım. Her fırsatta eleştirilen 12 Eylül 1982 anayasası ile “AKP anayasası” arasındaki hazırlanış ve sunuluş mantığı arasında çok belirgin farklar vardır. Belki de işin en can alıcı noktası burasıdır. 1982 anayasası hazırlanırken her ilden temsilciler tayin edilerek kamuoyunda aylar süren tartışmalar olmuş, toplumsal mutabakat sağlanmıştı. Çünkü alınan evet oyu % 90 ın üzerindedir. 2010 anayasası kapalı kapılar arkasında, sadece AKP liler ve yandaşları tarafından hazırlanmış, muhalefetten fikir alışverişinden kaçınılmış, sürekli kavgalar gündeme gelmiş, gece sabahlara kadar süren, sadece vekiller tarafından duyulan ve fakat vatandaştan adeta gizlenen maddeler baskın oturumlar ve baskın oylamalar neticesinde geçiştirilmiştir. Bu tutumlarından dolayı hazırlanan anayasa metni milletin olmaktan uzaktır ve “AKP anayasası” ifadesini fazlasıyla hak etmektedir. Maddelerin içeriği hakkında bırakın normal vatandaşı, vekillerin bile çok bilgi sahibi olduğu kanaatinde değiliz. Paketin hazırlanış biçimi açısından değerlendirildiğinde, 1982 anayasasının 2010 dan daha demokratik olduğunu söyleyebiliriz. Birinci “hayır” sebebimiz paketin hazırlanış biçimindeki anti demokratik davranıştır ve beklide en can alıcı nokta burasıdır.(2)12 Eylül 1982 anayasası yaşanan süreç açısından ele alındığında Askeri bir rejimden sivil bir rejime geçiş olduğu düşünüldüğünde, demokratik açıdan bazı sıkıntıların yaşanması normal karşılanabilir. Çünkü siviller demokratik haklarını barış ortamında kullanmaktan aciz duruma düşmüş, barış yerine kavgayı tercih etmiş, kardeş kardeşi vurma noktasına gelinmişti. O zaman sütten ağzı yananların yoğurdu üfleyerek yemesi normal karşılanabilir.
1982 Anayasasının en anti- demokratik olan tarafı maddelerin ayrı ayrı oylanmamasıdır. Vatandaşa bazı maddeleri beğenip bazı maddeleri beğenmeme şansı verilmemiş, maddelerin tamamına tek celsede evet ya da hayır sorusu sorulmuştur.
Böyle bir askeri rejim hali olmamasına rağmen, demokrasi havarisi kesilen AKP, 1982 anayasasında yaşanan anti demokratik davranışın aynısını kendisi de uygulamaktadır.
Eğer gerçek demokrasinin gereği uygulanmak istenseydi, maddeler tek tek oylanmalıydı. Mesela değişikliği istenen bazı maddelere kesin hayırcı olanlar evet oyu kullanabilirdi. Kesin evetçiler de bazı maddelere hayır kullanabilirlerdi. Bu şans vatandaşa verilmediği için istemeden de olsa maddelerin tamamına evet ya da hayır diyecek, toplumsal mutabakatın yolu tıkanacaktır.
Anayasa değişikliğinin son maddesinde (26. madde) “Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır” denilmek sureti ile halkın kendi yararına, ülke yararına gördüğü maddeleri ayırarak kabul etme veya reddetme hakkı elinden alınmıştır. Oysa en basit demokratik teamüle göre her bir madde için halkın ayrı ayrı evet veya hayır diyebilme imkanına sahip olması icap ederdi.
Bu mantık, tek başına halkın yararına olmayan halkı köleleştiren maddelerin Anayasa’nın içine yerleştirildiğinin ispatıdır. O nedenle bu paketi gözümüzü dört açıp değerlendirmeliyiz.
