30 Ocak 2010 Cumartesi

MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!

Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yıllardan beri süre gelen AB-ABD ve IMF’ye endeksli siyaset yüzünden umudunu yitiren Türk milletinin umutlarını yeşertti.
Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresini düzenleyen Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) Türkiye’nin her tarafından e–posta, faks, telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldi. “Küresel Krizde Son Durum Ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” konulu kongrenin kapanış konuşmasını tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Kapanış konuşmasında “Bizim önemli bir vasfımız var. Olayları dedikodudan ibaret bırakmayız, hepsine çare bulup reçete yazarız. Yani bizim görevimiz bir nevi doktorluktur” diyen Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmasını yerli ve yabancı 100’den fazla bilim adamı takip etti.
MEM karşısında diğer sistemler kar gibi eriyor
Kongreye katılan yabancı akademisyenlerden Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Victor Minin, Türkiye’yi ve Türkleri Müslüman oldukları ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı yetiştirdikleri için sevdiğini söylediği konuşmasında Kapitalizm düzeninin sona ermekte olduğunu söyledi. “Batı kan dökmekten başka bir şeyden anlamaz” diye konuşan Prof. Minin, “Batı medeniyetinin artık dünya ülkelerine sunacağı bir şey kalmadı. Batının teklif edebileceği tek bir şeyi kaldı; savaş... Ama kimse savaşmak istemiyor. Dolayısıyla günümüzün savaşları para savaşlarına dönüşmüştür. Faize dayanan iktisat sistemi çöküyor. Bu süreç, Allah–ü Teala’nın öngördüğü doğal ve objektif bir süreçtir. Eski iktisat modelleri Bursa’ya yağan kar gibi eriyip gidiyor. Milli Ekonomi Modeli dönemi geliyor. Ben sizi seviyorum. Ülkenizi seviyorum. Lideriniz Haydar Baş’ı seviyoruz” dedi.

Prof. Dr. Baş Şii–Sunni ayrımına son verecek
Konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehli Beyt üzerine yayınlamak üzere olduğu Hz. Ali ve Hz. Fatıma kitaplarının önemine de değinen Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, “Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’yle ayağa kaldırmaya çalıştığı İslam dünyasında Şii– Sünni ayrımına da son vermeye çalışıyor” dedi. Prof. Minin şöyle konuştu: “Ehli Beyt üzerine çalışmalarıyla Prof. Dr. Haydar Baş Batı dünyasının sürekli kaşıdığı Şii–Sünni ayrımcığını çözmeyi amaçlamış. Bu ayrımcılığın çözümü ileride Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek çatışmaları önleyecektir. Prof. Baş sadece problemi teşhis etmekle kalmamış çözümü için de adım atıyor. Bundan dolayı Haydar Baş’ı bir kez daha tebrik ediyorum.”

Kongrenin etkisi büyük oldu
Yedincisi Bursa’da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin vatandaşlarca yoğun bir şekilde beğeniyle izlendiği ve Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) e–posta, faks ve telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldiği açıklandı. Asgari Ücretliler Derneği Genel Başkanı Kazım Çorap gönderdiği mesajda ekibiyle birlikte kongreyi ilgiyle takip ettiklerini ve Prof. Dr. Haydar Baş’la görüşmek isteklerini iletti. UBEMB’ye Türkiye’nin her tarafından gelen mesajlardan bazıları şöyle:

Haydar Baş kavgaları bitirecek
Ferit Kaçar–Hakkâri: Ülkemizdeki kardeş kavgasını durduracak Kürt–Türk’ü kardeş yapacak tek insan.
Hürriyet Çiçekçisi– Siirt: Zevkle seyrettim. Türkiye’yi kurtaracak kişinin Haydar Baş olduğunu anladım. Kendisi ve diğer konuşmacılar mükemmeldi.
Mehmet Ceyhan – Kilis: Programı 10 kişilik arkadaş grubu ile izledik. Bizde oluşan kanaat içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın tek çıkış adresi olarak bu işi sayın Haydar Baş’ın yapacağıdır.
Ali Metin Kurt – Mardin: Programı ailece izledik. Milli Ekonomi Modeli’ni destekliyoruz, takip ediyoruz ve hayata geçmesini bekliyoruz.
Süleyman Ayaz – Ankara: Kongre programını beğenerek izledik. AKP’nin miadı artık doldu.
Rıdvan hatipoğlu – Ankara: MEM beni çok etkiledi. Ben de BTP’de görev alabilirim.
Hasan Altıparmak – Antalya: Bu kadar bilim adamı nasıl bir araya gelebilir? Medya nasıl böyle müthiş bir olayı saklamaya çalışabilir.

Saadet MEM’den kopya çekiyor
Burhan Demir – İstanbul: Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesini kopya çekti. Haydar Hoca’nın farkı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Fakat maaselef biz ona yanlış yaptık artık istikametimizi düzeltiyoruz. Saadet partisine oy vermiştim. Artık tövbe ediyorum. Bundan sonra desteğim Haydar Baş’a’dır.
Korhan Güngör – Yalova: Saadet Partisi yönelik konuşmalar yerinde ve çok haklıydı. MHP ve SP’nin tabanında bu kongre programı ciddi etkiye neden oluyor. Herkes Prof. Dr. Haydar Baş’ı beğeniyor.
Galip Kuzgun–İstanbul: AKP ve SP aynı şeyleri söylüyor. Bunlar aslında seçimlerde birbirlerine çalışan partiler. Tek doğru konuşan ve proje üreten BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Ahmet Emin Göksel – Edirne: Saadet partisinin de vatandaşlık maaşı demesi dikkatimizi çekmişti. Bu sözle Saadet Partisi BTP’yi ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı doğrulamış oldu.

Bağımsızlık için MEM şart
Durmuş Akgün – Aydın/Öğretmen: Türkiye’nin tam bağımsızlığı, özgürlüğü için Milli Ekonomi Modeli’nin bu ülkede uygulanması lazım.
Şahin Katar– Zonguldak: Programı izledim. Prof. Dr. Haydar Baş’ın projeleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra sizinleyim.
Adem Büyük – Bitlis: Programı izledim. Önceden MHP’li idim. Haydar Baş’ın fikirleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra ailece oylarımız size.
Ahmet Köse – Kayseri: Profesörlerin görüşleri çok olumlu. Üniversite mezunu arkadaşlarla birlikte izledik. Akla çok yatkın düşünce ve tez. Keşke hemen hayata geçse.
Mehmet Güler – Diyarbakır: Prof. Dr. Haydar Baş, Vatandaşlık Maaşı projesini kopya eden Numan Kurtulumuş’a çok güzel cevap verdi. Onu adeta mahvetti.

