Selam Arkadaşlar!
...
İnternette okuduğum bir mesajı iletiyorum..Verilen adresi tıklıyorsunuz.Açılan sayfanın alt bölümündeki yere;
AFPS, 9 février 2009, 22 septembre 2009 et 8 janvier 2010
Identifiants personnels Nom, prénom, ville, pays (Surname, Name, City, Country) İsim,soyad,şehir,adres,ülke
Votre adresse email mail adresiniz,
Veuillez laisser ce champ vide:
'Valider' üzerine tiklıyorsunuz.Sayfanın Türkçe metni aşağıdaki gibidir.
Uluslararası imza kampanyası Birleşmiş Milletler Genel Meclisi’ne hitaben, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği savaş suçlarını yargılamak üzere bir defaya mahsus uluslararası bir ceza mahkemesi oluşturmasını talep eden bir imza kampanyası
publié le Pazartesi 9 Şubat 2009
AFPS
Çünkü 1945’de Birleşmiş Milletler Yasası bizim adımıza imzalandı...
Çünkü Filistin’in paylaşım planı bizim adımıza BM Genel Meclisi tarafından 1947’de onaylandı…
Çünkü 1949’da, Cenevre Sözleşmeleri imzalandı…
Çünkü Filistin’le ilişkili hiç bir BM kararı - ki onlar da bizim adımıza kabul edilmişti - İsrail Devleti tarafından uygulanmadı. İsrail Devleti, kuruluşundan bu yana, sürekli olarak, cezaya maruz kalmaksızın ve her geçen gün daha umarsızca, BM ilkelerini ve uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekte.
Biz, dünya vatandaşları olarak bugün, uluslararası topluluğa ödevlerini hatırlatma zorunluluğu içindeyiz!
Güçlü bir şekilde beklentimiz, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi, İsrail tarafından Filistin’de gerçekleştirilen savaş suçlarını yargılamak üzere, bir defaya mahsus ceza mahkemeleri için destekleyici yapılar oluşturma gücünü kullansın (Eski Yugoslavya ve Ruanda için Güvenlik Konseyi’nce kurulan iki mahkeme örneğinde olduğu gibi.)
Acil olarak, taleplerimiz, Filistin Halkına yönelik tüm kötü muamelenin durdurulması ve bunun uluslararası koruma altına alınması; Gazze Şeridi’ni çevreleyen tüm blokların kaldırılması; Filistin’e ilişkin tüm BM kararlarının ve uluslararası hukukun – gerekirse uluslararası diplomatik, ekonomik ve hukuki yaptırım baskısı altında - zorunlu uygulaması. İsrail ancak diğerleri kadar bir devlettir ve aynı haklara sahip ve zorunluluklara tabidir.
Özelikle de, BM kararlarını uygulamadığı sürece, İsrail Devleti ile her türlü işbirliği anlaşmasının askıya alınmasını talep ediyoruz.
Crimes de guerre à Gaza ; la pétition internationale remise aux Nations unies - Appels
www.france-palestine.org
Site de l'Association France Palestine Solidarité (AFPS) qui milite pour la reconnaissance et l'application du droit imprescriptible du Peuple Palestinien á disposer d'un Etat dans les frontières d'avant 1967, et á décider librement de son avenir.İmza için arama çubuğuna yapıştırıp arayınız:(http://www.france-palestine.org/article11097.html )
30 Haziran 2010 Çarşamba
28 Haziran 2010 Pazartesi
GANDİ KEMAL BATININ KILICINI KUŞANIYOR

CHP Genel Başkanı olarak seçilen ve Gandi Kemal lakabıyla rüzgarlar estirilen Kemal Kılıçdaroğlu, batılı dostlarıyla birlikte görünmeye başladı. Böylece kendisi için okyanus ötesinden estirilen rüzgarların markasını da aymazlara, görmezlere göstermiş oldu. ABD Ankara Büyük elçisi ve AB üyesi ülkelerin büyük elçileri ile basına kapalı yapılan görüşmeler sonunda, basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kılıçdaroğlu gayet ılımlı ve bir o kadar da ilginç mesajlar verdiler.
Gandi Kemal, basın mensuplarına yaptığı açıklamalarda neler demedi ki;
Büyük elçilere AB uyum yasalarını çıkarırken AKP ye verdikleri desteklerden bahsetmişler…
Bundan sonra da AB ile gayet iyi ilişkiler içerisinden bulunacaklarına söz vermişler…
Daha neler dediler ama biz ne dediklerini bir kenara bırakalım da bu buluşmanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım.
Türkiye de iktidar olmak için senelerdir yapıla gelen bir gelenek vardır. Bunu kimsenin saklamak diye de bir niyeti yoktur. O da batılı güçlerle iyi geçinmek, ABD ve AB yetkilileriyle gizli açık görüşmeler yapmak ve onların istekleri doğrultusunda mesajlar vermek, icraatlar yapmaktır.
Madem ki Sayın Kılıçdaroğlu da iktidara talip biri olarak öne çıkarıldı, onunda bu yoldan geçmesi gerektiği için o da ABD ve AB ye şirin görünmek yolunu seçmiş bulunmaktadır.
Görünen manzara; Gandi Kemal, ABD ve AB nin kılıçları ile kuşanmaya başlamıştır.
Hatırlarsanız Gandi Kemal söylemleri başlayınca, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş daha ilk günden; “Türkiye’nin kurtuluşu için Gandi Kemale değil Mustafa Kemallerle ihtiyaç olduğunu, bu Gandi Kemalin rüzgarının okyanus ötelerinden estirildiğini” söylemişti.
AB ve ABD nin safında yerini almaya başlayan ve bundan sonra estirilecek rüzgarın şiddetine göre yol alacak olan Kılıçdaroğlunun da bu Millet için yapacağı çok fazla bir şey olmadığını, Aziz Milletimizin bir an önce görmesi gerekmektedir. Dememiş miydi Sayın Baş; “İktidarıyla muhalefetiyle al birini vur ötekine bunların hepsi aynı” diye!
“Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin sahibi, Milletinden icazet alan, başkasının değil milletinin kılıcını kuşanan, Mustafa Kemalin yolunu takip eden, Prof. Dr. Haydar Baş’ın iktidar edilmesinden başka, Milletimizin bir çözümü yoktur. Başka alternatiflerin denemeye kalkışılması, sadece ve sadece Milletimizin zaman kaybına ve daha kötüye gidişine zemin hazırlayacaktır. Bizden hatırlatması…
ÇÖLDE SERAP PEŞİNDE KOŞMAK
AKP iktidarının uygulamalarıyla oldukça bunalan Milletimizin üzerinde hesapları olanlar, yeni bir senaryo hazırlamakta, adeta susuz kalmışlara çölde serap misali hedefler göstermeye çalışmaktadırlar. CHP’de ne olduğu, kim tarafından sahnelendiği, kime hizmet ettiği hala açıklığa kavuşmayan bir senaryo ile lider değişikliğine gidilmiş, Gandi Kemal namıyla Kemal Kılıçdaroğlu kamuoyuna servis edilmişti.
Kamuoyunun desteği ile sürekli gündemde tutulmaya çalışılan Kılıçdaroğlu, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın modelinden aşırdığı birkaç tekerlemeyle farklı şeyler söylüyormuş gibi göründü. İlk sıralar AB ve ABD ile ilgili fikirlerini açıkça ortaya koymaktan ziyade AKP ye daha ciddi bir muhalefet görüntüsü vermeye çalıştı…
Sayın Kılıçdaroğlu istenilen kıvama gelmiş olmalı ki şimdi de AB ve ABD hakkındaki görüşlerini açıklaması istendi. O da AB ve ABD ile ilişkilerin daha da iyileşeceği hakkında mesajlar verdi. Büyükelçilerle yapılan basına kapalı görüşmelerden sonra ilişkilerin boyutunu açıkça özetledi: ''AB temsilcilerinin CHP'ye yönelik olarak bugüne kadar yaptıkları eleştiriler, CHP'nin AB konusunda sanki olumsuz bir tutumu varmış gibi ortaya çıkan algının ne kadar yanlış bir algı olduğunu ifade ettik.” Dedi. Daha sonra AB uyum yasalarına verdikleri destekleri dile getirerek, sözlerinde “Avrupalı dostlarımız” gibi sıcak ifadelere özellikle yer verdi.
Görünen manzara, CHP’de batmakta olan AB kapısında beklemeye ve istedikleri tavizleri vermeye namzet görünmektedir. Milletimizin açlığına işsizliğine CHP de çare bulamayacaktır. Şu gerçek asla akıllardan uzak tutulmamalıdır; AB ve ABD ile ilişkilerin Aziz Milletimize bu güne kadar bir hayır getirmediğini bilerek, yeniden çözümü olmayanlara fırsat vermek, kimsenin işine yaramayacaktır.
Gandi Kemal’in de yönü belli olmuştur. CHP’nin de diğerlerinden bir farkı olmadığı meydana çıkmıştır. Çözümü olmayanların, başkalarının çizdiği yolda gitmekten başka bir şansı olmadığına göre; AB ve ABD ile müttefikliğe; açlığa, işsizliğe ve çözümsüzlüğe mahkumiyete devam edilecektir.
İktidarıyla muhalefetiyle; AB ci ABD ci ve IMF ci olan siyasilere geçit vermek, çölde serap peşinde koşmak gibidir. Milletimizin bu ve benzeri oyunlarda figüran olmaktan kurtulmak, “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ı iktidar etmekten başka şansı yoktur.
U.Kepekçi-TUNALIM...
26 Haziran 2010 Cumartesi
ABD'DEN PKK YA SİLAH !...
ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey “terör örgütü PKK’nın Türkiye ile ABD’nin ortak düşmanı olduğunu” söyledi.
Biz de inandık tabi!
ABD’nin PKK’ya verdiği desteğin ve gösterdiği hamiliğin boyutlarını bir çok defa köşemize taşıdık.
Bunların en önemlisi ABD’nin PKK’ya silah verdiği yönündeki iddialardır.
Örnek mi?
Mayıs 1994’te KKTC’de Magosa Limanı’nda PKK’ya silah sevkıyatı yaparken yakalanan ANNA isimli geminin, Litvanya Klaipeda Limanı’ndan yüklediği Kalaşnikof marka silahları “ABD Savunma Bakanlığı’ndan” alınan yükleme belgesiyle yüklediği orta çıktı.
Türk Dışişleri Bakanlığı bu olayın üzerinde hiç durmadı. ABD Savunma Bakanlığı’na ait yükleme belgelerinin PKK’ya silah sevkıyatı yapan bir gemide ne aradığı hiç sorgulanmadı. Tam tersine PKK silahları Amerikan Savunma Bakanlığı taşıma belgesi ile Litvanya bandıralı bir gemiden çıkarken biz hala “stratejik müttefik” edebiyatı ile meşguldük.
PKK’nın elindeki Amerikan menşeili silahlara dair her geçen gün değişik bilgiler elde ediliyordu.
Hakkari’nin Yüksekova İlçesi dağlarında yüzlerce komandonun katılımıyla gerçekleştirilen operasyonlarda, PKK’lı teröristlerin sığınak olarak kullandığı bir mağarada Amerikan yapımı M-16 otomatik tüfek ile C-4 patlayıcı bulundu.(Zaman, 13 Mayıs,1994)
PKK’lı teröristlerin elinden ABD menşeili silahların çıkması üzerine Pentagon sözcüsü Geofff Morrel, “PKK’ya silah sağlamanın ABD’nin politikası olmadığını savundu.” (Vatan,30 Ağustos 2007)
ABD’nin bu savunması elbette son derece doğaldır. Roketatarlardan uzun menzilli makineli silahlara kadar onlarca değişik silahın Pentagon patentli olduğunu kabul etmek elbette ABD’den beklenebilecek bir davranış değil.
Basında PKK’nın elinde ABD menşeili silahlar olduğuna dair pekçok haber çıkarken duyarlı bir devlet kuşkusuz ki bunların gerçek olup olmadığını sonuna kadar araştırır ve gerekeni yapar.
Bu silahlar nasıl PKK’nın eline geçiyor?
Demokrasi ve insan hakları savunuculuğuna soyunmuş bir devletin insan katillerine silah sevkıyatında bulunmasının kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Bu silahların PKK’ya geçişinin nasıl olduğu, doğrudan ABD’li yetkililerle mi, aracı unsurlarla mı bu organizasyonun gerçekleştiğine dair değişik iddialar bulunmaktadır.
- ABD kendi görevlileri ile bu sevkıyatı yapmaktadır.
- ABD bu sevkıyatı taşeron grup veya kişiler vasıtasıyla yapmaktadır.
Bu sevkıyatın yapılmasında taşeron olarak kullanılan unsurlardan biri de Mesut Barzani ve lideri olduğu Kürdistan Demokrat Partisi’nin içinde bulunduğu değişik unsurlardır.
Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da PKK’nın elindeki ABD silahlarının Barzani tarafından aktarılmış olabileceği görüşünde olduğunu söyledi.( Akşam,12.07.2007)
İngiliz Daily Telegraphy gazetesi ise bütün bu bulanık ortamda kafaları netleştirecek bir haber geçiyordu Kandil Dağı’ndan:
“ABD’li subaylar helikopterlerle geldikleri Kandil Dağı’nda PKK’lılarla düzenli olarak görüşüyorlar.” (Hürriyet, 10 Eylül 2007)
Amerikan subayları Kandil Dağı’na iskambil oynamaya gitmediklerine göre Pentagon bu askerî transferi hangi amaçla yaptığını açıklamak durumundadır. Amerikan subayları “stratejik müttefiklerinin bu azılı düşmanının kampında” hangi sıfatla bulunmakta, hangi gerekçe ile yok etmeleri gereken bir örgütü böylesine askerî himayeye almaktadırlar?
ABD büyükelçisi boşuna konuşmasın.
Türk halkını aptal yerine koymasın.M.Bayraktar
İŞTE TÜRKÜN GÜCÜ SÖZE GEREK YOK


hakkari'nin nin Yüksekova İlçesi HADEP"li Eski Belediye Başkanı Hetem İke, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. İke için Yüksekova Belediyesi önünde cenaze töreni düzenlendi. Törene katılan DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, PKK"lı teröristleri kastederek, “9 gencin üzerine 10 bin kişilik orduyu Başbakan Erdoğan"ın talimatıyla gönderiyorlar. Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar” dedi.
Cenaze törenine DTP"li belediye başkanları ve 10 bin civarında vatandaş katıldı. Saygı duruşu ile başlayan törende PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine "Biji serok Apo" ve "Şehitler ölmez" sloganları atıldı.
DTP Genel Başkan Yardımcsı Demirtaş, yaptığı konuşmasında PKK"lı teröristleri kastederek, 9 gencin üzerine 10 bin kişilik ordunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"ın talimatıyla gönderildiğini söyledi.
Demirtaş, “Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz halen barış diyoruz. Ama maalesef AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da "Ya bu düzene teslim olun ya da, dağlara gidin" diyor. Bizim acımız daha çoktur. Halkın öncü insana ihtiyacı vardır. Çünkü her zamankinden fazla inkar ve imha zihniyeti bu halkın üzerine geliyor. Bunun bir tek adı var. Direnin diyorlar başka yaşam hakkı tanımıyorlar. Biz direneceğiz” dedi.
DTP ÇİZMEYİ AŞTI..
YAWAŞ YAWAŞ İŞGAL EDİLİYORUZ
ABD’nin Türkiye’de “İslamcı yükselişe destek” vermesini, bazı teorisyenler Afganistan ve Irak’la büyük bir benzerlik olarak yorumluyorlar.
Bu teoriye göre, ABD önce potansiyel tehdit yaratıyor, sonra da bu tehdide müdahale ediyor.
Afganistan bunun ilk örneklerinden.
Rus işgali sırasında ve sonrasında ABD Afganistan’da radikal İslamcı unsurlarla işbirliği yaptı. Açıkça olmasa bile Taliban’ı destekledi.
CIA yetiştirmesi Bin Ladin, Afganistan’a bu dönemde yerleşti.
Ardından 11 Eylül saldırıları bahane edilerek Afganistan’a yönelik bir müdahale geldi. ABD bölgeye yerleşti.
Irak’taki durum ise daha da bariz.
Irak’ta ABD başta Saddam’la iyi ilişkiler içindeydi.
Saddam, İran’a yönelik olarak kullanıldı.
İran-Irak Savaşı’nın sona ermesinden sonra Saddam ABD tarafından yüreklendirildi.
1990’ların başında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Gillespie Saddam’ın Kuveyt’e saldırı planlarını engellemek bir yana, destekleyen bir tavır takındı.
Gillespie, Saddam'a yazdığı mektupta “Komşularınızla olan sınır ilişkileriniz ve çatışmalarınız AB’nin ilgi alanı dışındadır” diyerek Irak’ın Kuveyt’e yönelik saldırısına bir anlamda yeşil ışık yaktı.
Ardından 1. Körfez Savaşı patladı.
Sonrasında ise düzmece olduğu anlaşılan kitle imha silahlarına ilişkin raporlarla ABD’e Irak’a savaş açtı ve ülkeye yerleşti.
Komplo teorisyenleri, ABD’nin Türkiye’deki İslamcı hareketlere yönelik tepkisizliğini böylesi bir gerekçeye bağlıyorlar.
Türkiye’de İslamcılığın giderek radikalleşeceğini ve Türkiye’nin Batı Dünyası’ndan kopacağını ve müdahaleye açık bir hale geleceğini düşünüyorlar.
Bu teorisyenlerin üzerini çizdiği tarihsel bir gerçek var.
“ABD’nin bir Haçlı Seferi zihniyeti ile hareket ettiği açık. Bunu Başkan Bush da söylüyor. Peki Türklerin, Haçlılarla savaşmadığı bir Haçlı seferi var mı?”
PKK Terör Örgütü Kuruluşu
1970'li yıllarda dünyada yükselen gençlik hareketlerinin Türkiye'ye yansıması nedeniyle ülkemizde birçok yasadışı terör örgütünü kurulmaya başlamıştır. PKK terör örgütünün temeli de bu dönem içerisinde atılmıştır.
1974 yılında Ankara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içerisinde faaliyet gösteren Abdullah ÖCALAN,Kesire YILDIRIM (ÖCALAN), Haki KARAER, Cemil BAYIK, Kemal PİR isimli şahıslar Ankara'nın Tuzluçayır semtinde yaptıkları bir toplantıyla PKK'nın ilk temelini atmışlardır.
Örgüt kurucuları örgütün, her ne kadar o dönemin yaygın akımı Marksist-Leninist fikir çizgide olduğunu iddia ediyorlarsa da, PKK terör örgütü diğer yasadışı terörist örgütlerden çok farklı bir söyleme sahiptir. Yakın dönemde yaşanmış olan Vietnam,Angola,Kore,Cezayir, Mozambik ulusal mücadelelerinden ve KDP (Kürdistan demokratik Partisi)'nin Irak ve İran devletine karşı yaptığı mücadeleden büyük ölçüde etkilenerek yoğun bir tartışma, inceleme ve teorik faaliyet içerisine girmişlerdir. Bu tartışmalar sonucu, Kürtlerin Türklerden farklı bir halk olduğu ve Türk devletince sömürüldüğü (siyasal,ekonomik ve kültürel ).
Sözde Kürdistan denilen bölgenin kürt parçası olduğunu ve en büyük parçanın da Kuzey Kürdistan olarak nitelendirilen Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi olduğu, amaçlarının da bu parçaları birleştirerek bağımsız birleşik Sosyalist Kürdistan kurmak olduğu. Hedeflerine ulaşmak için Güneydoğu ve Doğu Anadolu'ya gidip yöre halkına propaganda yaparak düşüncelerine inandırıp sözde Ulusal mücadele başlatmak gerektiği sonuçlarına varmışlardır.
Örgüt ilk faaliyet alanı olarak Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep illerini hedef seçmiştir.
Özellikle bu şehirlerde yoğun faaliyette bulunmalarının nedenleri Diyarbakır'ın geçmişte bir çok isyana merkez teşkil etmesi dolayısıyla isyancı bir geleneğe sahip olması, Şanlıurfa'da halen Feodal yapının kırılmaması, yoksul köylü halkı ile devlete yakın aşiret reislerinin arasında çelişkiler yaşanması, Gaziantep'i seçmelerinin nedeni de sanayinin gelişmesiyle yoksul İşçi sınıfının akın etmesi, örgütün bu gibi avantajları olan şehirlere yönelmesine neden oluştur. Gaziantep alanına gönderilen Haki KARER bir süre faaliyet yürüttükten sonra yine kürt örgütlerden biri olan "sterka sor" (kızıl yıldız) tarafından öldürülmüştür. Bu olay grubu etkiler zira o güne kadar kadrolarından hiç kimse öldürülmemiştir. Grup bundan sonra daha sert ve daha dikkatli olmaya başlarmıştır; en önemlisi de bu olaydan sonra partileşme kararı alarak bunun çalışmalarına başlamasıdır. Örgüt gerekli parti tüzüğü ve programını bir kitapçık halinde çıkartarak partileşme çalışmalarını hızlandırmıştır.
27 kasım 1978 'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde yapılan bir toplantıyla PKK ( Kürdistan İşçi Partisi, Partiya Karkaren Kürdistan ) ilan edilmiştir. Bu aynı zamanda PKK terör örgütünün 1.Kongre'si dir. PKK terör örgütü, parti ilanını duyurmak için Hilvan ve Siverek'deki Aşiret ağalarıyla sürdürdüğü çatışmaları daha fazla yoğunlaştırarak dikkatleri üzerinde toplamayı amaçlamıştır. Bu çalışmalar sonucu siyasi yönden bazı kazanımlar elde etmişse de askeri yönden başarısızlığa uğramıştır. Çatışmalarda birçok militanını yanlış savaş taktikleri yüzünden kaybetmiştir. Bu durum terörist örgüt PKK içerisinde rahatsızlıklar meydana getirmiştir. Toparlanmak amacıyla Mardin tarafına çekilen militanlar daha çok verdikleri kayıpları kapatmak amacıyla Propagandaya ağırlık vererek, yeni kadrolar oluşturma yoluna girmişlerdir.
KURULDUĞU GİBİ YIKILIR...!!!
TUNALIM...
Biz de inandık tabi!
ABD’nin PKK’ya verdiği desteğin ve gösterdiği hamiliğin boyutlarını bir çok defa köşemize taşıdık.
Bunların en önemlisi ABD’nin PKK’ya silah verdiği yönündeki iddialardır.
Örnek mi?
Mayıs 1994’te KKTC’de Magosa Limanı’nda PKK’ya silah sevkıyatı yaparken yakalanan ANNA isimli geminin, Litvanya Klaipeda Limanı’ndan yüklediği Kalaşnikof marka silahları “ABD Savunma Bakanlığı’ndan” alınan yükleme belgesiyle yüklediği orta çıktı.
Türk Dışişleri Bakanlığı bu olayın üzerinde hiç durmadı. ABD Savunma Bakanlığı’na ait yükleme belgelerinin PKK’ya silah sevkıyatı yapan bir gemide ne aradığı hiç sorgulanmadı. Tam tersine PKK silahları Amerikan Savunma Bakanlığı taşıma belgesi ile Litvanya bandıralı bir gemiden çıkarken biz hala “stratejik müttefik” edebiyatı ile meşguldük.
PKK’nın elindeki Amerikan menşeili silahlara dair her geçen gün değişik bilgiler elde ediliyordu.
Hakkari’nin Yüksekova İlçesi dağlarında yüzlerce komandonun katılımıyla gerçekleştirilen operasyonlarda, PKK’lı teröristlerin sığınak olarak kullandığı bir mağarada Amerikan yapımı M-16 otomatik tüfek ile C-4 patlayıcı bulundu.(Zaman, 13 Mayıs,1994)
PKK’lı teröristlerin elinden ABD menşeili silahların çıkması üzerine Pentagon sözcüsü Geofff Morrel, “PKK’ya silah sağlamanın ABD’nin politikası olmadığını savundu.” (Vatan,30 Ağustos 2007)
ABD’nin bu savunması elbette son derece doğaldır. Roketatarlardan uzun menzilli makineli silahlara kadar onlarca değişik silahın Pentagon patentli olduğunu kabul etmek elbette ABD’den beklenebilecek bir davranış değil.
Basında PKK’nın elinde ABD menşeili silahlar olduğuna dair pekçok haber çıkarken duyarlı bir devlet kuşkusuz ki bunların gerçek olup olmadığını sonuna kadar araştırır ve gerekeni yapar.
Bu silahlar nasıl PKK’nın eline geçiyor?
Demokrasi ve insan hakları savunuculuğuna soyunmuş bir devletin insan katillerine silah sevkıyatında bulunmasının kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Bu silahların PKK’ya geçişinin nasıl olduğu, doğrudan ABD’li yetkililerle mi, aracı unsurlarla mı bu organizasyonun gerçekleştiğine dair değişik iddialar bulunmaktadır.
- ABD kendi görevlileri ile bu sevkıyatı yapmaktadır.
- ABD bu sevkıyatı taşeron grup veya kişiler vasıtasıyla yapmaktadır.
Bu sevkıyatın yapılmasında taşeron olarak kullanılan unsurlardan biri de Mesut Barzani ve lideri olduğu Kürdistan Demokrat Partisi’nin içinde bulunduğu değişik unsurlardır.
Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da PKK’nın elindeki ABD silahlarının Barzani tarafından aktarılmış olabileceği görüşünde olduğunu söyledi.( Akşam,12.07.2007)
İngiliz Daily Telegraphy gazetesi ise bütün bu bulanık ortamda kafaları netleştirecek bir haber geçiyordu Kandil Dağı’ndan:
“ABD’li subaylar helikopterlerle geldikleri Kandil Dağı’nda PKK’lılarla düzenli olarak görüşüyorlar.” (Hürriyet, 10 Eylül 2007)
Amerikan subayları Kandil Dağı’na iskambil oynamaya gitmediklerine göre Pentagon bu askerî transferi hangi amaçla yaptığını açıklamak durumundadır. Amerikan subayları “stratejik müttefiklerinin bu azılı düşmanının kampında” hangi sıfatla bulunmakta, hangi gerekçe ile yok etmeleri gereken bir örgütü böylesine askerî himayeye almaktadırlar?
ABD büyükelçisi boşuna konuşmasın.
Türk halkını aptal yerine koymasın.M.Bayraktar
İŞTE TÜRKÜN GÜCÜ SÖZE GEREK YOK



hakkari'nin nin Yüksekova İlçesi HADEP"li Eski Belediye Başkanı Hetem İke, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. İke için Yüksekova Belediyesi önünde cenaze töreni düzenlendi. Törene katılan DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, PKK"lı teröristleri kastederek, “9 gencin üzerine 10 bin kişilik orduyu Başbakan Erdoğan"ın talimatıyla gönderiyorlar. Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar” dedi. Cenaze törenine DTP"li belediye başkanları ve 10 bin civarında vatandaş katıldı. Saygı duruşu ile başlayan törende PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine "Biji serok Apo" ve "Şehitler ölmez" sloganları atıldı.
DTP Genel Başkan Yardımcsı Demirtaş, yaptığı konuşmasında PKK"lı teröristleri kastederek, 9 gencin üzerine 10 bin kişilik ordunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"ın talimatıyla gönderildiğini söyledi.
Demirtaş, “Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz halen barış diyoruz. Ama maalesef AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da "Ya bu düzene teslim olun ya da, dağlara gidin" diyor. Bizim acımız daha çoktur. Halkın öncü insana ihtiyacı vardır. Çünkü her zamankinden fazla inkar ve imha zihniyeti bu halkın üzerine geliyor. Bunun bir tek adı var. Direnin diyorlar başka yaşam hakkı tanımıyorlar. Biz direneceğiz” dedi.
DTP ÇİZMEYİ AŞTI..
YAWAŞ YAWAŞ İŞGAL EDİLİYORUZ
ABD’nin Türkiye’de “İslamcı yükselişe destek” vermesini, bazı teorisyenler Afganistan ve Irak’la büyük bir benzerlik olarak yorumluyorlar.
Bu teoriye göre, ABD önce potansiyel tehdit yaratıyor, sonra da bu tehdide müdahale ediyor.
Afganistan bunun ilk örneklerinden.
Rus işgali sırasında ve sonrasında ABD Afganistan’da radikal İslamcı unsurlarla işbirliği yaptı. Açıkça olmasa bile Taliban’ı destekledi.
CIA yetiştirmesi Bin Ladin, Afganistan’a bu dönemde yerleşti.
Ardından 11 Eylül saldırıları bahane edilerek Afganistan’a yönelik bir müdahale geldi. ABD bölgeye yerleşti.
Irak’taki durum ise daha da bariz.
Irak’ta ABD başta Saddam’la iyi ilişkiler içindeydi.
Saddam, İran’a yönelik olarak kullanıldı.
İran-Irak Savaşı’nın sona ermesinden sonra Saddam ABD tarafından yüreklendirildi.
1990’ların başında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Gillespie Saddam’ın Kuveyt’e saldırı planlarını engellemek bir yana, destekleyen bir tavır takındı.
Gillespie, Saddam'a yazdığı mektupta “Komşularınızla olan sınır ilişkileriniz ve çatışmalarınız AB’nin ilgi alanı dışındadır” diyerek Irak’ın Kuveyt’e yönelik saldırısına bir anlamda yeşil ışık yaktı.
Ardından 1. Körfez Savaşı patladı.
Sonrasında ise düzmece olduğu anlaşılan kitle imha silahlarına ilişkin raporlarla ABD’e Irak’a savaş açtı ve ülkeye yerleşti.
Komplo teorisyenleri, ABD’nin Türkiye’deki İslamcı hareketlere yönelik tepkisizliğini böylesi bir gerekçeye bağlıyorlar.
Türkiye’de İslamcılığın giderek radikalleşeceğini ve Türkiye’nin Batı Dünyası’ndan kopacağını ve müdahaleye açık bir hale geleceğini düşünüyorlar.
Bu teorisyenlerin üzerini çizdiği tarihsel bir gerçek var.
“ABD’nin bir Haçlı Seferi zihniyeti ile hareket ettiği açık. Bunu Başkan Bush da söylüyor. Peki Türklerin, Haçlılarla savaşmadığı bir Haçlı seferi var mı?”
PKK Terör Örgütü Kuruluşu
1970'li yıllarda dünyada yükselen gençlik hareketlerinin Türkiye'ye yansıması nedeniyle ülkemizde birçok yasadışı terör örgütünü kurulmaya başlamıştır. PKK terör örgütünün temeli de bu dönem içerisinde atılmıştır.
1974 yılında Ankara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içerisinde faaliyet gösteren Abdullah ÖCALAN,Kesire YILDIRIM (ÖCALAN), Haki KARAER, Cemil BAYIK, Kemal PİR isimli şahıslar Ankara'nın Tuzluçayır semtinde yaptıkları bir toplantıyla PKK'nın ilk temelini atmışlardır.
Örgüt kurucuları örgütün, her ne kadar o dönemin yaygın akımı Marksist-Leninist fikir çizgide olduğunu iddia ediyorlarsa da, PKK terör örgütü diğer yasadışı terörist örgütlerden çok farklı bir söyleme sahiptir. Yakın dönemde yaşanmış olan Vietnam,Angola,Kore,Cezayir, Mozambik ulusal mücadelelerinden ve KDP (Kürdistan demokratik Partisi)'nin Irak ve İran devletine karşı yaptığı mücadeleden büyük ölçüde etkilenerek yoğun bir tartışma, inceleme ve teorik faaliyet içerisine girmişlerdir. Bu tartışmalar sonucu, Kürtlerin Türklerden farklı bir halk olduğu ve Türk devletince sömürüldüğü (siyasal,ekonomik ve kültürel ).
Sözde Kürdistan denilen bölgenin kürt parçası olduğunu ve en büyük parçanın da Kuzey Kürdistan olarak nitelendirilen Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi olduğu, amaçlarının da bu parçaları birleştirerek bağımsız birleşik Sosyalist Kürdistan kurmak olduğu. Hedeflerine ulaşmak için Güneydoğu ve Doğu Anadolu'ya gidip yöre halkına propaganda yaparak düşüncelerine inandırıp sözde Ulusal mücadele başlatmak gerektiği sonuçlarına varmışlardır.
Örgüt ilk faaliyet alanı olarak Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep illerini hedef seçmiştir.
Özellikle bu şehirlerde yoğun faaliyette bulunmalarının nedenleri Diyarbakır'ın geçmişte bir çok isyana merkez teşkil etmesi dolayısıyla isyancı bir geleneğe sahip olması, Şanlıurfa'da halen Feodal yapının kırılmaması, yoksul köylü halkı ile devlete yakın aşiret reislerinin arasında çelişkiler yaşanması, Gaziantep'i seçmelerinin nedeni de sanayinin gelişmesiyle yoksul İşçi sınıfının akın etmesi, örgütün bu gibi avantajları olan şehirlere yönelmesine neden oluştur. Gaziantep alanına gönderilen Haki KARER bir süre faaliyet yürüttükten sonra yine kürt örgütlerden biri olan "sterka sor" (kızıl yıldız) tarafından öldürülmüştür. Bu olay grubu etkiler zira o güne kadar kadrolarından hiç kimse öldürülmemiştir. Grup bundan sonra daha sert ve daha dikkatli olmaya başlarmıştır; en önemlisi de bu olaydan sonra partileşme kararı alarak bunun çalışmalarına başlamasıdır. Örgüt gerekli parti tüzüğü ve programını bir kitapçık halinde çıkartarak partileşme çalışmalarını hızlandırmıştır.
27 kasım 1978 'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde yapılan bir toplantıyla PKK ( Kürdistan İşçi Partisi, Partiya Karkaren Kürdistan ) ilan edilmiştir. Bu aynı zamanda PKK terör örgütünün 1.Kongre'si dir. PKK terör örgütü, parti ilanını duyurmak için Hilvan ve Siverek'deki Aşiret ağalarıyla sürdürdüğü çatışmaları daha fazla yoğunlaştırarak dikkatleri üzerinde toplamayı amaçlamıştır. Bu çalışmalar sonucu siyasi yönden bazı kazanımlar elde etmişse de askeri yönden başarısızlığa uğramıştır. Çatışmalarda birçok militanını yanlış savaş taktikleri yüzünden kaybetmiştir. Bu durum terörist örgüt PKK içerisinde rahatsızlıklar meydana getirmiştir. Toparlanmak amacıyla Mardin tarafına çekilen militanlar daha çok verdikleri kayıpları kapatmak amacıyla Propagandaya ağırlık vererek, yeni kadrolar oluşturma yoluna girmişlerdir.
KURULDUĞU GİBİ YIKILIR...!!!
TUNALIM...
25 Haziran 2010 Cuma
SİZ TERÖRÜ BİTİRMEZSENİZ,SONUNDA TERÖR SİZİ BİTİRİR.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Siz eğer Türkiye’de terörü bitiremezseniz, sonunu getiremezseniz terör vasıtasıyla sizin sonunuzu getirirler. Bu gerçek çok net ve açık görülmelidir” dedi
Terör bir Hakkâri’den bir İstanbul’dan vuruyor. Her gün şehit haberleri peş peşe gazete manşetlerine ve ekranlara taşınıyor. Yaşanan terör saldırıları konusunda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Terörün çözülmesinin şart olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Siz eğer terörü bitirmezseniz terörle birlikte sizin sonunuzu getirirler” dedi. Hükümetin bir noktadan sonra demokratik açılımın Türkiye’ye zarar vereceğini fark ettiğini ve bu yüzden açılımı artık eskisi kadar gündem etmediklerini söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son yaşanan terör saldırılarıyla bazı mihrakların açılım konusunda hükümeti adım atmaya zorladıklarını söyledi.
Terör artık bitmeli
Prof. Dr. Haydar Baş terör sorununun çözülmesinin olmazsa olmaz olduğunu söyledi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Terör konusu topyekûn milletimizi ilgilendiren, çözülmesi olmazsa olmaz şeklinde ortaya çıkan bir olaydır. Siz eğer Türkiye’de terörü bitiremezseniz, sonunu getiremezseniz terör vasıtasıyla sizin sonunuzu getirirler. Bu gerçek çok net ve açık görülmelidir. Mademki terör vasıtasıyla Türkiye’nin sonu karanlık görünüyor o zaman Türkiye’yi bu noktaya çekmek isteyen kimdir? sorusunun cevabının verilmesi çok önemlidir. Türkiye’yi bu noktaya çekmek isteyenler, hiç şüphesiz dışarıdan beslenen hareketlerdir. Türkiye’ye yönelik bu terör olayları planlanırken hedeflenmiş bir gaye var. Onun için 83’lü yılların sonunda başlatılan terör olayı sıradan bir olay değildir. Asıl gaye Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu getirmek ve Türkiye coğrafyasını parçalamaktır. Bunlar demokratik yolla bu işi yapmak istediler. Siyasi iktidar da kabul etsek de etmesek de bu oyuna geldi ve demokratik açılımla bunların görüşlerine hizmet etmeye başladı.”
Türkiye’yi 36 parçaya bölecekler
“Demokratik açılımla Türkiye’yi 36 etnik parçaya ayırmak istiyorlar” diye konuşan Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ne olacak demokratik açılım? Batı dünyası Türkiye’de 36 etnik grup olduğunu söylüyor. Yani 36 ayrı parça insanlar topluluğu, milletler topluluğu var. Açılım yaparak bunların tamamına haklarını verin, diyorlar. Neymiş bu haklar? Süryanisine faklı, Keldanisine farklı, Arabına farklı, Kürtüne ve Lazına farklı haklar verilecekmiş. Demokratik açılım adı altında Türkiye’nin işini bu şekilde bitirmek istiyorlar.”
