Sayın Başbakan son günlerde estirilen bazı rüzgarlardan rahatsız olunca başladı serzenişlere, yandaş medya dahil herkesi topa tutmaya… Haksız da değil yani, neredeyse her nefes alışını verişini manşet eden medya bir anda yön değiştirince, kendisi de haliyle manşetten bir nebze de olsa ...düşmüş oldu…
Sayın Başbakan hep önde durmaya, her gün manşet olmaya alıştığı için bu hâli yaşayamayınca başladı medyaya fırça atmaya…
Sayın Başbakan partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada bakınız neler diyor. Birkaç cümlesini aktaralım:
''Bize yakıştırdıkları bir yandaş medya var. Hafta sonu gördük ki iki tür medya türemiş: Candaş medya, yoldaş medya. Çok yoğun mesai sarf ettiler. Medya egemenliği, milletin egemenliği karşısında her zaman avucunu yalayacaktır.”
“Tenekeyi istediğiniz kadar altın rengine boyayın teneke kalacaktır”
“Manşetle gelen manşetle gider. Bunu unutmayın. Sabah rüzgarıyla gelen akşam rüzgarıyla gider. Yelkenleri manşetlerle şişenler açık denize çıkınca alabora olurlar.”
Ya Rabbi Sen ne kadar adili mutlaksın…Sen asıl hesabı ahrette görücüsün ama bu dünyada da hak edene hak ettiği şekilde muamele edensin.
Hep söylerim ata sözlerimiz başlı başına bir kültürdür diye…Onların her söyledikleri söz eğer kulaklara küpe yapılsa, alınması gereken dersler alınsa, hiç bu kadar hataya düşülür müydü?
Hesaptan kitaptan yoksun, kendi kafasına göre plan ve program uygulayıp, sanki mahkeme kadıya mülkmüş gibi, mühür bende ise Sultan Süleyman da benim, zihniyetinde davranışlar sergileyerek yaşayan insanlara müthiş bir uyarı sözü söylemiştir atalarımız:
“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”
Sayın Başbakanın yaşadığı hâl budur işte…Hesap dönmeye başlamıştır…
Şimdi hafızalarınızı bir yoklayın bakalım… Dün manşetlerde şişirilerek; şiir-mahkumiyet-iktidar serüveninin nasıl tezgahlandığını bir hatırlayın…
Milletin egemenliğini yok sayıp, yandaş oynaş medya oyunlarıyla Okyanus ötelerinden estirilen rüzgarlarla, nice tenekelerin altına boyanarak millete yutturulduğunu, ne de çabuk unutmuşlar…Yok yok unutmuş olamazlar, gayet iyi hatırlıyorlar da akıbetlerini görmeye başladılar, feryatları ondandır. Ama “Korkunun ecele faydası yoktur”
Eee bu dünya etme bulma dünyasıdır. Eden bulsun ki; bundan sonra kimse millete yanlış yapmasın…
TUNALIM...
29 Mayıs 2010 Cumartesi
16 Mayıs 2010 Pazar
DÜNYA KURTULUŞU TÜRKİYE'DEN BEKLİYOR!...

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Biz diğer siyasiler gibi gittiğimiz ülkenin rengine boyanmayız, onları kendimize bağlarız. Bütün dünya hem maddesiyle hem de manasıyla tıkandı. Bütün dünya bu kurtuluşu Türk milletinden bekliyor” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’ye yön veren siyasi partiler üzerine dikkat çekici bir analiz yaptı. Kilis’te düzenlenen bir programda konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, önce Türkiye’deki partilerin nasıl kurulduğuna dair bir tespitte bulundu. Türkiye’de kurulan partilerin pazarlığı Türkiye’nin sınırlarının çok ötesinde yapıldığını dile getiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Şimdi bir parti kurulurken maalesef Türkiye’nin hudutları dâhilinde kurulmuyor. Bunun pazarlığı çok ötelerde yapılıyor. Kimi anlaşıyor. Ben filan yere gittim, icazeti aldım. Mutlaka iktidar olacağım, diyor. Sanki milletin üzerinde bir irade var. Bu iradeyle pazarlık yapılıyor ve meydanlara çıkılıyor” şeklinde konuştu.
Siyasetçi tekemmül etmeli
Türkiye’nin siyasi arenasında yukarıda bahsettiği durumun tek istisnasının Bağımsız Türkiye Partisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, siyasetçi nasıl olmalı sorusuna şöyle cevap verdi: “Biz dikkat ederseniz her gün yeniden tazelenerek sizlerin huzuruna çıkıyoruz. Cumhuriyet tarihinde hodri meydan deyip, ‘ey milletim ne istiyorsanız sorun’ diyen bir lider gördünüz mü? Bunu derken bizim noksanımız yok mu, elbette var. Yanlışımızda olabilir. Ama biz eğer noksanımız varsa bu süreçte onu tamamlıyoruz. Yanlışlarımız varsa görüp, düzeltiyoruz. Bu tekemmül etmektir. Siyasetçinin görevi de budur. Sen bunu yapmadıktan sonra milletine, vatanına ve devletine asla hizmet edemezsin. Mesela merhum Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına bakın bu süreç bunda kemaliyle mevcuttur. Biz de Türkiye’de biz hizmet yapmak istiyorsak yapacağımız iş, "senin izindeyiz demek lafta değil" onun yaptığını hayata geçirmek olacak. Biz bunu yapmaya varız siz de benimle olmaya var mısınız?”