MHP’yi bıraktım BTP’li oldum
Ayhan Kırgız – Muğla: Bu kongreyi izleyene kadar MHP’yi destekliyordum. Bu programı izledikten sonra fikrimiz tamamen değişti 15 kişilik arkadaş BTP’ye üye olacağız ve iktidar yapmak için çalışacağız.
Fatih Özkan – Rize: Prof. Dr. Haydar baş’ı takip ediyorum. Milli Ekonomi Modeli’nden başka çare olmadığını düşünüyorum.
Erkan Uğur – Trabzon/Esnaf: Yabancı bilim adamlarının çokluğu dikkatimi çekti. Türk akademisyenlere sitem ediyorum bu konuya eğilmelerini bekliyorum. Bu modelin uygulanmasına fırsat verilmeli.
Ahmet Katar – Trabzon: Haydar Hoca orijinal tespitler yapıyor. Bunların hepsi yüzde 100 uygulanabilir.
Fatih Akın – Bursa: Bu millet haydar hocayı tanımalı. Bu konuda üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.

Haydar Baş’tan başka kimse kalmadı
Ali Haydar Dursun – Trabzon: Rusya’da işçilik yapıyorum. Milli Ekonomi Modeli Rusya’da uygulanıyor. Mesela doğum parası veriliyor. Biz buna şahidiz. Niçin bu model ülkemizde uygulanmıyor.
Nuray Gökçe – Yalova/ Emekli öğretmen: Öteki siyasetçilerin hiç projesi yok artık desteğim güçlü bir projesi olan Haydar Baş’a’dır.
Ahmet Kapıcı – Hatay/Dörtyol: Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nden çok etkilendik. 60 oyumuz var bundan sonra destekleyeceğiz.
Şakir Genç – Çanakkale: Türkiye’nin ve dünyanın başka alternatifi kalmamıştır. Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı vardır.
Mustafa Yıldız – Şanlıurfa: Böyle büyük bir kongrenin düzenlenmesi ve ayrıca yüzlerce yabancı bilim adamlarının oraya gelmesi ve Sayın Haydar Baş’ı desteklemesi çok büyük bir olay. Çok etkilendim.

Herkes bu kongreyi konuşuyor
Murat Bahçeci – Samsun: Dünyadaki ilim adamlarının Milli Ekonomi Modeli’ne ilgisi beni çok etkiledi. Çevremde herkes Milli Ekonomi Modeli’ni ve bu kongreyi konuşuyor. Millet olarak bu modeli desteklemekte geç kaldığımız için utanmamız lazım. Ekonomik kriz derinleştikçe Milli Ekonomi Modeli daha iyi anlaşılıyor.
Mustafa Maral – Mersin: Programı 10 kişi toplanıp izledik. Çok beğendik. Demek ki ülkemizde böyle güzel şeyler de olabiliyormuş.
Ferhat Kalemci – Tarsus / Emekli öğretmen: Haydar hoca ne büyük bir cevher. Programı ilgiyle takip ettim.
Suat Hayri Sapmaz – Bolu: Kongreye Bolu’da çok ses getirdi. Bundan sonra haydar hoca nerede ise biz de orada olacağız.
Gürbüz Öztürk – Gümüşhane: Tek kelimeyle muhteşemdi gün geçtikçe herkes Milli Ekonomi Modeli’nin kıymetini daha iyi anlayacak.

www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=anasayfa&haberno=10000432&tarih=2010-01-28
TUNALIM...

29 Ocak 2010 Cuma

GAFLETTEN UYANDIRAN LİDER

Uyanma gayretinde bile olmayan Türk milletinin içinden; bu oyunlara kanmayan, kendinden emin ve kararlı bir ses çıktı. Çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof. Dr. Haydar Baş’a ait..
Mahlûkatın en şereflisi en üstünü olarak yaratılan insan; malesef ülkemizdeki yeteneksiz, basiretsiz ve kimliksiz yöneticiler tarafından ne hak ettiği hayatı yaşıyor ne de hak ettiği muameleyi görüyor. Türkiye’nin son on yılına baktığımızda Türk milleti yoksulluğa boyun eğiyor adeta zenginlik içinde yoksullukla boğuşuyor. Her gün evine nasıl ekmek götüreceğinin, her ay eline geçen küçük meblağlarla ayın sonunu nasıl getireceğinin hesabını yapıyor bir yanda altı yüz lira ile evini geçindirmeye çalışan bir baba, bir yanda ticaretle uğraşmasaydım geçinemezdim diyen bir Başbakan. Acaba hangisi acıklı, hangisi Türkiye’nin gerçeği? Muamma.

Türkiye’nin tek problemi maddi sıkıntılar değil elbet son on yılda ekonomik açıdan hızla gerileyen ülkemiz; Dünya kamuoyunda haysiyetini ve şerefini, AB ve ABD’ye yamanmaya çalışan iktidar sayesinde kaybetti. Türk topraklarındayken sahte pehlivanlığını konuşturan sözde Davos Fatih’i Başbakanımız AB ve ABD’nin huzuruna çıkınca neden el pençe divan duruyor? Sözde müttefiklerine yaranmak için AB uyum yasaları çerçevesinde kanla suladığımız toprakları satan, özelleştirmeyi getiren zinayı, domuz eti satımını, kilise evlerinin açılmasını serbest bırakan üretimi bitirip, ekonomiyi dibe vurduran Başbakan dudak uçuklatacak oyununu Türkiye sahnesinde sergiliyor Türk milleti de, senaryonun sıkıcılığından olsa gerek, bu oyunu izlerken uyuyor, uyutuluyor. Uyanma gayretinde bile olmayan Türk insanın içinden bu oyunlara kanmamış ayakta uyutulamamış kendinden emin, kararlı bir ses çıktı çok az insanın dönüp baktığı o güçlü ses Prof.Dr. Haydar Baş’a ait. O Türk milletine sesleniyor :”Seni yatırdıkları gaflet uykusundan uyan! Vatan’ın elden gidiyor. Türkiye hazin sona yaklaşıyor. Geçmişini hatırla atalarının bağımsızlığına düşkünlüğünü hatırla! Hatırla ve ayağa kalk! Tekrar bağımsızlığını kazanabilmek için mücadele et.”Ama maalesef Türkiye bu sesi duymuyor. Türkiye gaflet uykusundan uyanmamakta ısrarcı. Prof.Dr. Haydar Baş, önüne konulan bütün engellere rağmen, yılmıyor. Bağımsızlık davasını zaferle sonuçlandırmak için çalışıyor.