Referandumda oylanacak Anayasa değişikliği, toplumun temel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, uzlaşma ortamında, ülkenin her kesiminin ortak katkıları ile hazırlanmış bir değişiklik olmadığı için ve tamamen AKP’nin dayatması ile demokratik toplumun gereklerine uyulmadan çıkarılmaya çalışıldığı için “hayır” diyoruz. Bu, 2. gerekçemiz.(3)Halkoylamasına sunulacak Anayasa Değişikliği Kanununun 6. ve 12.maddelerinde yer alan düzenleme ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53. ve 128. maddelerine getirilen değişiklik memurların bütün demokratik hakları ellerinden alınabilecektir. Şöyle ki;
Memurlara toplu sözleşme hakkı verdik diyorlar, ancak bu hakkı ilginçtir memurlar kullanamıyor. Peki kim kullanabiliyor?
AKP’nin tasarrufuyla oluşturulacak Kamu Görevlileri Hakem Kurulu... Dahası oluşturulan bu idari kurulun kararları kesin olup yargı denetimi dışına çıkarılıyor.
Bu acaba memura hak vermek midir yoksa hak almak mıdır?
Bizce hak vermek değil hak adı altında Hak gasp etmek kapısı aralandığı için hayır diyoruz…
Bu da 3. hayır gerekçemizdir…
Anayasa değişikliği paketinin 8. maddesi ile Anayasanın 74.maddesinde yapılan değişiklik çerçevesinde Kamu Denetçiliği Kurumundan bahsedilmekte, fakat bunun mahiyeti açıklanmamaktadır. “Kamu baş denetçisinin TBMM çoğunluğu olan parti tarafından seçileceği” ifade edilmiştir.
Bu çok tehlikeli bir yoldur. Çünkü Baş Denetçi, bütün idarelerin (devlet kurumları, belediye..vs) üzerinde denetim görevi yapacak, gerektiğinde kamu kurum ve görevlilerini hükümetin baskısı altına alabilecektir. Böylece herkese eşit mesafede durması gereken devlet kurum ve memurlarını hükümetin kurumu ve memuru haline getirmenin yolunu açılacaktır. Çünkü Baş Denetçiyi Meclis’te çoğunluğu olan parti seçtirecektir.
Bu da 4. hayır gerekçemizdir…
Anayasa değişikliği paketinin 11.maddesiyle Anayasanın 125.maddesinde değişikliğe gidilerek Yüksek Askeri Şuranın bir kısım kararları yargı denetimine açılırken, Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler yargı denetimi dışında tutulmaya devam edilmektedir.
Acaba bunun neresi demokrasidir? Hani İdare’nin tüm eylem ve işlemleri yargı denetimine açılıyordu.
Yargının siyasallaşmasının yolunun açılmasına ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu için bu da 5. hayır gerekçemizdir… U.Kepekçi-TUNALIM...

2 Ağustos 2010 Pazartesi

AKP’nin Yahudi Ofer’e peşkeşi ve referandum

AKP hükümetinin, Danıştay’ı refarandum paketine koyup millete boğdurtmaya çalışmasının perde arkasındaki en önemli sebeplerden biri de, hükümetin Yahudi Ofer’e el altından yaptığı Galataport peşkeşine Danıştay’ın engel olmasıdır.
Danıştay, tüyü bitmemiş yetimlerin haklarını sümen altından Ofer grubuna veremezsin, demiştir. Bu sebeple referandum paketine “hayır” demek, vatan, millet, hukuk ve iman borcu halini almıştır.
İşte size AKP’nin elini–kolunu bağlayıp yetkilerini alarak hadım olmuş hukuk haline çevirmek istediği Danıştay’ın millet ve devlet adına “hayır”lı ve “yerinde” kararlarından birkaç örnek daha…
Referandumda oyları bölmeden ve peşkeşçi AKP’ye kaptırmadan, 70 milyon hep beraber “Hayır”da yarışalım, diye bu örnekleri hatırlatıyorum…
1– AKP hükümeti İstanbul’un gözbebeği ve iş merkezi Karaköy–Beşiktaş tarihî sahil yerleşkesindeki Galataport’u ihale–mihale yapmaksızın sümen altından Yahudî Sami Ofer grubuna devrediyor. Yine aynı şekilde rekabet ve pazarlık şartları oluşmaksızın, millet ve devlet menfaatleri gözetilmeksizin kelepir fiyatına TÜPRAŞ, TELEKOM, SEKA vs. en kârlı işletmeler, değerlerinin ve müştemilatlarının yüzde 1 fiyatına elden çıkartılıyor, ecnebilere devrediliyor. Danıştay hepsini durdurdu. Danıştay sürekli önüne çıktı, Galataport’u Yahudi Ofer’e böyle pazarlıksız veremezsin dedi. (Danıştay 6. Dairesi, 6 Ocak 2006). AKP Hükümeti, hukuku dolandı vereceklerini verdi. Aynı şekilde TÜPRAŞ, TELEKOM vs. en kârlı işletmeleri ecnebilere veremezsini, dedi, durdurma kararları verdi. (Danıştay 10. Dairesi, 24 Haziran 2004; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 3 Ocak 2006) Hükümet, TÜPRAŞ, TELEKOM gibi birçok işletmede yine yapacağını yaptı, elden çıkarttı.