Siyasiler milletin derdiyle dertlenmeli
Bu milletin derdini dert edinmeyen partilerin çözüm ortaya koymasının ve proje üretmesinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Hal böyle olunca onlara Meclis’te kavga etmekten başka iş kalmıyor” dedi. BTP Lideri şunları söyledi: “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iç politikada diyecek bir şeyi yok ki. Niye? Avrupa Birliği önüne bir program vermiş.
A’sından Z’sine kadar bunu uygulamaya mecburdur. O şimdi program, proje ve plan olarak meclise bunu getiriyor. Dış politikada da okyanusun ötesinde bir irada iktidara diyor ki; sen bunu yapacaksın. Muhalefete de diyor ki; Sen bu rolü oynayacaksın. Şimdi ikisi de aynı merkezden emir alıyor. Bunlar nasıl birbirine karşı gelsinler? Yani fikir olarak, program olarak, tez olarak bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Yapacakları o zaman gürültü çıkarmaktır.”
Çözüm üreten tek parti BTP
“Şu anda çözüm ortaya koyan proje üreten bir tek parti var o da Bağımsız Türkiye Partisi’dir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Her şeyiyle donanmış, milletinin, devletinin, vatanının menfaatlerini millet adına, memleket adına, devlet adına yapıp milletin huzuruna çıkan tek bir parti var. -nce ilim adamlarıyla beraber bu meseleleri tartıştık. İşte eserlerin bir tanesi Sosyal Devlet " Milli Devlet. Arkadaşlar aylarca çalıştık bu eseri meydana getirdik. Diğeri Milli Ekonomi Modeli’dir. Yani biz diğer siyasiler gibi gittiğimiz ülkenin rengine boyanmayız. Hele uçakta olduğu gibi onların Katolik nikâhıyla oraya bağlanmayız, onları kendimize bağlarız. Bunu yapmaya da mecburuz çünkü bütün dünya hem maddesiyle hem de manasıyla tıkandı. Kurtuluş bekliyor. Bütün dünya Türk milletinden bu kurtuluşu bekliyor. Yahu hocam sen bu kadar mı iddialısın? Vallahi de iddialıyım billahi de iddialıyım. Ben size Avrupa’yı da Amerika’yı da geçeceğiz dediğimde hayalden konuşmuyorum. Türkiye’nin yetkili makamları Almanya’nın Bonn üniversitesinden Hasankeyf için proje istiyorlar. Ne diyor Bonn üniversitesi? Biz projeleri Haydar Baş’tan aldık gidin ona sorsanıza, diyor. Şu işe bak.”...
SELAM OLSUN GERÇEK İDEALİSTLERE
Gaziantep Ekoanaliz programında Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcılarından ilahiyatçı yazar Mehmet Emin Koç, yaptığı konuşmada Milli görüşün özellikle yurtdışı faaliyetlerinde dinler arası diyalog kervanına katıldıklarını, camilerde barış mumlarının yakıldığı, hahamlı papazlı toplantılar düzenlendiği, İbrahimi dinler diye saçma bir projede yer aldıklarını, bazı broşürlerde Hz. İbrahim’in Kâbe yakınında bulunan makamı İbrahimi sembolize eden maketinin altında siyon yıldızı, haç ve hilal figürlerine yer verildiğini belgelerle açıkladılar.
Bu arada dileyicilerden 30 senedir milli görüş geleneğine hizmet eden bir vatandaş; bu iddiaların ispat edilmesi halinde partisinden istifa edip Bağımsız Türkiye Partisi saflarında mücadele vereceğine dair açıklamada bulundular.
Bunun üzerine Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş seneler önce Milli görüşün lideri ile bu konuda yapılan bir görüşmeyi, Genel Başkan Yardımcılarından Opr. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçinin anlatmasını istediler.
İlk defa kamuoyuna açıklanan bu görüşmenin detaylarından çok yapılan görüşmenin can alıcı noktasına değineceğim. Sayın Milli Görüş Liderinin Sayın Hamdi bey ve ekip arkadaşlarına kullandığı “Eskiden bizde sizin gibi idealisttik. Baktık olmadı geçtik o tarafa” sözü çok manidardır.
Bu sözü şu an toplumun bir çok kesiminde; eski ülkücülerin, eski milli görüşçülerin, eski mücahitlerin, eski bilmem ne hizmetlerinde bulunan eski sözde idealist kimselerin ağzından sıklıkla duymaktayız.
Bu söz sıradan bir söz değildir.
Bu söz bir zafiyetin ürünüdür.
Bu söz bir saf değiştirmenin, ispatıdır.
Bu söz iman ve ideal bunalımının söz konusu olduğunun delilidir.