Tüm dünyada yazdığı olduğu Milli Ekonomi Modeli için kongreler düzenleniyor bu kongrelere Dünyanın dört bir yanından okyanus ötesinden, Avrupa’dan, Türkî Cumhuriyetlerden ilim adamları geliyor Milli Ekonomi Modeli hakkındaki görüşlerini konuşuyor, tartışıyor ve ortak bir paydada buluşuyorlar. Ve diyorlar ki: ”Kapitalizm bitti ve yerini tüketime dayalı ekonomi sistemi aldı. Bu tez sadece Türkiye’yi değil tüm Dünya’yı kurtaracak bir modeldir. Ama insanımız hala bunları göremiyor. Türk milleti hala o tatlı (!) uykusunda. Hala uyuyor, uyutuluyor.

Davasından vazgeçmeyen Prof.Dr. Haydar Baş :”Ben vatanımı kurtarmaya mecburum ve de memurum. Türkiye bir gemi. Gemi batarken hepimiz batacağız. Hepimiz bu ülkenin evladıyız ve hepimiz bu vatana sahip çıkmak zorundayız.”diyor. Prof.Dr. Haydar Baş elbette ki bu davada yalnız değil. Onun yanında olan ve yanında olmaya devam edecek olan ekip arkadaşları var. Haydar Baş’ın ekip arkadaşları vatanına milletine bayrağına aşıktır. Onlar Ataları gibi bağımsızlığına düşkündür. Onlar vatanını canları pahasına koruyup sahip çıkar. Çünkü onlar çok iyi bilir ki vatanlarına sahip çıkmazlarsa birileri hak etmediği topraklara sahip çıkacak.

İşte Prof.Dr. Haydar Baş sadece projeleriyle değil böyle kaliteli bir ekiple geliyor. Onlar Türk milletini hak ettiği gibi yönetmeye talip. Haydar Baş ve ekip arkadaşları diğer siyasetçiler gibi kendi ceplerini doldurmaya değil, halkın cebini doldurmaya geliyor.

Türk milleti uyan artık! Sen değil miydin işsizlikten, parasızlıktan, açlıktan yakınan? Sen değil miydin insan gibi yaşamak isteyen? İnsana hakiki anlamda değer veren bir lider çıktı. Prof.Dr. Haydar Baş insan kaynaklı ekonomi modelini sizlere sundu. Artık Haydar Baş ve ekip arkadaşlarını destekleyerek kendine bir şans vermenin zamanı gelmedi mi?

Elif AYDIN - Kocaeli Üniversitesi
Tunalım...

27 Ocak 2010 Çarşamba

(Dunyadaki tek deger, INSAN'DIR

Dünyanın hangi köşesine bakarsanız bakın, yaşadığımız gezegenin her yerinde dengeler sarsılmış, bunalımlar insanoğlunu sıkar olmuş, hayat sıkıntılarla dolu olmuştur. Dünyadaki tek değerin insan olduğu unutulunca, düzen bozulmuş ve herkes birbirinden bekler olmuş. Beklentiler gerçekleşmediğinde de şikâyet etmek doğal olmuştur. Herkes şikâyetçi, çok küçük bir kesim hariç, şikâyet etmeyen yok gibi. İnsanlar en çokta ekonomiden şikâyetçi, “usandık soyulmaktan, kazandığımız yetmiyor, çalıştıkça fakirleşiyoruz, bu duruma bir son vermek gerek” diyorlar. Diyorlar ama bir türlüde çareyi bulamıyorlar. Bulamadıkça da geçinmek zorlaşıyor ve ahlaki çöküntü devam ediyor.

Şu anda dünya öyle bir hale getirilmiştir ki, insanlar çeşitli nedenlerle birbirlerini yeme yarışına sokulmuştur. Çok kazanma hırsı insanoğlunun gözlerini karartmış, kendisini ve öz değerlerini unutmasına sebep olmuştur. Bu konuda yeterli ve gerekli bilgi olmadığından, insanlar eğitiliyor derken eğitimsiz kalmıştır. Bu bağlamda sanki bilgi kurumuş, yerini nemelâzımcılık ve çaresizlik almış, yürümüş gibidir.

Bütün bunların sebebini araştıranlar kesin ve net çare bulamamışlar çünkü İnsanı fizik yapıdan ibaret zannetmişler ve fizik yapısı için çare aramışlardır. Oysa insan, fizik yapısını kullanandır. Günümüzün insanları bunu bilemediğinden, derinliklerine kulak verememiş, kendisini gövde sandığı içinde sıkıntıya düşmüşlerdir. İnsanı bilmeyen, insanı fizik yapıdan ibaret sayanlar, insanın da gerçek yapısını ortaya koyamamışlardır. Dünyadaki tek değerin insan ve insanın zekâsı olduğu unutulmuştur. Bu günün insanı bu ana esas gerçeği anladığı AN, çareler kendiliğinden gelecektir.

Bunalımın önüne geçecek, güzelliğe döndürecek tek çare; insanların kendilerine dönüp, kendi iç dünyalarını araştırmaya başlayıp, kendi özlerine uymalarıdır. Kendisine dönen insan; yapacağı yeniliklerle, insanlığın kalitesini sürekli artıracak, gelecekle ilgili de yepyeni düzenlemelere gidecektir.

Düzen; insan değerinin ağırlığını bilen insanların, gereklerini yerine getirmesiyle güçlü düzen olacaktır.

Düzen; memleketini, milletini seven tutarlı insanların kendi yerlerini alarak, adım adım ülkesini gezerek, toplumun her kesimi ile ve her bireyi ile içli-dışlı olmakla kurulacaktır.

Başka çare ve çareler var diyen varsa bizlerle görüşebilir. Kâinatın en değerli varlığı bunalımdadır, yok diyen varsa da görüşlerini bizlerle paylaşabilir. Unutmayın, dünyadaki tek değer, İNSAN ve İNSANIN ZEKÂSIDIR. Onun için ilk önce neye ve ne için önem vereceğinizi unutmayın. Teşekkürler…Mehmet Gülseçen
m.gulsecen @ meydangazetesi.com.tr (Single value in the world, THE PEOPLE 'is.)

If you look to see which corner of the world, we are living all over the planet shaken balances, crises will often become human beings, life has been full of difficulties. People forget that the world's only value, the layout was broken and everyone expects from each other. Expectations have been natural to complain at not perform. Everyone complained, except for a very small part, as does not complain. People complain most of the economy, "we have tired of being robbed, we have gained is not yet working as poor, need to put an end to this situation" they say. Say, but somehow do not find in the resort. It is hard to find unless you go and moral decadence that continues.