Hükümet yanlışını fark etti
Bugünkü duruma nasıl gelindiği üzerinde çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, hükümetin bir noktadan sonra demokratik açılımın ülkeyi bölünmeye götürdüğünü görüp, bu yanlıştan vazgeçtiğini söyledi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Şimdi güzel de bu noktaya nasıl gelindi? Hükümet bir noktadan sonra bu işi kavramış olacak ki, – tabi bu kadar muhalefet edildi kendisine– onlar da bu işi kabul etmek gerekir ki iyi niyetle yaptılar. Hiçbir zaman sonucunun bu noktaya geleceğini düşünmediler. Onlara bunu tavsiye edenlerin Türkiye hakkında samimiyetine inandılar. Ama zaman ilerledikçe Türkiye’nin lehine hiçbir şey olmadığını tespitle benim anladığım, olaydan geri dönmenin zaruretine inandılar. Dikkat ederseniz artık demokratik açılım filan konuşulmuyor. Niye? Demokratik açılımla hiç hayır bir şey elde edilmedi. Sayın Başbakanımız ilk defa Kürt haklarının deklarasyonunu Diyarbakır’da ifade etmişti. Ama gördü ki kendileri ne kadar iyi niyetli olursa olsun hadisenin arkasında çok kötü niyetli maksat sahibi olan insanlar var. Ben olayı böyle görüyorum.”
Terör açılımın devamını istiyor
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Demokratik açılım süreci tıkanınca teröre başvurarak süreci tekrar şekilde işletmek istiyorlar” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi bu demokratik açılımın önü kesilince bu sefer iş neye kaldı? Zora kaldı. Bana göre bu sebepten dolayı bir terör hamlesi başlatıldı. ‘Tekrar eski güne dön ve demokratik açılımla bu parçalanmayı temin ettir’ mesajıdır verilmek istenen. Ama iktidar ayıktığı için de böyle bir tavizi vermesi asla mümkün olamaz.”
Dış mihraklar terörün düğmesine başmış olabilir
Meselenin farklı bir yönüne de işaret eden Prof. Dr. Haydar Baş, dış mihrakların İran ve İsrail konusunda isteklerine hükümet olumsuz cevap verdiyse isteklerini elde edemeyen bu dış mihraklar terörün düğmesine başmış olabilirler” dedi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Meselenin bir diğer yönü Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve siyasetinden dış mihraklar bazı şeyler istediler. Bu istekler İran konusunda veya İsrail konusunda olabilir. Bu isteklerini de hükümet onların dilediği gibi cevaplandırmadı. Şimdi hükümetten ‘Haydar Hoca bizi çok eleştiriyor’ sözlerini duyuyorum. Bak şimdi ben onları şu anda eleştirmiyorum, bilakis takdir ediyorum. Niye? Onların isteklerine cevap vermiş olsalardı bölge karışacaktı. Akl–i selim davrandılar ve bölgenin karışmasına engel oldular. Hem bu coğrafyanın hem de Türkiye’nin lehine adımlar attılar. Şimdi sen nasıl olur da bilhassa İran konusunda bizim isteklerimize cevap vermezsin, dediler. Ve işte kavgayla gürültüyle ve terörle beraber bu tavizi alma planları tezgâhlanıyor. Ama it ürür kervan yürür. Hiçbir şey yapamazlar.” TUNALIM
24 Haziran 2010 Perşembe
SİYASET YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR.
Eledim Eledim [Vatan Icin] - Sibel Pamuk
Hakkari''de hain saldırı: 8 şehit 14 yaralı
Yaralı askerler, Şemdinli Devlet Hastanesi ile Hakkari Asker Hastanesi''ne kaldırılarak, tedavi altına alındı.
Teröristlerin saat 02:00''da aynı anda çok sayıda yönden saldırıya geçtiği belirtiliyor. Terörist grubun sınırdan giriş yaptığı, çatışmaların sabaha dek sürdüğü bildiriliyor.
Kürt açılımı adı altında başlatılan terör açılımlarının ülkemizi getirdiği durum ortada…
Her gün acı haberler geliyor, onlarca şehit, onlarca yaralı…
Terörle mücadele sadece askerin ve polisin sırtına bırakılırsa, ayrıca bu güvenlik güçlerimizin de eli kolu bağlanırsa, terörü besleyen, destekleyen ABD ve İsrail ile istihbarat bilgileri paylaşılırsa netice bu vahim tablodan farklı olmayacaktır.
Analar ağlamasın sloganıyla yola çıkan siyaset, sürekli anaları ağlatacak adımları atıyor.
Şehitler sadece kendi analarını ağlatmıyor, her bir şehit haberi topyekun milletin gönlünde büyük yara oluşturuyor, her bir şehit bütün milleti ağlatıyor.
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyen siyasi irade ise uyguladıkları politikalarla terörün ekmeğine yağ sürüyor.
Terörle mücadelede siyasi iradenin büyük görevi vardır.
Terörle mücadelede askerin ve polisin yapması gerekenler esasen en son seçeneklerdir. Öncelikli sıra siyasi iradenin yapması gereken vazifelerdir.
Siyasi iradenin ekonomik çözümleri devreye koyması lazım, yetmedi, eğitim ve kültür çalışmalarıyla milleti tek bilek tek yürek yapması lazım.
Bu çözümler devreye konmadığı takdirde birileri boş durmuyor ve bu açığı bir şekilde dolduruyor.
Yabancı fonlar bu bölgeye akıyor. Bu fonları burada dağıtanlar babasının hayrına bu işi yapmıyor. Bu bölgede Türkiye Cumhuriyeti devletini sıfırlıyorlar, devlete olan güveni ortadan kaldırıyorlar.
Bu bölgede cirit atan misyonerler, milletimizi asırlarca bir ve beraber tutan birlikteliğimizi yok edici kültürel ve dini çalışmalar yapıyorlar. Etnik kökenleri ön plana çıkartarak insanlarımızı inancımızdan, kültürümüzden ve medeniyetimizden soğutuyorlar.
Bir halk grubunu ekonomik, kültürel ve dini olarak bütünden uzaklaştırırsan bunun sonucu paramparça olmaktır.
Siyasi irade yapılan bu yanlışları acilen görmeli ve gerçek çözüm projelerini hayata geçirmelidir.
Eğer her konuda olduğu gibi bu konuda da AB ve ABD’nin tavsiyeleriyle hareket edilirse, zaten bugüne kadar yapılan yanlışların temelinde bu anlayış olduğu için çıkış kapısına asla varılamaz.
Önce AB, ABD ve IMF politikalarına hayır denmelidir.
Ama bunu diyebilmek milli bir projeye sahip olmayı gerektirir.
Siyasi iradenin eğer milli bir çözümü yoksa –ki olmadığı gözüküyor- o zaman çözümü olanların kapısına müracaat etmelidir. Bu aşağılanacak bir durum değildir.
Eğer bunu da yapamıyorlarsa o zaman kenara çekilerek işi ehline bırakma erdemini göstermelidirler. Böyle yaparlarsa da bu millet onları takdir eder, saygıyla anar.
Terör konusunda çözümü olan tek siyasi iradenin Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) olduğunu görüyoruz.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye Cumhuriyeti kimliğini taşıyan her vatandaşa 500 TL vatandaşlık maaşı verecektir. İlk defa bu ülkenin vatandaşı olmak ödüllendiriliyor. Bu proje terörü bir anda bitirecek bir projedir.
Tabii tek proje de bu değildir, Milli Ekonomi Modeli’nin tarım, hayvancılık ve sanayi projeleri, diğer sosyal devlet projeleri hayata geçirildiğinde bu ülkenin her bir ferdi devletine son derece bağlı olacaktır.
Projelerle halkı yanına çektikten sonra kalan art niyetli üç beş teröristi cezalandırma işi ise askere ve polise aittir. İşte terörün kökü böyle kazınır.
Bu manada siyasetin mesuliyeti yüzde 95 ise, askerin ve polisin yüzde 5’tir.
Siyaset yan gelip yatma yeri değildir. ''BU VATAN BİZİMDİR,BİZİM KALACAKTIR''
M.Çabas-TUNALIM...
Hakkari''de hain saldırı: 8 şehit 14 yaralı
Yaralı askerler, Şemdinli Devlet Hastanesi ile Hakkari Asker Hastanesi''ne kaldırılarak, tedavi altına alındı.
Teröristlerin saat 02:00''da aynı anda çok sayıda yönden saldırıya geçtiği belirtiliyor. Terörist grubun sınırdan giriş yaptığı, çatışmaların sabaha dek sürdüğü bildiriliyor.
Kürt açılımı adı altında başlatılan terör açılımlarının ülkemizi getirdiği durum ortada…
Her gün acı haberler geliyor, onlarca şehit, onlarca yaralı…
Terörle mücadele sadece askerin ve polisin sırtına bırakılırsa, ayrıca bu güvenlik güçlerimizin de eli kolu bağlanırsa, terörü besleyen, destekleyen ABD ve İsrail ile istihbarat bilgileri paylaşılırsa netice bu vahim tablodan farklı olmayacaktır.
Analar ağlamasın sloganıyla yola çıkan siyaset, sürekli anaları ağlatacak adımları atıyor.
Şehitler sadece kendi analarını ağlatmıyor, her bir şehit haberi topyekun milletin gönlünde büyük yara oluşturuyor, her bir şehit bütün milleti ağlatıyor.
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyen siyasi irade ise uyguladıkları politikalarla terörün ekmeğine yağ sürüyor.
Terörle mücadelede siyasi iradenin büyük görevi vardır.
Terörle mücadelede askerin ve polisin yapması gerekenler esasen en son seçeneklerdir. Öncelikli sıra siyasi iradenin yapması gereken vazifelerdir.
Siyasi iradenin ekonomik çözümleri devreye koyması lazım, yetmedi, eğitim ve kültür çalışmalarıyla milleti tek bilek tek yürek yapması lazım.
Bu çözümler devreye konmadığı takdirde birileri boş durmuyor ve bu açığı bir şekilde dolduruyor.
Yabancı fonlar bu bölgeye akıyor. Bu fonları burada dağıtanlar babasının hayrına bu işi yapmıyor. Bu bölgede Türkiye Cumhuriyeti devletini sıfırlıyorlar, devlete olan güveni ortadan kaldırıyorlar.
Bu bölgede cirit atan misyonerler, milletimizi asırlarca bir ve beraber tutan birlikteliğimizi yok edici kültürel ve dini çalışmalar yapıyorlar. Etnik kökenleri ön plana çıkartarak insanlarımızı inancımızdan, kültürümüzden ve medeniyetimizden soğutuyorlar.
Bir halk grubunu ekonomik, kültürel ve dini olarak bütünden uzaklaştırırsan bunun sonucu paramparça olmaktır.
Siyasi irade yapılan bu yanlışları acilen görmeli ve gerçek çözüm projelerini hayata geçirmelidir.
Eğer her konuda olduğu gibi bu konuda da AB ve ABD’nin tavsiyeleriyle hareket edilirse, zaten bugüne kadar yapılan yanlışların temelinde bu anlayış olduğu için çıkış kapısına asla varılamaz.
Önce AB, ABD ve IMF politikalarına hayır denmelidir.
Ama bunu diyebilmek milli bir projeye sahip olmayı gerektirir.
Siyasi iradenin eğer milli bir çözümü yoksa –ki olmadığı gözüküyor- o zaman çözümü olanların kapısına müracaat etmelidir. Bu aşağılanacak bir durum değildir.
Eğer bunu da yapamıyorlarsa o zaman kenara çekilerek işi ehline bırakma erdemini göstermelidirler. Böyle yaparlarsa da bu millet onları takdir eder, saygıyla anar.
Terör konusunda çözümü olan tek siyasi iradenin Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) olduğunu görüyoruz.
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye Cumhuriyeti kimliğini taşıyan her vatandaşa 500 TL vatandaşlık maaşı verecektir. İlk defa bu ülkenin vatandaşı olmak ödüllendiriliyor. Bu proje terörü bir anda bitirecek bir projedir.
Tabii tek proje de bu değildir, Milli Ekonomi Modeli’nin tarım, hayvancılık ve sanayi projeleri, diğer sosyal devlet projeleri hayata geçirildiğinde bu ülkenin her bir ferdi devletine son derece bağlı olacaktır.
Projelerle halkı yanına çektikten sonra kalan art niyetli üç beş teröristi cezalandırma işi ise askere ve polise aittir. İşte terörün kökü böyle kazınır.
Bu manada siyasetin mesuliyeti yüzde 95 ise, askerin ve polisin yüzde 5’tir.
Siyaset yan gelip yatma yeri değildir. ''BU VATAN BİZİMDİR,BİZİM KALACAKTIR''
M.Çabas-TUNALIM...
23 Haziran 2010 Çarşamba
EY TÜRK MİLLETİ !...UYANMIYACAKMISIN ?...

Türk milleti olarak bir geçmişimiz, bir geleneğimiz ve bir örfümüz var.
On beş asırdan beri her kurumuyla kökleşmiş, oturmuş bir İslam Medeniyetinin çocuklarıyız.
Bin yıldan beri Anadolu?yu yurt edinmiş, nice dağları bağ haline getirmiş, nice çatlamış toprakları su ile buluşturmuş, alnını teri ile ellerinin nasırı ile köklü bir medeniyet kurmuş aziz Türk milletinin torunlarıyız.
Arkamızda sağlamca yaslanabileceğimiz böylesine kaynaklarımız var, önümüzde ve elimizde de, ceddimize rehberlik yapmış olan evrensel bir kitabımız ve onu insanlığa tebliğ eden alemlere rehber, son elçi, son peygamber Muhammed Mustafa?mız (s.a.v) var.