Bu sözü kullananlara baktığınız zaman, o kişileri zamanın ve şartların aşındırdığını, yıldırdığını; o kişilerde yüksek ideallerin yerini menfaat ve çıkar ilişkilerinin aldığını, fikir ve inanç zafiyeti içerisinde bulunduklarını açıkça görürsünüz…
Gerçek ideal sahiplerinin bulundukları konumu terk etmeleri, ancak ve ancak taşıdıkları ideallere ulaştıkları zaman gerçekleşebilmelidir. Aksi taktirde, gerçek ideal sahiplerinin taşıdıkları ideallere ulaşmadıkları takdirde ne davalarından ne de fedakârlıklarından vazgeçmelerinin mümkünü yoktur. Bu yolda çektikleri her çile ancak ve ancak onların azmini arttırır.
“Eskiden bizde sizin gibi idealisttik.” Sözü aslında o kimselerin ne geçmişte ne gelecekte idealden nasiplerinin olmadığının da ispatıdır.
Değerli dostlar, dünüyle bugünüyle gerçek idealist Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in idealleri karşısında hayran kalmamak mümkün değildir. Çünkü O, sözde değil özde idealist bir insandır.
Ne diyelim bizden selam olsun gerçek idealistlere…
U.Kepekçi-TUNALIM..
14 Mayıs 2010 Cuma
TÜRKİYE EKONOMİSİNİN SON DURUMU(Batık krediler çığ gibi)

Ekonomik kriz tekstilden inşaata çok sayıda sektörü adeta ‘yere serdi’. Tekstil sektörüne verilen her 100 TL krediden 13 TL’si, inşaat sektöründe 4,5 TL’si, tarımda 6 TL’si takibe düştü.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre, Mart ayında tekstil ve tekstil ürünleri sektöründe batık krediler 1 milyar 722.5 milyon TL, toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründe 1 milyar 720 milyon TL, inşaat sektöründe 1 milyar 194.3 milyon TL, tarım sektöründe 934.9 milyon TL oldu. Mart ayı itibariyle (kredi kartları ve ferdi krediler de dahil olmak üzere sektörel krediler geçen yıla göre yüzde 14 artışla 442 milyar 810 milyon TL’ye ulaştı. Bu dönemde sektörel kredilerin yüzde 5’lik bölümünü oluşturan 21 milyar 432.6 milyon TL’lik kredi takibe düştü. Takibe düşen krediler içinde yaklaşık yüzde 20’lik payı 4 milyar 136.6 milyon TL ile kredi kartları oluşturdu. Takibe düşen krediler sektörel bazda değerlendirildiğinde, tekstil ve tekstil ürünleri sanayi, toptan ticaret ve komisyonculuk ile inşaat sektörünün batık kredilerle ilk sırada yer aldığı görüldü. Mart ayında tekstil ve tekstil ürünleri sektöründe batık krediler 1 milyar 722.5 milyon TL, toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründe 1 milyar 720 milyon TL, inşaat sektöründe 1 milyar 194.3 milyon TL, tarım sektöründe 934.9 milyon TL oldu.
Tekstil ağır darbe aldı
Tekstil ve tekstil ürünleri sektöründe takibe düşen kredi oranı Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre 5.9 azalışla 1 milyar 830 milyon 992 bin TL’den 1 milyar 722 milyon 526 bin TL’ye geriledi. Buna karşın, Mart itibariyle tekstil ve tekstil ürünleri sektöründe toplam nakdi krediler içinde takibe düşen kredilerin payı yüzde 12.8’e ulaştı. Yani sektöre verilen her 100 TL’lik krediden yaklaşık 13 TL’si takibe düştü. Bu dönemde tekstil sektörünün kredi çekim gücünde de azalma dikkat çekti.
Toptan ticaret kriz mağduru
Takibe düşen kredilerde tekstil sektörünü toptan ticaret ve komisyonculuk sektörü izledi. 2010 yılı Mart ayı itibariyle toptan ticaret ve komisyonculuk sektöründeki takipteki krediler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 47.2 artışla 1 milyar 721 milyon TL’ye ulaştı. Kriz nedeniyle 2009 yılını büyük kan kaybıyla kapatan inşaat sektöründe, takibe düşen krediler yüzde 34 arttı. Mart ayı itibariyle 442 milyar 810.6 milyon TL’lik toplam sektörel krediler içinde 26 milyar 983.6 milyon TL’lik kredi hacmiyle payı yüzde 6.1 olan inşaat sektöründe, takibe düşen batık kredilerin tutarı 1 milyar 194.3 milyon TL oldu. Böylece Mart itibariyle sektöre yönelik verilmiş olan her 100 TL krediden 4,50 TL’sinin takibe düştüğü görüldü. Tarım sektörüne yönelik kredilerin büyüklüğünün geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18.7 artışla 15 milyar 988.4 milyon TL’ye çıktığı Mart ayında, sektörün takibe düşen kredileri yüzde 43 artışla 934.9 milyon TL’ye yükseldi. Tarım sektöründe geçen yıl Mart’ta takibe düşen kredi hacmi 653.7 milyon TL düzeyindeydi. Tarım sektöründe her 100 TL’lik krediden yaklaşık 6 TL’si batmış oldu.