We have been making the world so that people eat each other for various reasons have been put into the race. Ambition to win mankind's eyes darken, to forget themselves and their own values caused. This topic is not sufficient and necessary information, people are trained derken remained uneducated. In this context, as if information were established, and despair nemelâzımcılık took place, were carried out as.

Investigate the cause of all these people, because people did not find definite and clear solution consisted of the physical structure and physical structure for thinking they were seeking. Whereas people used physical structure. People do not know it today, did not pay particular attention to the depth of his chest in the body have fallen on evil days. People do not know, people counting consisted of physical structures, people have not revealed the actual structure. Single value in the world and human intelligence that people have been forgotten. These days the main principles of the people understand the fact that AN, relief will come spontaneously.

Crisis will pass in front of, the only solution to return to the beauty of people return to their own and begin to explore their inner world and express their own to obey. Returning to their own people; do with the innovation, to continuously increase the quality of humanity, the new regulations will go about the future.

Layout; people who know the value of the weight of people, will fulfill the requirements powerful layout.

Layout; the country, the people who love taking their own place of people consistently, step by step tour the country, with every segment of society and every individual but will be established with non-familiar with.

And that if there is there any alternative remedies you can talk to us. Universe's most valuable assets are depressed, or if there is no opinion that we can share it with. Remember, the world's only value is HUMAN and HUMAN INTELLIGENCE. For him, what, and how important to first note that you will. Thanks ...

(Valor único en el mundo, el pueblo 'es.)

Si usted mira a ver qué rincón del mundo, estamos viviendo en todo el planeta sacudido los saldos, las crisis suelen convertirse en seres humanos, la vida ha estado llena de dificultades. La gente se olvida que el valor sólo en el mundo, la distribución se rompió y todo el mundo espera de los demás. Las expectativas han sido natural a quejarse por no realizar. Todos se quejaban, a excepción de una parte muy pequeña, ya que no se queja. La gente se queja más de la economía, "hemos cansado de ser robado, hemos ganado todavía no está trabajando como los pobres, la necesidad de poner fin a esta situación", dicen. Oye, pero por alguna razón no encuentra en la localidad. Es difícil encontrar a menos que vayas y la decadencia moral que continúa.

Hemos estado haciendo el mundo para que las personas comen unos a otros por diversas razones se han puesto en la carrera. La ambición de ganar los ojos de la humanidad se oscurecen, a olvidarse de sí mismos y sus propios valores causados. Este tema no es suficiente y necesaria información, las personas están capacitados derken permaneció sin educación. En este contexto, como si la información se han establecido, y la desesperación nemelâzımcılık se llevó a cabo, se llevaron a cabo como.

Investigar la causa de todas estas personas, porque la gente no encuentra definida y clara solución consistió en la estructura física y estructura física para pensar que estaban buscando. Considerando que las personas utilizan la estructura física. La gente no sabe que hoy en día, no se prestará especial atención a la profundidad de su pecho en el cuerpo se han reducido en los días de mal. La gente no sabe, el conteo de personas formado por las estructuras físicas, las personas no han revelado la estructura real. El valor único en el mundo y la inteligencia humana que las personas que han sido olvidados. En estos días los principios fundamentales de la gente a entender el hecho de que la AN, el alivio llegará de forma espontánea.

Crisis pasará por delante de, la única solución para volver a la belleza de la gente regrese a sus propias y comienzan a explorar su mundo interior y expresar sus propias obedecer. Volviendo a su propio pueblo; ver con la innovación, para aumentar continuamente la calidad de la humanidad, la nueva normativa irá en el futuro.

Diseño, las personas que conocen el valor del peso de las personas, cumplirá con los requisitos de diseño de gran alcance.

Diseño; el país, la gente que ama a tomar su propio lugar de la gente constantemente, paso a paso visita el país, con todos los segmentos de la sociedad y cada individuo sino que se estableció con los familiares.

Y que si no hay ninguna solución alternativa que usted puede hablar con nosotros. Los activos más valiosos Universo están deprimidos, o si no hay opinión que podemos compartir. Recuerde, el valor sólo en el mundo es humano y la inteligencia humana. Para él, lo que, y lo importante a la primera nota que lo harás. Gracias ...
TUNALIM...

26 Ocak 2010 Salı

ABD, HAİTİ'DE TESLA MAKİNESİNİ Mİ DENEDİ?

Gölcük depreminin ardından Türkiye?de de uzun süre kulaktan kulağa yayılan bir söylenti, üç hafta önce Haiti?yi vuran sarsıntının ardından yeniden gündeme geldi. Üstelik bu kez bu iddiayı ortaya atan bir devlet başkanı oldu.

Daha önce 200 bin kişinin öldüğü, 7 büyüklüğündeki depremin ardından ABD?nin bölgeye gönderdiği askerlerle ?Haiti?yi işgal etmeye çalıştığını? öne süren Venezuela lideri Hugo Chavez, bu kez depreme ABD?nin gerçekleştirdiği bir silah denemesinin neden olduğunu söyledi.

?Bu silah İran'a karşı da kullanılacak?

Venezuela lideri, İspanyol ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD ordusunun yeryüzü hareketlerini etkileyecek kadar güçlü bir silahı Haiti yakınlarında denediğini, bunun sonucunda böyle bir felaketin ortaya çıktığını iddia etti. Chavez, ?Deprem, Amerika?nın deprem makinesini kullanmasıyla gerçekleşti. Amerika bu makineyi, Karayipler?de deniyor. Bu sadece bir tatbikat. Ancak asıl hedef başka. Bu silah İran?a karşı kullanılacak? ifadelerini kullandı.

Türkiye'de de denediler

17 AĞUSTOS 1999?daki Gölcük depreminden sonrasında depremin sorumlusu bazı komplo teorisyenleri tarafından ?Tesla Makinası? olarak açıklanmıştı. ABD tarafından ünlü mucit Nikolas Tesla?nın 1900?lerde yapılan bir makinadan geliştirilmiş olan makinenin, ?elektro manyetik dalgalarla? yeraltındaki enerjiyi boşalttığı iddia edilmişti. İşte teoriler: ?ABD ordusu, ülkelerinde gerçekleşecek büyük bir depremi önlemek için, fay hatlarındaki enerjiyi küçük küçük depremlerle boşaltmaya çalışıyor. Bunu da ilk olarak 1999?da Türkiye?de denediler. Bu makina, aynı zamanda silah olarak da kullanılıyor.?