Bu temellerimiz, bu köklerimiz; kime nasıl bakılacağı,kimden neyin nasıl alınacağı, kimlere hangi ismin takılacağı noktasında yeterli bilgiler ve ip uçları içermektedirler.
Üçüncü bin yılın ilk on yılını tamamlamak üzere olduğumuz şu zaman diliminde tüm dünyada söz sahibi ve güç sahibi olan küresel şer odakları; insanlığa, özellikle de İslam dünyasına kendi doğrularını, kendi çıkarlarını dayatmaktadırlar. Zihinler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışarak, binlerce yıl içerisinde ortaya çıkmış olan isimleri ve resimleri silip yerlerine başak isimler ve resimler ikame etmeye çalışmaktadırlar.
Mesela zulüm kötüdür, zalim dışlanması gereken bir tiptir ama bu sıfatlar küresel baronların, çağdaş firavunların isimleri ile birlikte anılırsa hiç de utanılacak sıfatlar değildir!
Hırsızlık yüz kızartıcı bir suçtur, yalan, yalana dayalı talan insanlık suçudur ama bütün bu suçları; ?dünya gemisinin dümenindeki bir millet? işlerse birden bire erdeme dönüşüyorlar ve çağın Bel?amları tarafından alkışlanabiliyorlar.
Biz her zaman ve zeminde dik duruşumuzu ve delikanlı tavrımızı sürdüreceğiz. Bu duruş aynı zamanda inancımızın bir buyruğudur, aynı zamanda aziz ecdadımızın bir vasiyetidir.
Küresel güçler istiyor diye, onlar öyle tanımlıyor ve işlerine öyle geliyor diye biz hiçbir zaman kargaya bülbül, kaktüse de sümbül demeyeceğiz. Karga, dünyanın neresinde olursa olsun kargadır, bülbül de bülbüldür. Kargayı ne kadar eğitirseniz eğitin ondan bülbül sesi elde edemezsiniz. Kargayı hangi altın kafeste beslerseniz besleyin, yiyecek çeşitlerini ne kadar artırırsanız artırın ,kafesten çıkar çıkmaz gideceği yeri bellidir, ardına düşenleri de götüreceği adres bellidir.
İnsanlık bir dayatma ile karşı karşıya; ille de kargaya bülbül diyeceksiniz.
Şeklini, rengini gördüğü halde, sesleri dinlediği halde, küresel şer odaklarına kulak vererek kargaya bülbül diyenlere yazıklar olsun.
Dünya durdukça, ömrümüz oldukça bizim nazarımızda karga kargadır bülbül de bülbüldür, kaktüs kaktüstür sümbül de sümbüldür.Bu gün dünyada bütün hakızlıklar kendilerine medeni dediğimiz devletler tarafından yapılmaktadır.Hele orta doğu bölgesi bu medeni devletlerin en acımasız rant savaşı yaptığı bir bölge.Adam okyanus ötesinde,ama orta doğuda hak iddia ediyor.Adam avrupa'da bu bölgede hak iddia ediyor.Bu haksız politikaları ancak bölgesinde ve dünyada güçlü TÜRKİYE önler.Yeniden güçlü Türkiye'yi ancak yüksek ideal sahipleri ve onlara destek olanlar kuracaktır.Saygılarımala...
TUNALIM...
22 Haziran 2010 Salı
İRAN BATIYI DİNLEMEDİ 'APO'SUNU ASTI.

İran’da faaliyet gösteren Cundullah örgütünün lideri Abdülmelik Rici idam edildi
İran’da faaliyet gösteren Cundullah örgütünün lideri Abdülmelik Rici hakkında verilen idam cezası pazar günü Tahran’daki Evin cezaevinde infaz edildi. Cundullah’ın saldırılarında hayatını kaybedenlerden bazılarının yakınları ile kimi mağdurların da idam sırasında hazır bulundukları kaydedildi. Rici hakkında, “terör örgütü kurmak, idare etmek, terör eylemlerinde bulunmak, adam öldürmek, yaralamak, kaçırmak, silahlı soygun, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, ülke güvenliği aleyhinde eylemde bulunmak, halkın can ve mal güvenliğini tehdit etmek, yabancı ülkelerin istihbarat birimleriyle işbirliği yapmak, diğer terör gruplarıyla işbirliği, ülkeye kaçak yollardan girip çıkma gibi suçlardan” idam talebiyle dava açılmıştı. İran İstihbarat Bakanlığı ve emniyet birimlerince düzenlenen özel operasyonda yakalanan Rici, 23 Şubatta İran’a getirilmişti.
Yüzlerce cinayetten sorumlu tutuluyordu
Rici ve örgütü özellikle SistanBelucistan eyaletinde yüzlerce kişinin öldürülmesi ve yaralanmasından sorumlu tutuluyordu. Rigi liderliğindeki örgütün 18 Ekimde Sistan Belucistan eyaletinde Devrim Muhafızlarını hedef alan saldırısında, aralarında üst düzey komutan ile aşiret liderlerinin de bulunduğu 42 kişi hayatını kaybetmiş, 50 dolayında kişi yaralanmıştı. Örgüt, 2005 yılında 9, 2007’de 11, 2008’de 16 güvenlik görevlisinin öldürülmesi; 25 Mart 2008 tarihinde BamKerman oto yolunun kapatılarak 22 sivilin öldürülmesi ile 28 Mayıs 2009’da 25 kişinin ölümü ve 119 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan cami bombalanması eylemlerini üstlenmişti. İran – Pakistan sınırında üslenen ve zaman zaman sınırı geçerek eylem düzenleyen Cundullah’ın El Kaide ile bağlantılı olduğu, bu örgütten silah ve para yardımı aldığı öne sürülüyor.
Yeni Mesaj
21 Haziran 2010 Pazartesi
TERÖRÜ BİTİRECEK DEVLET ADAMI YOK..

“Terörü besleyen bir ülkeyle işbirliği yaparak terör asla bitirilemez” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “bizde devlet adamlığı vasfı terörü çözebilecek nitelikten uzak kaldığı için her gün maalesef evlatlarımızı şehit vermekle bu işin faturasını ödüyoruz” dedi
Bir günde 10 askerin bölücü terör tarafından şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son günlerde iyice artan ve hemen her gün şehit verdiğimiz PKK terörünü değerlendirdi. Terörün nedeni ve çözümü üzerine analizlerde bulunan Prof. Dr. Baş Çekiç güce dikkat çekti. BTP Genel Başkanı 1991 yılında Güneydoğu’da konuşlandırılan Amerika Birleşik Devletleri’yle İngiltere askerlerinden oluşan Çekiç Gücün terörün en büyük destekçisi olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Biz Hatta o zamanlar şu yorumu yapmıştık; ‘Burada bunlar maalesef terörist yetiştirecekler ve Türkiye’nin başını belaya koyacaklar.’ O günün siyasileri bizi dinlemişse de kulak arkasına attılar. Bugün olan budur. Dün adam Çekiç Güçle yaptığı hareketi taa okyanusun ötesinden gelerek Irak’a yerleşti, Kuzey Irak bölgesini ele aldı, burada bunu yapıyor. Bakın Irak’ın coğrafyasına ABD’nin işgal güçleri girdikten sonra terör olayları hızını arttırmıştır. Bunu niye görmüyoruz? Bataklık orada evvela bu bataklığın kuruması lazım.”
ABD işbirliğiyle terör bitirilemez
Hükümetin teröre karşı tedbir almak için Amerika’yla yaptığı görüşmelere dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “terörü besleyen bir ülkeyle işbirliği yaparak terör bitmez” dedi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “İstihbarat ittifakı yapıp ondan işbirliği ile beraber haber alacaksın, terörün önüne geçeceksin. Bir takım destek alacaksın, terörü önleyeceksin. Bu derece acizlik olmaz. Bu derece bir insanın teslimiyeti olamaz. Bunlar hiç bir şey yapamazlar, bu mantıkta olan sivil de hiç bir şey yapamaz, asker de hiç bir şey yapamaz.”
Çözüm üretmekte aciz kalınıyor
PKK terörünün en büyük destekçisi dediği Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı hükümetin somut bir tepki ortaya koyması gerektiğini ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Burada bizim aleyhimize irade kimdir? Doğrudan doğruya karşınıza alacaksınız. Seni karşısına alabilir mi? Alması mümkün değil. Niye? İki tane dev gücü karşısına almış olacak. Birisi İran, diğeri Türkiye... Bu topraklara bir adım atamazsın. Bunun hesabını ABD yapmıyor mu? Yapıyor. Ama bizde devlet adamlığı vasfı maalesef bu tür problemleri çözebilecek nitelikten uzak kaldığı için her gün evlatlarımızı şehit vermekle bu işin faturasını ödüyoruz.”
Barzani Türkiye’yle dalga geçiyor
Terör örgütünün bir diğer destekçisi olarak Peşmerge lideri Mesut Barzani’yi işaret eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu şahsın Dışişleri tarafından Ankara’ya davet edilmesini eleştirdi. Prof. Dr. Baş, “Bakıyorsun Kuzey Irak bölgesinde bir Kürt devleti kuruluyor, o oluşumun başını bizim hariciyemiz Türkiye’ye davet ediyor. Yahu bu adam sıradan bir adam, hariciye vekiliyle beraber oturuyor bölgenin meselelerini istişare ediyor müzakere ediyor. Önüne geçtiler mi? Yok. Adam safını belirlemiş hem senin prestijinle oynuyor hem de seninle dalga geçiyor” diye konuştu.
Siyasiler gerekeni yapmıyorlar
“Terörü bitirmek için önce bataklık kurutulmalı” diyen Prof. Dr. Haydar Baş AKP hükümetine şu tavsiyelerde bulundu: “Türkiye bunun önüne geçecekse bataklıkları kurutması şarttır. Hatırlıyorsanız Tansu Hanımın başbakanlığı döneminde çok ciddi tedbirler alındı. Terör tamamen kurutulmuştu, önüne geçilmişti. Ama al gülüm ver gülümle değil. Güreş Paşayla beraber ciddi bir işbirliği yaptılar, terörü sildi süpürdüler. Şimdi sen bu konuda hiç kimseyle anlaşmıyorsun. Askerinle anlaşmıyorsun, hariciyenle anlaşmıyorsun nasıl yapacaksın, bu işi halledeceksin? Hiç bir türlü halletmen mümkün değil.”
TERÖR ÖNLENEMİYORSA!
Teröristler dağdan inerken törende karşılandıktan sonra, şehit cenazelerinde artış devam etmektedir. Son Hakkâri saldırısı göstermektedir ki terörü önlemede hükümet başarılı olamamış; yapılan kanuni düzenlemeler, açılımlar, icraatlar, terörü daha da arttırmıştır...
Bu ifadelerle gayemiz sadece birilerini eleştirmek değil, çözüme yardımcı olmaktır.
Gerek sivil, gerek askeri otoriteler, gerek hükümet, gerek meclis içi gerek, meclis dışı muhalefet, gerek kanaat önderleri, gerek fikir adamları; toplumsal mutabakatla milli bir uzlaşmaya gitmelidir. Oluşacak bu uzlaşmada sadece hükümetin seçeceği kimseler değil bu konuda çözümü ve fikri olan herkesin görüşüne yer verilmelidir.
Devletin bekası milletin selameti hakkında duyarlı ve milli çözümü olan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikir ve önerilerine mutlaka önem verilmelidir.
Olayların tırmanışı, akan her damla şehit kanının ve şehit yakınlarının gözyaşlarının mutlaka dindirilmelisi gerekmektedir…
Akan her damla kan ve gözyaşı, aynı zamanda ulusal bütünlüğün de zafiyetinin göstergesi olarak algılandığı takdirde asıl tehlike işte o zamandır…
Şu bir realitedir; suçun tırmanışı, ya cezanın yetersizliğiyle, ya da mücadelenin yetersizliğiyle alakalıdır. Evet, şu gerçek artık göz ardı edilemez; hem ceza yetersiz kalmakta, hem de mücadele yetersiz kalmaktadır. Burada kahraman Türk askerine verdiği mücadele hakkında söz söylemeye kimsenin hakkı yoktur. Onlar üzerine düşenleri eksiksiz yerine getirmektedir... Çünkü en kıymetli varlıkları olan canlarını seve seve vermektedirler.
Meydanda başarısız bir durum varsa; siyasi otorite mutlaka sorgulanmalıdır. Dünya kadar açılım yaptınız, dünya kadar kanunlar çıkardınız, dünya kadar uygulamalar yaptınız; netice olarak terörü bitiremediniz. Akan kan ve gözyaşlarını dindiremediniz.
Gerek devleti, gerek milleti, her türlü tehditle karşı karşıya getirdiniz. Artık ülkenin hiçbir yeri güvenli değildir…Sorumlular bunun hesabını açık ve net olarak vermek zorundadır.