Deniz taşımacılığı bitme noktasına geldi
Kredi hacmi geçen yılın aynı ayına göre Mart’ta yüzde 6.4 oranında azalışla 6 milyar 839.2 milyon TL’ye gerileyen ulaşım araçları sanayinin, takibe düşen kredileri geçen yıla göre yüzde 181.2 artışla 206.4 milyon TL’ye ulaştı. 2010 yılı Mart ayı itibariyle geçen yılın aynı ayına göre 57 başlıkta toplanan sektörlerden 18’inin kredi hacmi geçen yıla göre azaldı. Kredi hacmi daralan sektörler arasında tekstil ve tekstil ürünleri sanayi, deri ve deri ürünleri sanayi, ulaşım araçları sanayi, kimya ürünleri sanayi ile makine ve teçhizat da yer aldı....TUNALIM
13 Mayıs 2010 Perşembe
GÖNÜLLERDEKİ BARAJLAR YIKILMALIDIR
Ekoanaliz Gaziantep programına konuk olarak katılan Antakya Alevileri kanaat önderlerinden Hasan Hüseyin Dede ve Tunceli Alevi kanaat önderlerinden Seyit Dursun Doğanay Dedeler de Sayın Baş’ın mücadelesinde; Ona destek verilmesinin bir vecibe olduğunu dile getirdiler.
Seyit Dursun Dede Bağımsız Türkiye Partisine katılma serüvenini şu şekilde dile getirdiler:
“Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ın son yazdığı İmam Ali ve Hz. Fatıma adlı eserlerini okuduktan sonra Sayın hocamızı tanıma fırsatı buldum. Hayatım boyunca kendimi 76 yaşıma kadar siyasetten uzak tuttum, siyaseti eleştirdim.
Sayın Haydar Baş’ın diğer eserlerini de tetkik ettim. Onun ezilenlerden yana olduğunu, Mazlumların haklarına Onun iktidarında kavuşabileceğine inandım. Uluslararası kongre görüntülerini de izleyince ben nasıl olur da bu kadar önemli, dünya çapında tanınan birini tanımayamamışım diye kendime sitem ettim ve Bağımsız Türkiye Partisi saflarında Sayın hocamızla birlikte siyaset yapmaya karar verdim. Ankara’ya gittim, partiye katıldım ve Sayın hocamız da kendi elleriyle yakama rozetimi taktılar. İnşallah son nefese kadar bu rozeti yakamdan çıkarmayacağım.
Değerli kardeşlerim şimdi size sesleniyorum. Madem ki hepimiz mazlum konumundayız, haklarımız ellerimizden alınıyor, öyleyse hem kendimiz, hem vatanımız, hem dinimiz için Sayın Baş’a destek vermek zorundayız.
Sakın ha Haydar hoca kazanamaz diye ortaya atılan iftiralara yine kanmayın, barajı aşamaz falan filan demeyin, siz gönlünüzdeki barajları yıkarsanız o mutlaka kazanacaktır.
Yedi bin küsur şiirim, yetmişin üzerinde kitabım var. Bundan sonra bütün şiirlerimi Sayın Haydar Baş Hocamıza yazacağım. Ve hatta bir haftada onun için 30 tane şiir yazdım, yazmaya devam edeceğim” diyerek son yazdığı şiirini de salondaki vatandaşların coşkusuyla okudu ve vatandaşı selamladılar.
Değerli dostlar, İdeal ve inanç sahipleri için oy atmakta gerçekten de baraj sorunu olmaz. Onlar vatan müdafaasında ve ideallerinde saflarını belli etmekten başka bir gaye gütmezler. Onların kitabında kıvırtmak, değişmek; “Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” mantığına asla yer yoktur. Fikirlerinde olsa olsa kemale doğru seyir hâli vardır. Doğru olanı sahiplenme duygusu vardır.
Seçimler gelmeden; oy hırsızları, oy tüccarları meydanları doldurmadan, vatandaşa oyunun kıymeti ve oyuna sahip çıkmasının gereği, oyunun namusuyla eş değerde olduğu gerçeği sürekli hatırlatılmalıdır.
U.Kepekçi-TUNALIM...
Seyit Dursun Dede Bağımsız Türkiye Partisine katılma serüvenini şu şekilde dile getirdiler:
“Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ın son yazdığı İmam Ali ve Hz. Fatıma adlı eserlerini okuduktan sonra Sayın hocamızı tanıma fırsatı buldum. Hayatım boyunca kendimi 76 yaşıma kadar siyasetten uzak tuttum, siyaseti eleştirdim.
Sayın Haydar Baş’ın diğer eserlerini de tetkik ettim. Onun ezilenlerden yana olduğunu, Mazlumların haklarına Onun iktidarında kavuşabileceğine inandım. Uluslararası kongre görüntülerini de izleyince ben nasıl olur da bu kadar önemli, dünya çapında tanınan birini tanımayamamışım diye kendime sitem ettim ve Bağımsız Türkiye Partisi saflarında Sayın hocamızla birlikte siyaset yapmaya karar verdim. Ankara’ya gittim, partiye katıldım ve Sayın hocamız da kendi elleriyle yakama rozetimi taktılar. İnşallah son nefese kadar bu rozeti yakamdan çıkarmayacağım.