Galataport ise referandum sonrasını bekliyor.
Referanduma evet demek, bütün bu peşkeşlere evet demektir. Galataport’un Yahudi Ofer’e peşkeş çekilmesine evet demektir.
Bu işletmeler, milletin malıdır, tüyü bitmemeiş yetimlerin hakkıdır, ayağında çarık ve sırtında fanila olmayan milletimizin Kuruluş Mücadelesini dişinden–tırnağından artırıp ortaya çıkarttığı en kârlı işletmelerdir. Bunlar ecnebiye verilemez, bunları “peşkeş çekmeye hayır” demek için referanduma hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
Tekel işletmelerinde de, şeker fabrikalarında da aynı peşekeş yaşanmıştır, Danıştay dur demiştir.
2– “Tekel’i şakır şakır yabancıya sattık, işçilerini de ya kapının önüne koyalım ya da 4C çuvalına sokarak köle gibi çalışsınlar” hükmüne vardılar, Danıştay durdurdu. (Danıştay 12. Dairesi, 1 Mart 2010) “Şeker fabrikalarını da Tekel gibi yabancıya satalım, nasıl olsa işçilerini 4C yaparız” dediler, Danıştay onu da durdurdu. (Danıştay 13. Dairesi, 23 Ocak 2010)
Referanduma evet demek, bütün bu peşkeşlere ve haksızlıklara evet demektir. Bu peşkeşleri ve haksızlıkları son erdirmek için referanduma hayır diyoruz! Hayırda yarışıyoruz!
3– AKP hükümeti, 6–7 sene tıp okuduktan sonra üzerine 5 yıl daha ekleyip ihtisas için anası ağlayan doktorları, hem bedavaya çalıştırmak, hem de muayene açtırmamak istedi. Mesaiden sonra muayenehanende dahi çalışamazsın, dedi. Ya özele geçeceksin, yahut devlette çalışıyorsan muayenehane açmayacaksın dayatması yaptı. Sağlık hizmetini taşeronlara devretti.
Öte yandan da ihtisas yapan doktorlara 1 700 TL civarında maaş verirken, henüz yeni mezun olmuş ve ihtisas yapmamış pratisyenlere de 5 bin TL artı, 2 bin 500 TL para vererek Aile Hekimi olarak atama yoluna gitti. Devlet ve üniversite hastanelerindeki doktorlara adeta kapıyı gösterdi. Doktorlar da mağdur oldu, millet de mağdur oldu. “Doktorlar ukalalık yapmasın, alayını taşeron yapalım, mal gibi kiralayalım” dediler, Danıştay durdurdu. (Danıştay 5. Dairesi, 22 Temmuz 2010; Anayasa Mahkemesi 16 Temmuz 2010 günü yasayı iptal etti)
Referanduma evet demek, bu mağduriyetlere evet demektir. Bu mağduriyetlere son vermek için hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
4– AKP hükümeti, özürlüleri rencide edecek bir düzenleme yapmaya kalkıştı. “Özürlülerin ne kadar özürlü olduklarını nüfus cüzdanlarına yazalım, kimliklerini gösterdiklerinde ne kadar özürlü olduklarını bilelim” yönetmeliği çıkardı, Danıştay bunu da durdurdu. (Danıştay 10. Dairesi, 3 haziran 2008)
Referanduma evet demek, özürlülerimize yönelik bu rencide edici tavırlara evet demektir. Milletimiz, özürlü evlatlarını kendisinden ayrı–gayrı görmediği için referanduma “hayır” diyecek, hayırda yarışacaktır.