AB ve ABD dayatmalarıyla çıkardığı kanunlar ve uygulamalara; sözde bilgi, istihbarat ve güç paylaşımlarına rağmen, terör daha da tırmanmışsa demek ki terör önlenmek yerine teşvik almıştır!
Haberleşmesi, istihbaratı, bankaları, kamu kurumları, madenleri, yeraltı ve yerüstü kaynakları yabancılara, küresel güç odaklarına teslim edilmiş… Rotasını, eksenini kaybetmiş; topraklarında gözü olan devletlerle sözde müttefiklikler kurmuş, düşmanlarının tehdit algılamasını göz ardı etmiş, yargısı ve ordusu yıpranmış bir devlet yapısının terörle ve diğer sorunlarla nasıl baş edebileceği ciddi olarak sorgulanmak zorundadır…
Görünen köy budur, kılavuza ne gerek var!
TUNALIM...
19 Haziran 2010 Cumartesi
BATININ EMİR ERLERİ ''EKSEN'' DEĞİŞTİREMEZ.

Türkiye’nin dış politikada Batıdan koparak Doğuya kaydığı iddialarının gündem saptırmadan başka bir şey olmadığını belirten Prof. Dr. Baş, “ABD’nin emir erliğine soyunanlar eksen değiştiremeye cesaret edemezler” diye konuştu.
AKP Hükümetinin Yeni Osmanlıcılık Projesi kapsamında Ortadoğu’da attığı yeni adımlar ve dış politikada eksen kayması üzerine Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan dikkat çekici bir analiz geldi. Memleketi Trabzon’da açıklama yapan BTP Genel Başkanı, önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert eleştirilerini değerlendirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, “Yapılacak iş parti toplantılarında tribünleri coşturarak açıklamalar yapmak değil, İsrail ile yapılan anlaşmaları iptal etmektir” dedi. BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Su anlaşması, istihbarat anlaşması, askeri işbirliği, askeri tatbikat ve askeri eğitim anlaşması yapılmış. Madem sen bu adamlarla iyi geçinemiyorsun, ‘hadi bunları iptal et. Ben seni kabul etmiyorum’ de. Dahası sen İsrail’in bir sürü şirketini Anadolu’da söz sahibi yaptın. Ve bu İsrail firmaları ile senin akrabaların, yandaşların işbirliği, ortak iş yapıyor. Bu firmalar sıradan şirketler değil. Dünyanın en zengin firmaları yanında yakınların iş yapıyor. Türkiye’de altın madenini işleten İsrail firmaları... Şimdi buna Sayın Başbakan ne diyecek? Sayın Başbakan’a en fazla destek olanlar orada... Akrabaları, hısımları orada. Kalksın, onları kovsun. Niye bunları yapmıyor? Bütün bunlar devam edecek, ‘İsrail’e karşıyım’ diyecek.”
Bunlar ‘eksen’ değiştiremez
Son günlere damgasını vuran eksen kayması da Prof. Dr. Haydar Baş’ın gündemindeydi. Türkiye’nin dış politikada Batıdan koparak Doğuya kaydığı iddialarının gündem saptırmadan başka bir şey olmadığını belirten Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “ABD’nin emir erliğine soyunmuşsun, eksen kayması yapacaksın. Böyle bir cesaretin sende olması mümkün mü? Sen bir İran olayında gece yarısı kalkıyorsun, ABD Başkanı’nı arıyorsun ‘evet’ ya da ‘hayır’ oyunu ona göre belirliyorsun. Şimdi kime, ne anlatıyorsun. Bunlar olacak işler mi?”
Hükümet Irak işgaline destek verdi
Bu açıklamalardan sonra sözü son günlerde Başbakan Erdoğan’ın Irak’taki duruma ilişkin yaptığı açıklamalara getiren Prof. Dr. Haydar Baş, AKP Hükümeti’nin Irak işgaline aktif destek verdiğini söyledi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “TBMM, 1 Mart 2003’te tezkereyi kabul etmedi. Hükümet, iktidar gücüne güvenerek ABD’nin nesi var, nesi yok karadan, havadan, denizden Irak’a geçmesine müsaade etti. ABD Çöl Fırtınası adını verdiği savaşta ciddi bir mağlubiyeti yaşamak üzere iken, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Türkiye’ye geliyor, hükümetle anlaşıyor ve Türkiye’nin kapıları ardına kadar ABD kuvvetlerine açılıyor. ABD uçakları İncirlik Üssü’nden Irak’a tam 4500 sorti yaptı. Yetmedi, o günlerde Başbakan Erdoğan ABD gazetesine yazdığı makalede “Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmesi için dua ettiğini” yazmıştı. Şimdi bütün bunları sen yapacaksın, ondan sonra da Irak’ta ölen çocuk, bebek, yaşlı, kadın ve gençten dem vuracaksın.”
İLK HAMLEYİ İRAN YAPABİLİR
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “ABD – İsrail ikilisi İran’a saldırma konusunda kesin kararlıysa, İran savaşı kendi topraklarından uzaklaştırmak için Gazze’ye gönderdiği gemilerle ilk hamleyi yapmak isteyebilir” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İran’ın Gazze’ye insani yardım amaçlı gemi gönderme kararını değerlendirdi. Bu adımın muhtemel İran savaşını başlatabileceğini ifade eden Prof. Dr. Baş, uluslararası sularda çıkabilecek böylesi bir savaşın İran ve İsrail’i nasıl etkileyebileceğini değerlendirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, AKP hükümetinin Ortadoğu’da üstlendiği yeni rolle ilgili olarak da çarpıcı açıklamalarda bulundu. İran’ın Gazze’ye insani yardım gemisi gönderme kararını değerlendiren Prof. Dr. Baş, oldukça dikkat çekici açıklamalar yaptı. “İsrail tıpkı Türk gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı gibi İran gemilerine de saldırırsa savaş çıkabilir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, böyle bir savaşın patlak vermesinin kimseye faydası olmayacağını söyledi.
Vicdanı olan kimse duyarsız kalamaz
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeleri değerlendiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasında Filistin’deki İsrail zulmünü değerlendirdi. BTP Lideri şöyle konuştu: “Filistinlilerin öteden beri o coğrafyada Yahudilerin elinden çekmediği kalmadı. Kalbinde zerre kadar duygu, merhamet taşıyan ve vicdanı olan bir insanın bunlara duyarsız kalması asla mümkün değildir.”
Savaş kimseye fayda getirmez
İran’ın Gazze’ye insani yardım gemisi gönderme kararını değerlendiren Prof. Dr. Baş oldukça dikkat çekici açıklamalar yaptı. “İsrail tıpkı Türk gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı gibi İran gemilerine de saldırırsa savaş çıkabilir” diyen Prof. Dr. Baş, önce bir temennisini şöyle dile getirdi: “İnşallah böyle bir şey olmaz. Şu andaki savaşların hiçbir millete ve de devlete faydası yok. Çünkü kullanılan silahlar öyle basit silahlar değil.”
İlk hamleyi İran yapabilir
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası sularda çıkabilecek muhtemel bir savaşın İran ve İsrail’i nasıl etkileyebileceğini değerlendirdi. BTP Lideri, “Eğer ABD – İsrail ikilisi İran’a saldırma konusunda kesin kararlıysa, İran savaşı kendi topraklarından uzaklaştırmak için ilk hamleyi yapmak isteyebilir” dedi. Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Şimdi burada sorulacak soru, ‘İran bu riski göze alarak savaşa girer mi?’ sorusudur. Şayet ABD ve İsrail İran’a vurmak konusunda yüzde yüz kararlıysa ve bu kararlılığı İran istihbarat yoluyla tespit etmişse yapılacak olan en güzel iş böyle bir eylemle savaşı başlatmaktır. Yani bu savaşın uluslar arası sularda kabul edilmesi tehdidin İran coğrafyasının dışına taşınması demektir. Aksi takdirde İran coğrafyasında başlayacak olan savaşta İran’ın tamamı bitebilir. Çünkü bunlar kara kuvvetleriyle İran’a müdahale edecek değiller, hava kuvvetleriyle müdahale edecekler.”
İran, İsrail’e saldırı bahanesi vermemeli
Bu kritik öngörüyü yapan Prof. Dr. Haydar Baş, İsrail’e bir saldırı bahanesi vermemek için İran’ın Gazze’ye gidecek gemilere devrim muhafızlarını almaması gerektiğini söyledi.
BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Savaş başladıktan sonra artık devrim muhafızları ya da hava, deniz ve kara kuvvetleri devreye girer. Ama Devrim Muhafızları gemilerde bulunursa ‘demek siz savaş çıkartmaya gidiyorsunuz’ denerek dünya kamuoyunda eksi puan alınabilir. Onun için dünya kamuoyunu ikna etmeleri açısından bence Devrim Muhafızlarını gemiye almamalarında fayda var.”
İktidar neyin cakasını satıyor?
Ortadoğu’yu bekleyen yeni kriz üzerine yukarıdaki analizleri yapan Prof. Dr. Haydar Baş, İsrail’in Türk gemisine saldırıp 9 vatandaşımızı öldürmesinden sonra Başbakan Erdoğan’ın yaptığı sert açıklamalarını da değerlendirdi. BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Bunun akabinde iktidar neyi kazanmışsa onun bayramını yapıyor. İşte her yere gidiyor, şunu yaptık, bunu yaptık, diyorlar. 9 tane insanımızı denizin ortasına attılar şimdi de bunun cakasını satıyorlar. Ben bu iktidarı hiç anlamış değilim.”
TUNALIM...
15 Haziran 2010 Salı
AVRUPA BİRLİĞİNDE 3 ÜLKE ÇÖKMEK ÜZERE

Avrupa Birliği, Yunanistan, İspanya ve Portekiz'de borç krizlerine acil bir çözüm bulamadıkları takdirde bu ülke demokrasilerinin "çökme" tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, borç batağına saplanan üç ülkenin, kamu harcamalarını karşılayamaz hale gelmesi durumunda askeri darbelere kurban gidebileceği uyarısında bulundu.
Daily Mail'in haberine göre, Barroso'nun uyarısı, komisyonun İspanya için milyarlarca dolarlık bir kurtarma planı üzerinde çalıştığı bir sırada geldi. Komisyon daha önce de Yunanistan için 650 milyar dolarlık bir kurtarma planı hazırlamıştı.
ŞOKE EDEN UYARI
Aynı zamanda Portekiz'in eski başbakanı olan Jose Manuel Barroso, söz konusu uyarıyı Avrupa Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri John Monks ile yaptığı görüşme sırasında yaptı.
Monks, AB Komisyon Başkanı'nın uyarısı karşısında şok olduğunu söyledi.
Geçen Cuma günü Barroso ile görüştüğünü belirten Monks, "Komisyon başkanıyla Yunanistan, İspanya ve Portekiz'in durumunu görüşüyorduk. Barroso, bu üç ülkenin gerekli kemer sıkma önlemlerini yerine getirmedikleri takdirde, bildiğimiz demokrasi olmaktan çıkacaklarını, dolayısıyla başka şansları olmadığını söyledi" dedi.
Monks, Barroso'nun bu üç ülkenin geleceğini hakkında son derece kaygı duyduğunu bildirdi.
İLK KEZ BU KADAR ÜST DÜZEYDE DİLE GETİRİLİYOR
Daily Mail, üç ülkedeki darbe tehdidinin ilk kez bu kadar üst düzeyde dile getirildiğini kaydetti.
Daha önce sık sık askeri darbelerle karşı karşıya kalan Yunanistan, İspanya ve Portekiz 1970'li yıllarda demokrasiye geçmişlerdi.
Yunanistan'da 1967 darbesiyle iktidarı ele geçiren Georgios Papadopulos cuntası, 1973'te Tuğgeneral Dimitrios Ioannidis tarafından devrilmişti. Askeri cunta 1974 Kıbrıs harekatından sonra yerini sivil yönetime bırakmıştı.
İspanya'da General Franko'nun diktatörlüğü 1978 yılına kadar sürmüştü. Portekiz'de ise Salazar rejimi 1932'den 1974'e kadar iktidarda kalmıştı.... Kaynak:MSN
TUNALIM...
13 Haziran 2010 Pazar
MİLLETİN SERVETİ YANDAŞLARA GİDİYOR...

Türkiye’nin sahip olduğu 3 katrilyon dolarlık servetin üzerine birilerinin oturduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Bunlar bu servetin, hazinelerin üzerine yandaşları, yoldaşları ve arkadaşları için oturdular” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, ABD ve IMF talimatlıyla hareket eden hükümetlerin milleti perişan ettiğini söyledi. Konuşmasında “Tarım ve hayvancılık sektörlerine vurulan ağır darbenin alt yapısını üçlü koalisyon hükümeti zamanında çıkarılan tahdit kanunları oluşturdu” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kuşatılmışlık ortamından çıkışın tek yolunun Milli Ekonomi Modeli olduğunu söyledi. Siyasilerin tarım ürünlerine verdikleri fiyatların vatandaşları üretimden küstürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Baş, vatandaşların topraklarını satmaya zorlandığını açıkladı.