Değerli kardeşlerim şimdi size sesleniyorum. Madem ki hepimiz mazlum konumundayız, haklarımız ellerimizden alınıyor, öyleyse hem kendimiz, hem vatanımız, hem dinimiz için Sayın Baş’a destek vermek zorundayız.
Sakın ha Haydar hoca kazanamaz diye ortaya atılan iftiralara yine kanmayın, barajı aşamaz falan filan demeyin, siz gönlünüzdeki barajları yıkarsanız o mutlaka kazanacaktır.
Yedi bin küsur şiirim, yetmişin üzerinde kitabım var. Bundan sonra bütün şiirlerimi Sayın Haydar Baş Hocamıza yazacağım. Ve hatta bir haftada onun için 30 tane şiir yazdım, yazmaya devam edeceğim” diyerek son yazdığı şiirini de salondaki vatandaşların coşkusuyla okudu ve vatandaşı selamladılar.
Değerli dostlar, İdeal ve inanç sahipleri için oy atmakta gerçekten de baraj sorunu olmaz. Onlar vatan müdafaasında ve ideallerinde saflarını belli etmekten başka bir gaye gütmezler. Onların kitabında kıvırtmak, değişmek; “Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” mantığına asla yer yoktur. Fikirlerinde olsa olsa kemale doğru seyir hâli vardır. Doğru olanı sahiplenme duygusu vardır.
Seçimler gelmeden; oy hırsızları, oy tüccarları meydanları doldurmadan, vatandaşa oyunun kıymeti ve oyuna sahip çıkmasının gereği, oyunun namusuyla eş değerde olduğu gerçeği sürekli hatırlatılmalıdır.
U.Kepekçi-TUNALIM...
12 Mayıs 2010 Çarşamba
KARA BULUT GİBİ...A.K.P(Aldatma ve Kandırma Partisi)
Son elli yıla damgasını vuran söylemler…
Adam yetiştiriyoruz, insana yatırım yapıyoruz, hizmetteyiz…
Zekatlar bize, fitreler bize, kurban derileri bize, burslar kesinlikle bizim dışımıza haram…
Ne adamlar yetiştirmişler adamlar!
Helal olsun.
Yetiştirdiler,yetiştirdiler, hemen her köşeye yetiştiler, okyanus ötesinin talimatları ve programları ile parti kurdular ve iktidar oldular.
Sekiz yıllık iktidar, tartışmasız onların iktidarıdır.
Kara bulut gibi milletin ve memleketin üzerine çöreklenmişlerdir.
“Hizmet “ sektörünün başındaki adam dememiş miydi ki; “Amerika’nın izni olmadan dünyanın hiçbir yerinde hiçbir iş yapılamaz, işinizi bozarlar…ABD dünya gemisinin dümenin oturan bir milletin adıdır…O bize düşmanlıkta yapsa biz dost olmak zorundayız?...”
Dünyanın her hangi bir yeri değil, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir ülke Türkiye’de sekiz yıldır iktidardasın…Tabii, sözünü ettikleri gücün yüksek müsaadeleri ve destekleri ile.
Adamlar ne adamlar yetiştirmiş meğer.
Elli yıldan beri milletin fitresini,zekatını, kurban derisini toplama bahanesi yaptıkları ve yetiştirdik dedikleri adamların iktidarı milletin başına kara bulut gibi çöktü.
Can emniyeti kalmadı, mal emniyeti kalmadı, namus emniyeti kalmadı, vatan emniyeti kalmadı, toprak emniyeti kalmadı, görünür-görünmez kaynak emniyeti kalmadı, iş-aş emniyeti kalmadı, aile mahramiyeti kalmadı.
Adamlar ne adamlar yetiştirmişler.
Kara bulutlar onlara göre güneş gibi görünüyor.
Yalancılıkta, iftira üretip pazarlamada, ihanet çapında planları millete hazmettirmede üzerlerine yok.
Dünya rekoruna koşuyorlar.
Onlardan önde kimse yok ki, rekor onlarda.
Elli yılda ne adamlar yetiştirmiş adamlar.
Binlerce yıllık geçmişi olan koca Türk devletini sekiz yılda dize getirdiler.
Bin yıldan beri bu coğrafyada ve daha nice coğrafyalarda Tevhid uğruna çarpışmış, sayısız şehit vermiş ama eğilmemiş, bükülmemiş olan bir milletin torunlarına haçı,kiliseyi, teslisi hazmettirdiler ve kaynaklarını ellerinden aldılar.
Adamlar ne adamlar yetiştirmişler.
Kara bulut gibi çöktü de kalkmak bilmiyor.
Hacımın zekat ve fitrelerinin heykelleşmiş halini seyrediyoruz bu gün.
Ana sermayenin halini varın siz hesap edin.A.Karaca-TUNALIM...
Adam yetiştiriyoruz, insana yatırım yapıyoruz, hizmetteyiz…
Zekatlar bize, fitreler bize, kurban derileri bize, burslar kesinlikle bizim dışımıza haram…
Ne adamlar yetiştirmişler adamlar!
Helal olsun.