“Hayır”lı referandum sonrasında da BTP’yi iktidara taşıyarak, BTP’nin Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet projeleri kapsamında tüm özürlü ve engelli vatan evlatlarına maaş bağlanacaktır, her türlü eğitim, rehabilitasyon ve sağlık hizmetleri devlet tarafından parasız karşılanacaktır.
O halde 12 Eylül günü “hayırda yarışalım”, şimdiden hayırlı hazırlıklar yapalım ki, referandum Türk milleti hakkında “hayır”lı olsun!
TUNALIM...

AKP’nin yaptıklarını hangi akıl sahibi yapar?!

İyi ki, Anayasa Mahkemesi var, Danıştay var. Anayasa Mahkemesi, AKP hükümetinin büyük yanlışlarına ve millet menfaatine aykırı olan vahim icraatlarının birçoğuna engel oldu. AKP hükümeti, teşekkür edecek yerde, sen misin benim önümü kesen, diyerek Anayasa Mahkemesi’ni referandum paketiyle devreden çıkartmak istiyor. AKP, bu işleri kendi aklıyla yapmıyor, birilerinin emir kulluğunu yapıyor. Çünkü normal bir akıl sahibi bile bu icraatların yanına yaklaşmaz.
1- AKP hükümeti, herkesi biz dinleyeceğiz, biz gözetleyeceğiz diye düzenleme yaptı. 5397 sayılı yasada “Herkesin telefonu dinlensin, bu işin denetlemesini, Başbakan kimi görevlendirirse o yapsın” düzenlemesi yaptı, Anayasa Mahkemesi olmaz, ayıptır dedi, iptal etti. (29 Ocak 2009; Telekomünikasyon İdaresi’nin kuran 5397 Kanunu’n dinlemeciyi atama yetkisi maddesini iptal etti)
Referanduma evet demek, AKP’nin ve Erdoğan’ın tayin ettiği adamlar her şeyimizi dinlesin demektir. Böyle bir ayıba ortakçı ve destekçi olmamak için hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
2- AKP hükümeti, memurun elini kolunu bağlamak istedi, toplu dilekçe hakkından dahi mahrum etti. “Memur kessin sesini, topluca şikâyet başvurusu yapmaya kalkarlarsa maaşları kesilsin” yasası çıkardı, Anayasa Mahkemesi iptal etti. (28 Ocak 2010; Devlet Memurları Kanunu’nun 125. Maddesindeki toplu şikayet ve müracaat halinde “maaş kesintisi cezası” öngören hükmünü iptal etti.)
Referandum paketindeki, “memurların sözleşmelerine dair madde”de ise, grev hakkını rafa kaldırmakla kalmıyor, memurlarla ilgili ancak benim tayin ettiğim “üst kurul” son kararı verecek, verdiği karar da kesin olacak, yargıya ve itiraza açık olamayacak diyor.
Bu referanduma evet demek, memurların elleri-kolları bağlı kürek mahkumu olmayı kabul etmeleri demektir. Memurlarınızın “modern köle” olmaması için hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
3- AKP, madenlerimizi ecnebilere peşkeş çekmek için ne orman tanıdı ne milli park… Kaz dağlarının altındaki altın rezervlerini yemyeşil ormanlarımızı kıyarak çıkartanlara, ormanları-milli parkı dilediğiniz gibi delik-deşik edin dedi. “Milli park hikâyedir, çevre raporuna filan gerek yok; nerede altın varsa, ecnebiler ve ortakçıları oraları siyanürlesinler” yasası çıkardı, Anayasa Mahkemesi iptal etti. (23 Ocak 2009) (Kaz Dağları’ndaki peşkeş hususunda Yüksek Mahkeme, yeni Çevre Yasası’ndaki, ‘Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır’ hükmünü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. (23 Ocak 0009)
Referanduma evet demek, bu orman katliamına ve maden peşkeşine evet demektir. Böyle bir katliama ortak olamayacağımız için hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
4- AKP hükümeti, nasıl dilediğine yeşil Kart vermeye kalkıştı ise, dilediği adamlarına da ister çiftçilik belgesi olsun-ister olmasın çiftçilik desteği sağlayacaktı. Üç kuruşluk tarım desteğini bile çarçur edecekti. “Çiftçilik belgesi olmuş olmamış hiç önemli değil, ben kafama göre, kime istiyorsam ona tarımsal destek vereyim” dediler, Anayasa Mahkemesi iptal etti. (10 Kasım 2008) 5661 sayılı kanunun ilgili düzenlemesini iptal etti, çitçilik belgesi olmayana destek veremezsin dedi.