Bir not:

Haiti"de yaşanan deprem felaketinin ardından, Amerikan Foreign Policy dergisi, bir sonraki büyük deprem için tahminde bulundu. Derginin, listesinde Türkiye?ye de yer vermesi dikkat çekici.

(Vatan)


17 Ağustos depreminde ortaya atılan ?Depremin nedeni ABD?nin gizli silahı? iddiasına 11 yıl sonra bu kez Venezuela?dan destek geldi. Devlet Başkanı Chavez, Haiti depreminin arkasında ABD?nin olduğunu söyledi.Haiti?deki depremin nedeni Tesla Makinesi?

ABD SAVAŞ İLE BİR YERE VARAMADI

ABD?li komutan sürpriz bir açıklamayla çözümün siyasi olması gerektiğini vurguladı.
Afganistan?da istikrarsızlığa çözüm için Taliban?la masaya oturulması gerektiği yönündeki sesler giderek daha da yükseliyor. İstanbul, Afganistan?daki son durumla ilgili kritik bir toplantıya ev sahipliği yaparken, son olarak ABD?li komutan sürpriz bir açıklamayla çözümün siyasi olması gerektiğini vurguladı.

Afganistan'daki NATO kuvvetlerinin komutanı ABD'li General Stanley McChrystal, sürpriz bir itirafa imza atarak, bu ülkede yeterince savaştıklarını belirtti ve "Siyasi çözüme inanıyorum" dedi.

İngiliz Financial Times gazetesine demeç veren General, "Asker olarak, yeterince savaştığımızı düşünüyorum. Bütün savaşlarda olduğu burada da siyasi çözümün kaçınılmaz olduğuna inanıyorum" dedi.

ABD?nin Afganistan?daki kilit ismi olan McChrystal?in bu açıklaması, Taliban?la masaya oturulması gerektiği yönünde açıkça dile getirilen en üst düzey demeç oldu. Bu açıklamanın, bu hafta içinde İstanbul?da ve Londra?da yapılacak zirvelerdeki tartışmalarda önemli yer edinmesi bekleniyor.

Geçtiğimiz hafta içerisinde bir Pakistanlı yetkili de Taliban?la diyalog kurulması için bazı girişimler olduğunu ve Türkiye?nin de perde arkasında çok önemli roller üstlendiğini açıklamıştı.

McChrystal, Emrindeki binlerce askerle Taliban'ı siyasi müzakerelere zorlamak için yeterince zayıflattığını düşündüğünü de belirtti. General, Taliban'ın iktidara gelme ihtimaline ilişkin soruya, "Geçmişe değil de geleceğe odaklanan her Afganlının oynayacağı rol vardır" cevabını verdi.

ABD yönetimi, 70 bin yabancı askerin bulunduğu Afganistan'a 30 bin kişilik takviye kuvvet göndereceğini geçen ay açıklamıştı.

İSTANBUL?DA KRİTİK ZİRVE

Türkiye, Pakistan ile Afganistan arasındaki 4.?Üçlü Zirve? İstanbul'da yapılıyor. Zirvede yapılacak temasların ve alınacak kararların Londra?daki toplantıya zemin oluşturması bekleniyor.

İstanbul?da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?ün ev sahipliğindeki zirveye, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari ve Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai de katılıyor. Görüşmelerde, Afganistan?daki bazı bölgelerin kontrolünün Afgan güvenlik güçlerine devredilmesi konusu ele alınacak.

Gül, bugün hem Zerdari hem de Karzai ile ayrı ayrı birer görüşme yaptı. Üç lider, bugün öğleden sonra ortak bir basın toplantısı düzenleyecek.

Geçen hafta içinde Reuters haber ajansına konuşan Pakistanlı bir üst düzey yetkili, Türkiye'nin Taliban'la gizli görüşmeler yaptığını iddia etti.

Pakistanlı yetkili, İstanbul ve Londra'da toplantılar yapıldığı sırada, Taliban'ın bazı unsurlarıyla gizli görüşmeler yapılacağını söyledi. "Afganistan ve Pakistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için Türkler arka planda önemli bir rol oynuyor" diyen Pakistanlı yetkili, "Arka planda, kimsenin şu anda bilmediği görüşmeler yapılıyor" diye konuşmuştu.

Kaynak: Yazete, 25.01.2010
http://yazete.com/haberdetay.asp?Newsid=35543
TUNALIM

EKONOMİ ÇÖKÜNCE ÜLKE ÇÖKER..

Türkiye neden böyle körü körüne Avrupa ve Amerika yanlısı politikaların peşinden gidiyor? Neden başka çıkar yol aramıyor? Neden liberali, muhafazakârı, İslamcısı “varsa yoksa Batı” diyor?

Bu sorunun cevabını aramak için Tanzimatı başlatan sürece uzanmak gerek. Tanzimatı ilan eden Reşit Paşa öylesine İngiliz hayranıdır ki, 16 yaşındaki Abdülmecit tahta oturur oturmaz, 12 Ağustos 1839’da İngiltere Dışişleri Bakanı Palmertson’a ilginç bir rapor sunar. Rapor adeta bir İngiliz istihbarat elemanı edasıyla kaleme alınmıştır.

Reşit Paşa raporunda “padişahın yaşının küçük olmasının batılı devletlerin kendisine doğru yolu göstermesine imkân vereceğinden” bahsederek İngilizlerin nasıl davranırsalar bütün önerilerini Osmanlıya kabul ettireceklerine dair tavsiyelerde bulunur.

Osmanlı paşasına göre “batılı devletler Osmanlıya doğru yolu göstermek” için bütün gayreti sarf etmelidir.

Batı için “doğru yol” sömürü idi. Asırlar boyunca bunu başarı ile icra etmişti. Bir ülkenin içinden devşirdiği paşalarla, hocalarla, siyasetçilerle o ülkeyi nasıl kendine peyk yapacağını çok iyi bildiğinden Osmanlı üzerinde de bu “doğru yolu” başarı ile uygulamaya koydu.

Tanzimat Fermanıyla, Islahat Fermanıyla, daha önce Serbest Ticaret Anlaşmasıyla, daha sonraları AB süreciyle, ABD ile stratejik müttefik olma masalıyla bir sürü “doğru yolu arayan Reşit Paşa takipçisi” türedi.

Ve hepsi de Türkiye’ye doğru yolu gösterdi!