Yetiştirdiler,yetiştirdiler, hemen her köşeye yetiştiler, okyanus ötesinin talimatları ve programları ile parti kurdular ve iktidar oldular.
Sekiz yıllık iktidar, tartışmasız onların iktidarıdır.
Kara bulut gibi milletin ve memleketin üzerine çöreklenmişlerdir.
“Hizmet “ sektörünün başındaki adam dememiş miydi ki; “Amerika’nın izni olmadan dünyanın hiçbir yerinde hiçbir iş yapılamaz, işinizi bozarlar…ABD dünya gemisinin dümenin oturan bir milletin adıdır…O bize düşmanlıkta yapsa biz dost olmak zorundayız?...”
Dünyanın her hangi bir yeri değil, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir ülke Türkiye’de sekiz yıldır iktidardasın…Tabii, sözünü ettikleri gücün yüksek müsaadeleri ve destekleri ile.
Adamlar ne adamlar yetiştirmiş meğer.
Elli yıldan beri milletin fitresini,zekatını, kurban derisini toplama bahanesi yaptıkları ve yetiştirdik dedikleri adamların iktidarı milletin başına kara bulut gibi çöktü.
Can emniyeti kalmadı, mal emniyeti kalmadı, namus emniyeti kalmadı, vatan emniyeti kalmadı, toprak emniyeti kalmadı, görünür-görünmez kaynak emniyeti kalmadı, iş-aş emniyeti kalmadı, aile mahramiyeti kalmadı.
Adamlar ne adamlar yetiştirmişler.
Kara bulutlar onlara göre güneş gibi görünüyor.
Yalancılıkta, iftira üretip pazarlamada, ihanet çapında planları millete hazmettirmede üzerlerine yok.
Dünya rekoruna koşuyorlar.
Onlardan önde kimse yok ki, rekor onlarda.
Elli yılda ne adamlar yetiştirmiş adamlar.
Binlerce yıllık geçmişi olan koca Türk devletini sekiz yılda dize getirdiler.
Bin yıldan beri bu coğrafyada ve daha nice coğrafyalarda Tevhid uğruna çarpışmış, sayısız şehit vermiş ama eğilmemiş, bükülmemiş olan bir milletin torunlarına haçı,kiliseyi, teslisi hazmettirdiler ve kaynaklarını ellerinden aldılar.
Adamlar ne adamlar yetiştirmişler.
Kara bulut gibi çöktü de kalkmak bilmiyor.
Hacımın zekat ve fitrelerinin heykelleşmiş halini seyrediyoruz bu gün.
Ana sermayenin halini varın siz hesap edin.A.Karaca-TUNALIM...
8 Mayıs 2010 Cumartesi
TÜRK TARIMINI BİR NUMARA YAPACAĞIM...

“Vatandaşa ucuz et yedirmek istiyorsan; gübreyi, yakıtı ve yemi yüzde 80 tenzilatlı vereceksin” diyerek hükümete seslenen Prof. Dr. Baş, BTP iktidarında Türk tarımının dünyada bir numara olacağını söyledi.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin ekonomik portresi üzerinde önemli değerlendirmelerde bulundu. Aksaray’da Kültür Merkezi’nde vatandaşlarla bir araya gelen Prof. Dr. Baş’ın gündeminde tarım kesiminin sorunları vardı. Bir vatandaşın hükümetin ‘et’ ithalatını serbest bırakacağını açıklamasının ardından Aksaray’daki hayvan pazarında bu hafta alım ve satımın olmadığını söylemesi üzerine Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Buradan Başbakan’a sesleniyorum. Eğer vatandaşa ucuz et yedirmek istiyorsan, gübreyi vatandaşa yüzde 80 indirimli vereceksin. Yakıtını, yemini yüzde 80 tenzilatlı vereceksin. Besici ucuza mal edecek, yetmiyor devlet olarak destekleyeceksin.”
Siyasetçiler talimatla iş yapıyor
Hükümetin et fiyatlarını ucuzlatmak için ithalat kararı almasıyla ilgili bu değerlendirmeyi yapan Prof. Dr. Haydar Baş, tarım ve hayvancılığın stratejik sektörler olduğunu bildirerek, şöyle konuştu: “Bir savaşta mermi ve silah ne kadar mühimse, milletlerin hayatında tarımsal ve hayvansal ürünler o kadar önemlidir. Onun için Türkiye’de tarımı ve hayvancılığı, göreceksiniz, dünyada bir numara yapacağım. Devlet adamının vazifesi odur ki, kar getiren ve zarar ettiren gelir ve giderleri dengeler. Onun hesabını kitabını yapar, ortaya koyar. Evlere şenlik! Öyle siyasetçilerimiz var ki, ne karını ne de zararını biliyor. Talimatla iş yapıyor. ABD talimat veriyor, dışişlerimiz yürüyor. Avrupa talimat veriyor, iç işlerimiz yürüyor. IMF talimat veriyor, maliyemiz yürüyor. Buna son vereceğiz, var mısınız?”