Köylüyü toprağını satmaya zorluyorlar
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, genel bir Türkiye analizi yaptı. Bolu’da konuşan Prof. Dr. Baş, “AB, ABD ve IMF talimatlıyla hareket eden hükümetler ülkenin tüm kesimlerini perişan etti” dedi. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Peki hocam bu niye böyle oluyor? Gidiyor Avrupa Birliği’ne diyor ki; Biz sizinle beraber olacağız. AB de onlara, ‘Benimle beraber olacaksanız tarıma son vereceksiniz’ dedi. Tamam, dediler. ‘Hayvancılığa da son vereceksiniz, dediler. Buna da tamam dediler. AB’nin bu isteklerine tamam dedikten sonra Türkiye’ye geliyorlar ve tarımdan, hayvancılıktan insanlarımızı çıkarmak için buğdayı kaça mal ettin? 60 kuruşa. Geçiyorlar mikrofonların başına gerile gerile ‘sana tam 55 kuruş veriyoruz’ diyorlar. Bu şekilde ülke idare edilmez. Eğer sen 60 kuruşa imal edilen mamulü 50 kuruşa, 55 kuruşa alırsan bu vatandaş bir müddet sonra ürettiği mamulün yerine topraklarını satar. Öyle değil mi? Geçinecek çünkü. Şimdi Türkiye’de yaşadığımız kader bu değil mi sevgili arkadaşlar?”
En büyük darbe: Tahdit kanunları
Son yıllarda tarım ve hayvancılık kesimine vurulan ağır darbenin alt yapısını üçlü koalisyon hükümeti zamanında çıkarılan tahdit kanunları oluşturdu diyen Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Tarım kesimi tütün yasası çıkarıldı, tütünü terk etti. Şeker yasası çıkarıldı, pancarı terk etti. Tahdit yasaları çıkarıldı, bu yasalarla birlikte biz çayımızdan olduk, fındığımızdan, buğdayımızdan, mısırımızdan olduk. Niye? Elinde var 500 dönüm arazi sana 50 dönümüne ekme izni veriyorlar da ondan. Böyle bir kalkınma olabilir mi yahu? Bu adamın 500 dönüm araziyi işleyecek ekipmanı var, işçisi, nüfusu var. Ne olacak bu insanlar toprak mı yiyecekler? Ne yerse yesin diyorlar. Şimdi bu gidişatın sonu hakikaten hazindir.”
Kurtuluş bizdedir
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kuşatılmışlık ortamından çıkışın tek yolunun BTP’nin Milli Ekonomi Modeli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baş, değeri 3 katrilyon doları buluyor dediği Türkiye’deki madenlere dikkat çekti. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Bizim tam 3 katrilyon dolarlık yer altı rezervimiz var. Düşünebiliyor musun ben anlattığımda adam nereden bulacaksın, diyor. Bunlar bu servetin hazinelerin üzerine oturdular. Niçin oturdular? Yandaşları için, yoldaşları ve arkadaşları için oturdular. Kurtuluş Bağımsız Türkiye Partisi’ndedir, kurtuluş bizdedir. Ne yapacağız biliyor musunuz? Sen peşkeş çekersen o da yağmalamaya başlar. Onun yağmalamasına mani olmak için çağıracağız, ‘gel bakalım.’ Arkadaş sen kaç para verdin? 1 milyar verdin. Al sana 3 milyar, geriye dön marş marş…”
Devlet ve nizam tanımıyorlar
Millet üzerine oynanan oyunları deşifre ettiği için bazı çevrelerin hedefi haline geldiğini söyleyen BTP Genel Başkanı, “evimin üzerinde helikopter uçurarak bana gözdağı vermek istiyorlar” dedi. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Evden bana telefon ediyorlar, ‘Bugün helikopter iki defa neredeyse evin içine girecekti’ dediler. Helikopter gösterisiyle bizi tehdit ediyorlar. Neyse mülki amire müracaat edildi. Kimdir bunlar araştırın, dedim. Sayın Kaymakam Bey ‘bizim bunlardan haberimiz yok’ dedi. Sevgili arkadaşlar öyle bir hala geldi ki bu şımarık adamlar ne devlet tanıyorlar ne nizam tanıyorlar. Hesap sormaya var mıyız?”
TUNALIM...
12 Haziran 2010 Cumartesi
KÜRESEL İSTİLANIN ÖNÜNDE DURUYORUZ

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Biz ulusal değerleri korumak için yola çıkmış ve de küresel istilanın önünde duran tek partiyiz” diye konuştu.
Yurt turunu sürdüren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Düzce’de vatandaşlarla buluştu. BTP Genel Başkanı burada ülke meseleleri üzerine analizler yaptı ve çözüm önerilerini sıraladı. “Benim dönemimde yeminle konuşuyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın birinci ordusu olacak. Bunu hiç unutmayın” diye konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri benim namusumdur. Dinimi koruyor, vatanımı koruyor, milletimi koruyor, bunu çok iyi biliyorum. Bağımsız Türkiye Partisi iktidarı döneminde devletle millet, siville asker kol kola girecek” dedi. Terör sorununun nedenleri üzerine de konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu iş sadece askeri yöntemlerle çözülemez, devlet ekonomik ve sosyal alanda da halkının yanında olmalı” dedi. Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Bu işi asker yapacak ondan sonra da Türkiye düzene kavuşacak, bunu bekliyorsak yanılırız. Onların kendi üzerlerine düşen vazifeleri var, devletin millet olarak üzerimize düşürdüğü vazifeler var.”
Milleti biz barıştıracağız
Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan sosyal devlet projelerinin devletle milleti barıştıracağını söyleyen BTP Genel Başkanı vatandaşlık maaşına dikkatleri çekti. BTP Lideri şöyle konuştu: “Güneydoğulu kardeşim üç kuruş kazanmak için sınır ötesine gidiyor ve “Barzani’den petrol maaşı alayım’ diyor. Şimdi bunu duyan Haydar Hoca o insanın yanında ise ne yapacak? Hayır, kardeşim, oğlum, gelinim, kızım, anam ve babam sen Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşısın. Ben sana Türk vatandaşı olduğun için ayda 500 Türk lirası maaş bağladım.”
Tehdit algılaması çok önemlidir
AKP hükümetinin dış politikasını da değerlendiren Prof. Dr. Haydar Baş komşularla sıfır sorun anlayışı çerçevesinde tehdit algılamasının değiştirilmesini eleştirdi. Ülkemizin tehdit algılamasının yok edildiğini söyleyen BTP Lideri şöyle konuştu: “Ülkemizin tehdit algılaması yok edildi. Bir ülke kendi tehdit algılamasını sona erdirdiği zaman bu ülkenin dünyada hiçbir düşmanı yok demektir. Yani bizim düşmanımız yok. Böyle bir şey var mı? Yani sen tehdit algılamanı Mustafa Kemal gibi yapamazsan, yeri geldiğinde çizmeni giyemesen bu işi başaramazsın.”
Atatürk olsaydı Türkiye böyle olmazdı
Prof. Dr. Haydar Baş bu sözlerin ardından “Türkiye’nin ikinci Atatürk’e ihtiyacı” var diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de merhum Mustafa Kemal Atatürk ve ekibi olmuş olsaydı Türkiye bu kadar mağdur olmayacaktı, bağımsızlığını koruyabilecek ve sanayide çok ileri gidebilmiş olacaktı. Peki, Atatürk’te hangi özellikler vardı ki bu kadar ciddi başarılar sağlayabildi. Arkadaşlar Atatürk, önce askerdi ama Atatürk asker olmakla birlikte bir sivil kimliğe sahipti. Yani şahsında toplumu buluşturdu, birleştirdi. Atatürk hem sivil hem de askerdi. Bir diğer özelliği Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin menfaatine olmayan hiçbir şeye evet dememiştir.”
Değerlerimizi korumak için yola çıktık
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Düzce’de kendisini dinleyen vatandaşların sorularını da cevaplandırdı. Siyasi partilerle birleşmek gibi bir düşüncesinin olup olmadığının sorulması üzerine Prof. Dr. Haydar Baş şu cevabı verdi: “Siyasi partilerin tamamı aynı ideolojileri savunuyor. Hepsi IMF’ci, hepsi ABD’ci, hepsi AB’ci ve hepsi İsrail’in müttefiki... Onların tamamı bir parti, Bağımsız Türkiye Partisi ise başka bir parti. Biz ulusal değerleri korumak için yola çıkmış ve de küresel istilanın önünde duran tek partiyiz. Derim ki, Amerika’ya gidip orada partisini kurup, ülkesine dönen adamın millete faydası olmaz. Avrupa’yla pazarlık yapıp sonra da gelip sizden oy isteyen adamın size bir faydası olmaz. Size kimin faydası olur? Bu sıcakta Anadolu’yu köy köy, cadde cadde dolaşan Haydar Hoca’dan size fayda gelir.”
TUNALIM...
11 Haziran 2010 Cuma
KRİZE ''İTHAL'' DAVETİYE

Türkiye bu yılın ilk 4 ayında 17.6 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Böyle giderse dış açık yılsonunda 50 milyar doları aşacak. Türkiye’nin enerji faturası da gittikçe kabarıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yapılan belirlemeye göre, ihracatın yüzde 11.3 artışla 35 milyar 663 milyon dolara dayandığı, ithalatın ise yüzde 36.6 artarak 53 milyar 263 milyon dolara çıktığı yılın ilk dört ayında yatırım malları ithalatı yüzde 26.5 oranında artışla 7 milyar 517 milyon dolara, hammadde ithalatı yüzde 39.8 artışla 38 milyar 547.7 milyon dolara yükseldi. Tüketim malları ithalatı ise bu dönemde yüzde 35 artışla 7 milyar dolar düzeyine ulaştı.
Petrol faturamız kabarıyor
Yılın ilk dört ayında Türkiye’nin petrol ve petrol ürünleri faturası geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 76 artarak 6 milyar dolara yükseldi. Geçen yıl aynı dönemde Türkiye’nin petrol ve petrol ürünleri ithalatı 3 milyar 418 milyon dolardı. Türkiye’nin Ocak–Nisan döneminde doğal gaz ve mamul gaz ithalatına ödediği fatura ise yüzde 8.9 artışla 4 milyar 717 milyon dolar seviyesine yükseldi. Metal cevheri, döküntüler ve hurdalar ithalatı yılın ilk dört ayında yüzde 45.5 artarak 2 milyar 94 milyon dolar oldu. Geçen yıl aynı dönem itibariyle bu rakam 1 milyar 439 milyon dolardı. Demir ve çelik ithalatı Nisan itibariyle geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 artarak, 2 milyar 251 milyon dolardan 3 milyar 129 milyon dolara yükseldi. Nisan itibariyle demir ihtiva etmeyen madenler ithalatı yüzde 94.2 artışla 1 milyar 864.7 milyon dolar, büro makineleri ithalatı yüzde 40.2 artışla 913 milyon dolara yükseldi.
Dayanıklı tüketim ithalatı yüzde 54,3 arttı
Tüketim malları ithalatının yüzde 35 artışla 5 milyar 200 milyon dolardan 7 milyar dolara çıktığı dört aylık dönemde dayanıklı tüketim malları ithalatı 54.3 arttı. Geçen yıl ilk dört aylık dönemde 680 milyon dolarlık dayanıklı tüketim malı ithal eden Türkiye, 2010 yılının aynı döneminde 1 milyar 424 milyon dolarlık ithalat yaptı. Bu dönemde yarı dayanıklı tüketim malı ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18.3 artışla 1 milyar 577 milyon dolara ulaştı. Bu dönemde yüzde 117 oranında artışla tüketim malları grubu içinde sanayiyle ilgisi olmayan taşıma araç ve gereçleri 47 milyon dolara çıktı. Motor benzini ithalatı ise yılın ilk dört ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66.2 oranında artış gösterdi. 2009 yılının aynı döneminde 261 milyon dolarlık motor benzini ithal eden Türkiye, 2010 yılının aynı döneminde 434 milyon dolarlık ithalat yaptı.
Binek otomobilleri ithalatı yüzde 56 arttı
Ocak–Nisan döneminde binek otomobil ithalatı yüzde 55.9 oranında arttı. 2009 yılının ilk dört ayında binek otomobil ithalatı 913 milyon dolar iken 2010 yılının aynı döneminde 1 milyar 423 milyon dolara yükseldi. Motorlu kara taşıtları ithalatı Ocak–Nisan döneminde 2009’un aynı dönemine göre yüzde 55.6 artarak 2 milyar 41 milyon dolardan 3 milyar 176 milyon dolara, elektrik makineleri aksam, parçaları yüzde 43.3 artışla 2 milyar 574 milyon dolara, diğer genel endüstri makine aksamları yüzde 19.5 artarak 2 milyar 22 milyon dolara, güç üreten makineler ve araçlar ithalatı ise yüzde 26.7 artarak 1 milyar 949.5 milyon dolara çıktı.