Referanduma evet demek, eli nasırlı çiftçiye verilmesi gereken üç kuruşluk tarım desteğinin bile yandaşlara dağıtılıp çarçur edilmesine evet demektir. Çiftçimizin alın teri ve hakkını korumak üzere bu peşkeşe hayır diyoruz, referandumda hayırda yarışıyoruz!
AKP’nin Danıştay ile ne alıp-veremediği var?Danıştay, AKP’ye adalet dersi verdi AKP’nin Danıştay’a ilişkin karın ağrısı çok. AKP, cami yaptırdı da, Danıştay kapatmadı.
AKP, millet ve devleti iflas ettirip tasfiye edecek işler çevirmeye başlayınca, Danıştay engel oldu. Danıştay milletin hakkını korudu, malını korudu, madenlerini korudu, toprağını korudu, onurunu korudu. Millete düşen vazife de AKP’nin referandum oyununu bozmak üzere, “Hayır” demek, “Hayır”da yarışmaktır. Aksi halde AKP, bugüne kadar sürdüre geldiği peşkeş, batış ve çöküş yarışını hızlandırır. Bakın nelere engel oldu Danıştay!?
1- AKP hükümeti, köylünün elindeki meraları alırken, hazine arazilerini dilediğine tahsis etme düzenlemesi yaptı. “Devlete ait arazileri, yerli olsun yabancı olsun, canım kime istiyorsa ona tahsis ederim” dedil, Danıştay bu peşkeşi durdurdu. (Danıştay 8. Daire, 04 Mayıs 2005)
Referanduma evet demek, bu peşkeşe evet demektir. Bu peşkeşin vebalini taşıyamayacağımız için hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz’!
2- AKP hükümetinin yerel temsilcileri ve belediyeleri, milleti adeta yaya yürütmek için otobüs ve sair biletlerine yüzde 30’larda zamlar yaptılar. Hükümet yüzde 8’lik enflasyon rakamlarını millete yutturmaya kalkışırken, AKP’li İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri otobüs, metrobus vs. biletlerine yüzde 30 zam yaptılar. “Enflasyon oranı filan beni ırgalamaz, belediye otobüsüne yüzde 30, yüzde 50, istediğim kadar zam yaparım” kararı aldılar, Danıştay hepsini durdurdu. (Danıştay 8.Dairesi, 26 Haziran 2007; İstanbul 10. İdare Mahkemesi ve Danıştay 29 Haziran 2010)
Referanduma evet demek, isteyenin istediği gibi kelle başı vergi vurması gibi bu fahiş zamlara evet demektir. Anası ağlamış milleti yaya yürümeye zorlayan bu haksız zamlara, hayır diyoruz, bu sebeple referandumdaki hayırda yarışıyoruz!
3- AKP hükümeti, liyakat aramaksızın ve sınav-mınava gerek olmaksızın kendi yandaşlarını devlet dairelerinde koltuklara oturtmak üzere düzenleme yaptı. “Sınava gerek yoktur, liyakate ben karar veririm, kimi istiyorsam onu Milli Eğitim Müdürü yaparım” dediler, Danıştay bu koltuk düzenlemesini durdurdu. (Danıştay İkinci Dairesi, 3 Temmuz 2007; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 1 Aralık 2007; Danıştay İkinci Dairesi 22 Ocak 2008)
Referanduma evet demek, devlet dairelerindeki koltuklara liyakatli-liyakatsiz kimi oturturlarsa hepsine evet demek demektir. Böyle bir devlet dairesine giren vatandaşın halini varın siz hesap edin… Referanduma hayır diyerek, bu liyakatsizliğe ve yandaşları kayırmaya hayır diyoruz, hayırda yarışıyoruz!
M.Emin Koç-TUNALIM...