Avrupa aşkı tarımı bitirdi
Milli Ekonomi Modeli’nde devletin çiftçisini desteklemesinin esas olduğunu belirten Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, bu iki sektörün içinde bulunduğu çöküşün sebebinin uygulanan Avrupa Birliği politikaları olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “Şayet siz Avrupa Birliği’ne girerken, tarım ve hayvancılığı desteklerseniz; o zaman İtalya’nın, Fransa’nın, Almanya’nın kısaca tarım ve hayvancılıkta bol ürün elde eden devletlerin ürünlerinin önünü kesmiş olursunuz. Avrupa diyor ki; Bizimle olmak istiyorsanız, 35 milyon olan tarım bölgesindeki nüfusu 25 milyona indireceksiniz.
Hayvancılığı ve tarımı terk edecekler, sadece 10 milyon kalacak. Bu 10 milyonun yetiştireceği ürünler de kendine yetecek, başkasına bir faydası olmayacak. Türkiye’nin pazarı Avrupa’nın mamullerinin pazarı olacak. Milliyetçi Hareket Partisi de, rahmetli Ecevit (DSP) ile Mesut Yılmaz’ın (ANAP) partileri de bunun altına imza attılar. Şimdi Sayın Başbakanımız da bunu hayata geçiriyor. Onun için tarım köylüsü ile hayvancılıkla uğraşanların bir tek kapısı vardır: O da Haydar Hoca kapısıdır. Bunu unutmayın.”
Vatandaş toprak satmasın
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu değerlendirmenin ardından vatandaşlara sakın bir karış toprağınızı satmayın uyarısında bulunarak, şöyle konuştu: “Hiç kimse bir karış toprağını satmasın. Vatandaşı yetiştirdiği ürünler kâfi gelmiyor. Mecbur diyor ki, toprağımı satayım karnımı doyurayım. Sabredin... Önümüzdeki seçim Bağımsız Türkiye Partisi iktidara gelecek, bu söylediklerimi yüzde 100 yapacağım. Öyle büyük bir bütçe ayırarak değil. 30 milyar TL ayırarak, bu iş kökünden halledilecek. Şu an tarıma ayrılan para 4 milyar TL. Bu parayla bu milletin karnını doyurması mümkün mü?”
TUNALIM...
7 Mayıs 2010 Cuma
MİLLİ EKONOMİ MODELİNDE HAYVANCILIK
Hükümet et ihtiyacını çözmek için ithalata yönelmiş, böylelikle kendi hayvancılığını ve köylüsünü bitirme noktasına gelmiştir. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modelindeki çözümünü aktaralım:
“Bugün ve gelecekte önemi değişmeyecek konuların başında yeterli ve dengeli beslenme gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında hayvansal ürünler taşıdıkları özellikler nedeniyle vazgeçilmez bir konumdadır. Hayvancılık aynı zamanda yeni nesillerin sağlıklı gelişmesi bakımından, orta ve uzun vadede milletlerin gelişimini etkileyen stratejik bir sektördür.
Gelişmiş ülkelerin birçoğunda hayvancılık ileri konumdadır. Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden birisi de kişi başına tüketilen hayvansal ürünler miktarıdır. İnsanların yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli rolü bulunan hayvancılık sektörü;
* Ulusal geliri ve istihdamı artırmak,
* Et, süt, tekstil, deri, kozmetik ve ilaç sanayi dallarına hammadde sağlamak ve dengeli kalkınmaya katkıda bulunmak,
* Kırsal alandaki açık ve gizli işsizliği azaltmak ve önlemek,
* Kalkınma ve sanayileşme finansmanını öz kaynaklara dayandırmak,
* ihracat yoluyla döviz gelirlerini artırmak,
* Göç olaylarını ve bunun ortaya çıkardığı sosyal sıkıntıları azaltmak ve önlemek gibi önemli ekonomik ve sosyal fonksiyonlara sahiptir.
Türkiye'de hayvancılık sektörü denildiğinde ilk aklımıza sığırcılık gelir.
1980'lerin başında Türkiye'de 16 milyon adet sığır bulunuyordu. 1990'larda bu rakam 11 milyona düştü. 2002'de ise toplam sığır sayısı 10 milyona indi. Koyun varlığımız ise 1995 yılında 34 milyon iken, 2002'de bu rakam 25 milyona inmiştir. Dolayısıyla özellikle et ve süt ürünleri üreten firmalar hammadde bulmakta sıkıntı çekmişlerdir. Yaşanan bu sıkıntılar et ve süt sektöründe fiyatları diğer ülkelere göre yüksek düzeye çıkartmış, dolayısıyla fiyatlar yükselince kişi başına düşen et ve süt tüketimi de düşmüştür.
Milli Ekonomi Modeli diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi, özellikle tarım kesimindeki bakış açısını hayvancılık alanında da korumaktadır. Bugün yanlış politikalar ile bitme noktasına getirilen hayvancılığın yeniden ayağa kaldırılması için öncelikle üreticiye sıfır faizli kredi verilerek gerek yem desteği, gerekse yüksek fiyat alım garantisi ile hayvancılık sektörü desteklenmelidir.
Devlet bir taraftan hayvancılığın gelişmesi için üreticiye sıfır faizli kredi vererek finansal problemleri aşmalı, diğer taraftan gerekli olan teknik bilgi ve teknolojiyi üreticisi ile buluşturmalıdır. Fiyatların belirlenmesine devlet müdahale ederek etkin rol almalıdır.