Bugün, ticarette AB’ye tanınan imtiyazlar, Amerika’ya tanınan imtiyazlar, kendi üreticini, sanayicini, işadamını yok ederek “yabancı müteşebbisi” ayağa kaldırma icraatlarının temeli Reşit Paşa’nın Baltalimanı’nda 1838’de imzaladığı Ticaret Anlaşmasına dayanır. Bu anlaşma ile kapitülasyonlar devam edeceği gibi ilave olarak İngiliz tüccarlara ve onların yanındaki tüm adamlar Osmanlı devletinin her yerinde sınırsız imtiyazlara sahip olacaklardı.

Osmanlı bu yanlış politikalar sonucu 1854 yılında İngiltere’den ilk borcunu aldı. 3 milyon sterlin tutarındaki borçlanma yüzde 6 faizliydi. Osmanlı İmparatorluğu bu borca karşılık Mısır’dan elde ettiği cizye vergilerini, Suriye ve İzmir gümrük vergilerini güvence olarak göstermişti.

1860’de yeniden İngiltere’nin kapısını çaldık. Sebep yine borç istemekti. İngiltere bu defa yeni ve daha ağır şartlar ileri sürdü. Ve borç vermedi.

“Osmanlı Devleti bu kez Fransa’ya başvurdu. Mires adındaki bir banker, devlet yetkilileri ile temas kurarak 400 milyon franklık borç verme önerisinde bulundu. Osmanlı Devleti Mires ile anlaştı, karşılık olarak da bir çok yerin gümrük gelirini, tuzlu balık resmini, Filibe gülyağı gelirini, Bursa’nın öşürünü gösterdi.

Yaşanan mali bunalım 1862’de yeni bir borçlanma ile aşılmaya çalışıldı. 1863’de Osmanlı Bankası’na devlet bankası statüsü verildi ve aynı yıl bir devlet bütçesi yapıldı. Ancak bütçenin ne kendisine ne yapanlar bir faydası oldu.Çünkü bu bütçe, daha sonra yapılacak olanlar gibi bir borç ödeme bütçesiydi.
Onbir yıl sonra 1875’de bütçenin 17 milyon gelirine karşılık 13 milyon lira dış borç ödemesi vardı. Osmanlı, tıpkı bugünkü Türkiye Cumhuriyeti gibi gelirlerinin yüzde yetmiş altısını borç ödemesine ayırmıştı.”

Ve iflasın ilanı!
Osmanlı devleti 6 Ekim 1875’de yayınladığı bir kararname ile borçlarını ödeyemeyeceğini tüm dünyaya duyurdu. Bu Osmanlının iflasa doğru gittiğini gösteriyordu. 1891’de İstanbul’da yapılan Osmanlı mevcut borçlarının alacaklılar tarafından seçilen bir kurul tarafından yönetilmesini kabul etti. Bu anlaşmaya Muharrem Kararnamesi denildi. Bu kararnamenin bir gereği olarak Duyunu Umumiye kuruldu. Bu kurul borç ödemelerine ayrılan devlet gelirlerini alacaklılar yararına yönetmek için oluşturulmuştu.

Alacakları tahsil için kurulan bu kurul, Reji idaresi adlı bir “despot yapı” oluşturarak tütün üreticilerinin üzerine çullandı. Onların ürettiklerini zorla ve kelepir fiyata ellerinden aldı. Karşı koyan binlerce köylüyü öldürdüler.

Osmanlı borcu uğruna kendi vatandaşlarının katledilmesine ses çıkarmıyordu.
Batı bize “doğru yolu” göstermişti.
Reşit Paşa ve onun yolundan gidenler Osmanlıyı batıran bir sürü anlaşmayı imzalamış bu anlaşmaları gereğini yerine getirmek için “Türk kanı” akıtılmasına dahi göz yummuşlardı.
Ekonomi çökünce Osmanlı da çöktü.

Türkiye bugün de “batının gösterdiği doğru yolda ilerleme sevdasında olanların yürüttüğü ekonomik politikaların cenderesine” girmiş durumda.
Reşit Paşa çizgisi aynen devam ediyor.

Borç gırtlağa dayanmış kimsenin umurunda değil. Bir çırpıda borcumuzu öderiz diye hava attığımız IMF ile anlaşma imzalayıp birkaç milyar dolar almak için takla atıyoruz. Geçen hafta hazine “sessiz sedasız 10 katrilyon” iç borçlanamaya gitti.

Avrupa’nın doğru yolundaki politikacılardan Allah bu milleti korusun!
M.Bayraktar-TUNALIM...

24 Ocak 2010 Pazar

TÜRKİYE BU KONGREYE KİLİTLENDİ

24 Ocak tarihi bir gün. Dünyanin en gelismis ülkelerinin dahi küresel krizin pençesinden kurtulamadigi bir dönemde, Bursa’da organize edilen 7. Uluslararasi M.E.M Kongresi’nde krizin tek ve gerçek çözümü ortaya konulacak.

--------------------------------------------------------------------------------
24 Ocak 2010
--------------------------------------------------------------------------------
Merkezi Istanbul’da olan, Almanya’da ve Moskova’da birer subesi bulunan Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi (UBEMB) tarafindan organize edilen 7. Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi, bugün “Küresel Ekonomik Krizde Son Durum ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” basligi altinda Bursa’da gerçeklestirilecek. Bursa’da BUTTIM Uluslararasi Kültür Merkezi’nde tertip edilen kongrede Türkiye’nin yani sira çok sayida ülkeden seçkin akademisyenler teblig sunacak.

Saat 09:00’da baslayacak
Tarihi kongre, Organizasyon Komitesi Üyesi Ali Garçoglu’nun selamla konusmasiyla baslayacak. Ardindan Organizayon Komitesi Üyesi ve Enerji Uzmani Fuat Sengül’ün açilis konusmasi ve UBEMB genel sekreteri Dr. Harun Kayaci’nin UBEMB’in faaliyetleri konusunda konusmasi yer aliyor. Saat 10:00 itibariyla kongreye katilan bazi bilim adamlarinin selamlama konusmalari var.
Saat 10:20’de ilk oturum baslayacak. Toplam üç oturumun yapilacagi ve herbir oturumda birbirinden degerli bilimadamlarinin teblig sunacagi kongre Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Bas’in final konusmasinin ardindan saat 18:30’da sona erecek. Tarihi kongre basindan sonuna kadar Meltem TV ekranlarinda canli olarak takip edilebilecek.