Süt ve süt ürünleri ithalatı yüzde 55,6 arttı
Yılın ilk dört ayında süt, süt ürünleri ve yumurta ithalatı yüzde 55.6 oranında artarak 44 milyon 836 bin dolara çıktı. Ocak–Nisan döneminde canlı hayvan ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35.5 oranında artarak 19 milyon 942 bin dolara yükseldi. Balık ve deniz ürünleri ithalatı yüzde 66.5 artarak 47 milyon 293 bin dolara çıktı. Bu dönemde meyve ve sebze ithalatı ise yüzde 48.3 artarak 346.8 milyon dolara ulaştı.
TUNALIM..
4 Haziran 2010 Cuma
ÖLÜMLERİN SEBEBİ SİYASETİN GAFLETİDİR

İsrail’in müdahale edeceği bilinmesine rağmen yardım gemilerini hiçbir destek vermeden gönderen hükümeti görevini yapmak yerine kıvırıyorlar şeklinde eleştiren Prof. Dr. Baş, “Ölümler siyasetin tedbirde gafletinden dolayı yaşanmıştır” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş İsrail’in Gazze’ye yardım götüren Türk gemisine yaptığı kanlı saldırıyı değerlendirdiği konuşmasında İsrail’in gemiler daha yola çıkmadan yapmaya başladığı “gerekirse müdahale ederiz” şeklindeki açıklamalarını hatırlattı. Prof. Dr. Baş, hükümetin buna rağmen hiçbir güvenlik tedbiri almadan gemiyi yola çıkarmasını eleştirdiği konuşmasında milletin hükümetten kıvırmayı bir kenara bırakmasını ve somut adımlar atmasını beklediğine işaret etti. Başbakan yardımcısı Arınç’ın İsraille 3 askeri tatbikat iptal edildi açıklaması üzerinde de duran BTP Genel Başkanı İsrail’in bu tatbikatlarda Filistin, İran, tüm İslam dünyası ve Türkiye’yi nasıl alt edeceğinin provasını yaptığını açıkladı.
Ölümlerin sebebi siyasetin gafletidir
Hükümetin gerekenleri yapmak yerine kıvırmaya başladığını söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Sana diyor ki, buraya gönderme gönderirsen fiili karşılık vereceğim. Peki, sen bunları bildiğin halde niçin havadan ya da denizden koruma gücü göndermiyorsun? Onu söyle bana? Senin bu insanlardan alıp veremediğin ne var? Yani bu insanlar eğer öldüyse senin tedbir gafletin yüzünden ölmüştür. Şimdi de kalkıyorsun bizi başka milletle karıştırmayın diyorsun. Karıştırdım, ne olacak? Vatandaş şunu bekliyor; bu kadar insanımız öldürüldü. Haksız yere öldürüldü. Bu bir suçtur, savaş sebebidir. Bunun intikamını al, diyor. Kime? Siyasete. Siyaset şimdi bağırarak çağırarak işi kıvırmasın. Üzerine düşen görevi yerine getirsin.”
Tatbikatlar İsrail için işgallerin provasıydı
Türk milletinin hükümetten İsrail’e kuru tehdit değil, somut yaptırımlar uygulamasını beklediğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın İsraille 3 askeri tatbikat iptal edildi açıklamasına dikkat çekti. Bu tatbikat kararının ne zaman ve nasıl alındığını soran BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Askeri tatbikat yapacaklar. Bir ülke nasıl işgal edilir, bir ülkeye nasıl girilir veya nasıl müdafaa yapılır? İsrail kime karşı? Evvela Filistin’e, sonra İran daha sonra bütün İslam âlemi ve Türkiye’ye. Kiminle yapıyor bu tatbikatları? Türkiye ile yapıyor. Bu olay ortaya çıkınca biz bunu artık yapmayacağız, diyorsun. Sen dün Filistin’in yanında olduğunu ve İsrail’in barbarlık yaptığını söylemiyor muydun? Yani onların öldürmesi barbarlıksa onlarla askeri tatbikat yapmanın adına ne denir?”
Siyasilerin görevini yapmıyor
Prof. Dr. Haydar Baş yine Bülent Arınç’ın İsrail’le ilişkilerimizin kesilmesi söz konusu değil açıklamasına da şöyle cevap verdi: “Sen niye oradasın onu söyle bana? Senin sıradan insanlardan farkın nedir? Senin görevin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk milletinin haklarını korumak ve kollamak değil mi? O zaman sen ayrıl oradan biz gelelim bunu yapalım. Niye yapmıyorsun görevini, kim yapacak bunu? ‘Kimse bunu bizden beklemesin’ diyorlar. Peki ne bekleyeceğin sizden? One minute… Onun mu bekleyeceğiz sizden?”
İktidarda hiçbir derinlik yok
İsrail’in kanlı saldırısıyla ilgili bu değerlendirmeyi yapan BTP Genel Başkanı, bu noktaya nasıl gelindiği üzerine de önemli açıklamalar yaptı. Prof. Dr. Haydar Baş önce hükümetin dış politikasına ilişkin şu tespitte bulundu: “Bu iktidar ne yaptığını bilmiyor. Neden? Çünkü siyasi bir derinlikleri yok, tarihi, kültürel bir derinlikleri yok. Manevi bir derinlikleri yok. Onun için her sahada her şeyi berbat ediyorlar. Bu sahada da aynı şekli yapıyorlar.”
Siyasiler Amerika hesabına iş görüyor
Amerika’nın büyük Ortadoğu projesinin eş başkanlığını yapan Başbakan Erdoğan’ın şimdi “Yeni Osmanlıcılık” adı altında bir akıma kapıldığını ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, iktidarın Ortadoğu politikasıyla ilgili olarak, “Irak’a, Suriye’ye, Afganistan’a ve Pakistan’a gidiyor. Bunları gören de o çok büyük iş yapıyor sanacak. Meğer Amerika adına iş görüyorlar. Ne için bize burada paye versin diye…” şeklinde konuştu.
Asker yıpratılmak isteniyor
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son günlerde zirve yapan terörist saldırılar üzerine de dikkat çekici açıklamalar yaptı. Son 5 günde 16 şehit verildiğini ifade eden Prof. Baş, bu kritik süreçte Türk silahlı kuvvetlerini yıpratmaya yönelik faaliyetlerin artmasına ve üst düzey komutanların teker teker içeri tıkılmasına dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Yahu sen deniz kuvvetlerinin komutanlarını aldın içeri tıktın. Yani bugün komuta kademesinde savaşacak kimse kalmadı. Şimdi bu olayı güzel bir şekilde Kara Kuvvetlerine, Deniz Kuvvetlerine ve Hava Kuvvetlerine teşmil ederek önünüze bir koyun. Allah göstermesin düşmanın kafası bozuldu ve Türkiye’ye saldırdı, o zaman Türkiye’nin geleceği ne olur onu söyle bana? Askerin tamamı suçlu olabilir bu ayrı konu. Ama şu anda nöbet tutan, harbe giden kim? Bunlar. Şimdi sen bunun elindeki bu gücü niye alıyorsun?”
Bizi asla yıldıramazlar
Türkiye’de gerçekleri ve çözümü dile getiren tek siyasi liderin kendisi ve Bağımsız Türkiye Partisi kadroları olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş çok çarpıcı bir anektod aktardı “ bana gözdağı vermek için evimin üzerinde helikopter uçuruyorlar” diye konuştu. BTP Lideri şöyle konuştu: “Adam senin kuyruğundan tutmuş, oynatıyor seni bana gelip caka satıyorsun. Bana gelip caka satma, git onlara sat. Niye Haydar Hoca böyle konuştu diye bugün benim evimin üzerinde helikopter gezdirmişler. Bak bak şuna bak sen kimi yıldıracaksın?”
TUNALIM...
1 Haziran 2010 Salı
İSRAİL VAHŞETİ VE AKP'NİN DURUŞU

AKP hükümeti, İsrail’e karşı acaba ne desek, nasıl karşı çıksak diye, Washington’dan işmar bekliyor, Amerika’nın sinyalini gözlüyor! İHH, satın aldığı Mavi Marmara gemisiyle “rotamız Filistin, yükümüz insani yardım” diyerek yelken açtı. Gazze’ye insani yardım ulaştıracaklardı.
Akdeniz’in sıcak sularına açıldılar.
Kıbrıs açıklarında...
Uluslar arası sularda…
İsrail vahşeti kendini gösterdi.
“İnsani yardım taşıyan” gemilere saldırdılar. Uluslar arası sularda, denizin ortasında sivil katliam yaptılar.
İsrail’i saldırılarıyla can veren masum insanların sayısı konusunda çelişkili haberler geliyor: Ben bu yazıyı kaleme alırken, 16 ölü, 35 yaralı olduğu belirtiliyordu. Can verenlerden 9’u Türk…
Aynı saatlerde PKK, roketatarla İskenderun’da Deniz Üssü’ne saldırdı, orada da 6 can verdik!
Kamuoyunun sürüklenişine bakılırsa, İsrail vahşeti, PKK saldırısını gölgede bırakacak!
Dünya İsrail’in vahşetini kanıksadı. PKK saldırısı da artık “rutin bir eylem” olarak algılanıyor.
Nitekim dünya kamuoyu, ABD ve AB ülkeleri sakin… AKP hükümeti ise sessiz ve şaşkın! Şaşkınlığı, iç politika ve dış politika arasındaki “BOP dengesi”nden kaynaklanıyor
AKP hükümeti, İsrail’e karşı acaba ne desek, nasıl karşı çıksak diye, Washington’dan işmar bekliyor, Amerika’nın sinyalini gözlüyor!
Hükümet, Türk halkına dönük İsrail karşıtı bir “One minute”vari gaz alma çıkışına, buna paralel olarak da dış politika ekseninde “somut hiçbir yaptırım içermeyen” çıkışa hazırlanıyor.
Maalesef, “istismar içeren resmi geçit töreni” izleyecek Türk milleti!
Başbakan R. T. Erdoğan, Davos’taki “One minute!” sahnesini andıran çıkışlar yapacak…
AKP hükümetinden, Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen ilk açıklama, “BOP eksenli politik duruş”un izdüşümü: “İsrail’in bu insanlık dışı uygulamalarını şiddetle kınıyoruz. Açık denizlerde gerçekleşmiş, uluslararası hukukun ağır bir ihlalini teşkil eden bu müessif olay ilişkilerimizde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir… Bu kabul edilemez olay kuvvetle kınanmakta ve kendisinden acilen izahat talep edilmektedir. Gerekçe ne olursa olsun, yalnızca barışçı faaliyetlerde bulunan sivillere karşı bu tür hareketlerin kabulü mümkün değildir. İsrail’in uluslararası hukukun ihlalini teşkil eden bu davranışının sonuçlarına katlanması gerekecektir.”
Eee… Ne anladınız bu açılamadan?
Ben şunu anladım: BOP dalgalarıyla sürüklenen Türk dış politikasının ruhuna, el–Fatiha!
Bir ay önce İsrail, AKP hükümetinin desteğiyle OECD’ye üye yapılmadı mı?
AKP hükümetinden bir şey bekleyenler abesle iştigal ediyor.
Çünkü AKP hükümeti, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ortağı… Erdoğan, bu BOP misyonunu 13 Ocak 2009 günkü partisinin TBMM grup toplantısında ilan etti. İsrail’ ise Amerika’nın bölgedeki BOP şefi!
Erdoğan, aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık… O zaman ne şiş yansın, ne kebap!
Masum insanlara “insani yardım götüren masum ve silahsız insanlar” İsrail vahşeti ile denizin ortasında can veriyor; AKP hükümeti adına konuşan Hüseyin Çelik, duygusallığımız aklımızın önüne geçmesin, barışçıl yardım anlayışını gölgeleyecek sivil tepkiler oluşmasın, diyor. Tamam, halkın sivil tepkileri barış sınırlarını aşmasın da, hükümetin, İsrail’e karşı “somut politik yaptırımları” ne olacak?! “One minute” tiyatrosundan başka ne seyretti, ne seyredecek Türk halkı?!
Ben, IHH’nın, STK’ların, akıllı ve vicdanlı insanlarımızın, Afganistan ve Irak ekseninde ABD’yi, Filistin ekseninde İsrail’i protesto ederlerken ve halkımızı da bu protestolarla ayağa kaldırırlarken; İsrail ve ABD’nin ortak projesi olan BOP’un misyon ortağı olduğunu ilan eden AKP’yi protesto etmeyişlerini anlamış değilim. Sanki birileri, milletimizin muhalefet enerjisini dışarılarda attırıyor. Bu gerçeği idrak etmez, ABD, AB ve İsrail eksenli politika sahiplerini sandığa gömmez isek, daha çok canlar veririz. M.Emin Koç-TUNALIM..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