Doğrudan gelir desteği dışında üretim teşvikleri, sigortalar ve ıslah çalışmaları olmalıdır. ithalata sınırlamalar getirilmeli, kaçak et girişlerinin önü kesilmelidir. Yerli üretici hem yurt içinde, hem yurt dışında desteklenmelidir.
Gerek tarım ve gerekse hayvancılıkta devletin yüksek fiyat alım garanti ile üreticiyi desteklemesi, tüketicinin bu ürünleri pahalı fiyattan elde etmesi anlamına gelmemektedir. Çünkü ürün destek fiyatları piyasa fiyatlarına ilave olarak devlet tarafından finanse edilecektir.
Örneğin AB'nde et üreticisi, pazarda sattığı her kilo et için devletten ayrıca destekleme ücreti almaktadır. Dolayısıyla üretici, ürününü ister özel sektöre, isterse devlete satsın bu desteklemelerden istifade edecektir.”(M.E.M/ Prof. Dr. Haydar Baş/Sayfa:295-297)
U.Kepekçi-TUNALIM
“Bugün ve gelecekte önemi değişmeyecek konuların başında yeterli ve dengeli beslenme gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında hayvansal ürünler taşıdıkları özellikler nedeniyle vazgeçilmez bir konumdadır. Hayvancılık aynı zamanda yeni nesillerin sağlıklı gelişmesi bakımından, orta ve uzun vadede milletlerin gelişimini etkileyen stratejik bir sektördür.
Gelişmiş ülkelerin birçoğunda hayvancılık ileri konumdadır. Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden birisi de kişi başına tüketilen hayvansal ürünler miktarıdır. İnsanların yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli rolü bulunan hayvancılık sektörü;
* Ulusal geliri ve istihdamı artırmak,
* Et, süt, tekstil, deri, kozmetik ve ilaç sanayi dallarına hammadde sağlamak ve dengeli kalkınmaya katkıda bulunmak,
* Kırsal alandaki açık ve gizli işsizliği azaltmak ve önlemek,
* Kalkınma ve sanayileşme finansmanını öz kaynaklara dayandırmak,
* ihracat yoluyla döviz gelirlerini artırmak,
* Göç olaylarını ve bunun ortaya çıkardığı sosyal sıkıntıları azaltmak ve önlemek gibi önemli ekonomik ve sosyal fonksiyonlara sahiptir.
Türkiye'de hayvancılık sektörü denildiğinde ilk aklımıza sığırcılık gelir.
1980'lerin başında Türkiye'de 16 milyon adet sığır bulunuyordu. 1990'larda bu rakam 11 milyona düştü. 2002'de ise toplam sığır sayısı 10 milyona indi. Koyun varlığımız ise 1995 yılında 34 milyon iken, 2002'de bu rakam 25 milyona inmiştir. Dolayısıyla özellikle et ve süt ürünleri üreten firmalar hammadde bulmakta sıkıntı çekmişlerdir. Yaşanan bu sıkıntılar et ve süt sektöründe fiyatları diğer ülkelere göre yüksek düzeye çıkartmış, dolayısıyla fiyatlar yükselince kişi başına düşen et ve süt tüketimi de düşmüştür.
Milli Ekonomi Modeli diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi, özellikle tarım kesimindeki bakış açısını hayvancılık alanında da korumaktadır. Bugün yanlış politikalar ile bitme noktasına getirilen hayvancılığın yeniden ayağa kaldırılması için öncelikle üreticiye sıfır faizli kredi verilerek gerek yem desteği, gerekse yüksek fiyat alım garantisi ile hayvancılık sektörü desteklenmelidir.
Devlet bir taraftan hayvancılığın gelişmesi için üreticiye sıfır faizli kredi vererek finansal problemleri aşmalı, diğer taraftan gerekli olan teknik bilgi ve teknolojiyi üreticisi ile buluşturmalıdır. Fiyatların belirlenmesine devlet müdahale ederek etkin rol almalıdır.
Doğrudan gelir desteği dışında üretim teşvikleri, sigortalar ve ıslah çalışmaları olmalıdır. ithalata sınırlamalar getirilmeli, kaçak et girişlerinin önü kesilmelidir. Yerli üretici hem yurt içinde, hem yurt dışında desteklenmelidir.
Gerek tarım ve gerekse hayvancılıkta devletin yüksek fiyat alım garanti ile üreticiyi desteklemesi, tüketicinin bu ürünleri pahalı fiyattan elde etmesi anlamına gelmemektedir. Çünkü ürün destek fiyatları piyasa fiyatlarına ilave olarak devlet tarafından finanse edilecektir.
Örneğin AB'nde et üreticisi, pazarda sattığı her kilo et için devletten ayrıca destekleme ücreti almaktadır. Dolayısıyla üretici, ürününü ister özel sektöre, isterse devlete satsın bu desteklemelerden istifade edecektir.”(M.E.M/ Prof. Dr. Haydar Baş/Sayfa:295-297)
U.Kepekçi-TUNALIM
Etiketler:
hayvancılık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)