MEM küresel krize tek çözüm
Kongrede 2007 Aralik ayinda ABD’de ortaya çikan küresel ekonomik krizin dünya ekonomisini nasil etkiledigi ve Milli Ekonomi Modeli’nin krize çözümü konusunda 100’ü askin bilim adami sunum yapacak. Kongrede basta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere birçok ülkenin bilim adami konusmaci olarak yer alacak. Bu konusmacilarin arasinda Rusya Bilimler Akademisi’nden Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi Baskan Yardimciligini da yapan Prof. Dr. Vladimir Lisichkin bulunuyor. Yine Rusya’dan katilan ve bu ülkenin önde gelen diger iktisatçi akademisyenleri ise sunlar: iktisat alaninda dünyanin sayili isimlerinden biri olan Prof. Dr. Victor Volkonsky, Rusya Basbakani Vladimir Putin’in iktisat ekibinde yer alan Prof. Dr. Victor Minin ile Prof. Dr. Valeri Lebedev, dünyanin sayili matematikçilerinden Prof. Dr. Yuri Gavrilets ve Dr. Eric Saydullin. Kongrede Almanya’dan da önde gelen iktisatçilar yer alacak. Daha önce düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde de ‘dikkat çekici’ degerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Irina Hundt, Prof. Dr. Ahad Rahmanzade, tarim alaninda dünya çapinda bir uzman olan Prof. Dr. Ernst Zurek ve Prof. Dr. F. R. Grabau, Bursa’ya gelerek teblig sunacak.

Kongreye birçok ülkeden katilim var
7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde Estonya’dan Azerbaycan’a, Bosna–Hersek’ten Kazakistan’a kadar önemli bilim adamlari yer alacak. Kazakistan’in en taninmis iktisatçisi olan Prof. Dr. Sabden Orazali, bu isimlerin basinda geliyor. Tataristan’dan gelecek olan Gülnar Baltanova da kongrede yer alacak önemli isimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Kongreye Avrasya cografyasindan katilacak diger konusmacilardan bazilari ise sunlar: Prof. Dr. Rovsen Guliyev (Azerbaycan), Prof. Dr. Sekib Sokoloviç (Bosna – Hersek), Prof. Dr. Jyri Kadak (Estonya), Prof. Dr. Vugar Seidov (Macaristan). Kongrede Türkiye’den de önemli isimler birer konusma yapacak. Bu isimler arasinda öne çikanlar sunlar: Prof. Dr. Mehmet Palamut (Uludag Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Egercioglu (Gaziantep Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ata Selçuk (Firat Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ibrahim Arslanoglu (Gazi Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Cahit Babuna (Istanbul Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Selim Kotil (Iktisatçi), Prof. Dr. Hidayet Sari (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Saraçoglu (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi).

Dünyanin gözü bu konusmada
Kongrenin kapanis konusmasini ise Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet–Milli Devlet tezlerinin mimari Prof. Dr. Haydar Bas yapacak. Ortaya koydugu eserlerle ve gerek iktisat gerekse diger sahalarda yaptigi dogru öngörülerle göz kamastiran Prof. Dr. Bas’in konusmasi merakla bekleniyor. Kongre programina göre Prof. Dr. Bas, saat 17.00’da konusmasina baslayacak.


Bugüne kadar 6 MEM kongresi yapildi
Prof. Dr. Haydar Bas’in iktisat tarihinde çigir açan eseri Milli Ekonomi Modeli (MEM), bugüne kadar uluslar arasi katilimla 6 kongrede ele alindi. Ilk kongre 25–26 Kasim 2005’te Istanbul’da düzenlendi. Lütfi Kirdar Kongre Sarayi ile Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve 2 gün boyunca süren kongreye 40’i askin ülkeden 150’den fazla konusmaci katildi. Ikinci kongre 26–27 Mart 2006’da Azerbaycan’in baskenti Bakü’de düzenlendi. Kongrede 170’den fazla uzman konusma yapti. 29–30 Mart 2007’de Almanya’nin üniversite kenti Heidelberg’te düzenlenen Kongre ise kelimenin tam anlamiyla görkemli geçti. Kongrede Avrupa’nin neredeyse tüm ülkelerinden katilimcilar 2 gün boyunca Prof. Dr. Bas’in tezinin ekonomik kurtulus için ‘tek çare’ oldugunda birlestiler. Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet – Milli Devlet tezlerine iliskin 4., 5. ve 6. kongreler Bursa’da tertip edildi. Özellikle küresel kriz döneminde düzenlenen 5. ve 6. kongrelerde, krizden kurtulmak ve etkilenmemek için uygulamaya konulmasi gerekenlere iliskin çarpici sunumlar yapildi ve ülkelere makroekonomik reçete olarak Milli Ekonomi Modeli tavsiye edildi.

23 Ocak 2010 Cumartesi

NUH’UN GEMİSİNE DAVET

24 Ocak 2010 Pazar günü, Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliğinin Organize edeceği, dünyanın bir çok ülkesinden onlarca bilim adamın ve birçok yerli bilim adamının katılacağı 7. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi gerçekleştirilecektir.
Kongre; Bursa, BUTTİM Uluslararası Kongre Merkezinde yapılacaktır.

Kongre, 24.01.2010 Pazar saat 09:00 dan itibaren başta Meltem TV olmak üzere birçok kanaldan canlı olarak yayınlanacaktır. Sosyal ve ekonomik net çözümlerin sunulacağı bu kongrenin, bir şekilde izlenmesi ve anlamaya çalışılması insanlık adına çok önemlidir.


3 oturum halinde gerçekleşecek kongre, sabah 09.00’da başlayacak, 18.30’da sona ermesi beklenmektedir. Kongre programına göre Prof. Dr. Haydar Baş, saat 17.00’da konuşmasına başlayacak. Tarihi tespitlerine ve çözümlerine yenilerini ekleyecektir.



Bu kongre, gerek ekonomik ve gerekse de sosyal problemler içerisinde bunalan ve çözümsüzlük girdabına giren, özelde milletimiz, genelde dünya insanlığı için bir umuttur. Sorunların tufan halini aldığı zamanımızda bu kongrede sunulmaya çalışılacak olan “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin, tufandan kurtuluş ümidi şeklinde algılanması gerekmektedir. Öyleyse bu projeye sahip çıkan milletler Nuh’un gemisine binmiş gibi kurtuluş limanına yol alacaktır.
Aksi taktirde dünya su alıyor ve insanlar tufana doğru sürüklenmektedir!

Nuh’un gemisi hükmündeki bu proje ve projenin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikirleri etrafında oluşan fikir akımları sayesinde bir çok ülke, modelden istifade edebildikleri oranda çözümlere kavuşmakta, modelin tamamını uygulamaya koydukları taktirde de kurtuluşa ereceklerdir.

Dünyada bugüne kadar uygulanan beşeri sistemler, insanlığın dertlerine köklü çözümler sunmaktan uzak olmuş; milli, dini, sosyal, kültürel, ekonomik hiçbir problemine çare olamamıştır. Sayın Prof. Dr. Haydar Baş; “Yaşanan sosyal sorunları derinlemesine araştırdım, sokaktaki aç ve işsiz vatandaştan başlayarak toplumun hiçbir ferdini dışarıda koymayacak şekilde onların karnını doyuracak, sırtını giydirecek, insanlık onuruna yakışır bir hayat seviyesinde hayatını sürdürecek bir model icat ettim. Gelin bana destek olun, sadece milletimizi değil, insanlığı düştüğü bu sefaletten kurtaralım” diyor.


Sayın Baş, bu kongre vesilesiyle çağrısını yine tekrarlayacak, yerli ve yabancı ilim adamları da Milli Ekonomi Modeli ekseninde insanlığın sorunlarına çözümler üreten tebliğler sunacaklardır…


Ey Millet dünya su alıyor, seviye gittikçe yükseliyor, tufan yaklaşıyor…Nuh’un gemisine gelin ki boğulmayasınız! Nuh’un gemisine binmeyenin tufandan kurtulma şansı yoktur!
U.Kepekçi-TUNALIM...

19 Ocak 2010 Salı

‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel kavga etmedin mi?” diye sorduktan sonra “Milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Meltem TV’de katıldığı Ekoanaliz programında, Türkiye’nin ekonomi politikalarında IMF’nin, iç politikada AB müktesebatının, dış politikada ABD’nin yörüngesine oturduğuna ve böylece kendini bağımlı hale getirdiğine dikkatleri çekerek, “Bu bağımlılık o kadar ileri derecedeki, Türkiye’nin bir çok konuda ‘hayır’ diyecek gücü bulunmuyor” dedi. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde menfaati olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, AB ile ilişkileri de, “Hükümet, AB’nin bütün şartlarını kabul ettiğini belirterek, ‘illa da bu birlikte olacağız’ demektedir” ifadesiyle değerlendirdi.

Türkiye havada kata çiziyor
Haydar Baş, şunları söyledi: “Türkiye’nin ileri mi yoksa geri mi gittiğini dış politikada ABD ve AB ile olan ilişkilere bakıp değerlendirmek gerekmektedir. Ekonomide IMF’nin etkisini de dikkate aldığımızda Türk milletinin lehine kazanılmış bir şey göremiyorum. Türkiye havada ‘kata’ çizmektedir. Şu anda Türkiye’nin pozisyonu budur. Bir başka ifadeyle Türkiye karanlıkta gölgesiyle kavga etmektedir. Böyle bir politika bu millete yakışmaz. 5 yıllık bir tarihi olan, bin yılı aşkın bir süredir İslam üzere yaşayan köklü bir medeniyetin sahibi bir milletin bence geldiği nokta bu olmamalıydı.”

Kıbrıs meselesinde geriye gittik
Kıbrıs’ta bir Türk devleti olduğuna işaret eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı, “Eğer Türkiye KKTC’nin tanınması üzerine bir dış politika benimsemiş olsaydı, belki de onlarca devlet KKTC’yi tanıyacaktı” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Maalesef kurulduğu günden bu yana böyle bir devletin varlığından dünya haberdar edilmedi. Bir zamanlar bazı Asya ülkeleriye Türk dünyası ‘gelin sizi kabul edelim’ demelerine rağmen, Türk siyaseti buna müsaade etmedi. Bunun nedenini anlamış değilim. Aslında dışa bağımlı politika izlerseniz, anlarsınız. Yabancı güçler, ‘benim dediğimi yapacaksın’ diyor. Eğer senin dediğini yapmış olsaydım, 1974’teki Barış Harekatı olmazdı. 5 bin tane şehit vermezdik, Kıbrıs coğrafyasının sınırlarını belirlemezdik. Bundan dolayı kalkıp da ‘beni kabul et’ tartışmasını açmak manasızdır. Kurulmuş bir devletin inkırazı ve anlaşma masalarında terki sözkonusuysa biz çok geriye gittik. Ege meselesinde de AB’ye girebilmek için Yunanistan lehine politika üretmek zorundayız. Türkiye’nin dış dünyayla bağlantısı geçmişte güçlü bir devlet imajı verirken, şimdi herkes sırtımızı sıvazlıyor, ‘biz bu ülkeden ne alırız’, onun hesabını yapıyor. Demokratik açılımlar altında bize teklifler sunuldu. Biz de ‘ne güzel’ diye, Türk milletini bölünme eşiğine getirdik.”

Ekonominin altyapısı elimizden çıktı
Türkiye’nin yeraltı kaynaklarının yabancıların eline geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Baş, tarım ve ormancılığın durumunun da ortada olduğunu belirtti. Tarımdan bir Allah’ın kulunun memnun olmadığına dikkatleri çeken Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Çiftçilerimizin neredeyse yüzde 80’i mesleğinden vazgeçer duruma geldi. Bir tarım politikası ki, Batı dünyası sana yap dediği kadar yapacaksın, yapma dediğini yapmayacaksın. Bu nasıl politika, nasıl bağımsızlık? Hayvancılığın durumu ortada. Vatandaşlar, artan fiyatlar yüzünden ayda bir kilo eti evine alamıyor. Böyle bir manzara karşısında hayvancılık politikasının ileri gittiğini söylemenin ifrat olduğu kanaatindeyim. Bu memlekette vatandaş domuz etini tanımazken, kasapta satışı hukuki zemine oturtuldu. İnsan hakları adı altında bu milletin inancına ters düşüldü, zina serbest bırakıldı. Türkiye’de millet kurumunu koruyan bir irade var. Bunun yanlışı, noksan, vebali, günahı vardır. Ayrı konu... Türkiye’nin zırhı vazifesini gören bu kurumun varlığı tartışma konusu olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lağvedilmesini söyleyenler var. Yine bu iktidarın döneminde Mehmetçiğin başına çuval geçirildi. Türkiye’de kurumlararası kavga çok öne çıktı. Siyaset adalet dünyasıyla kavga içinde. Terör 8 yıl evvel ‘sıfır’ noktadayken, şimdi doruk noktaya çıktı. Doruk noktaya çıktıktan sonra dağdaki teröriste imkanlar tanıma adı altında biz Kürtlere hak veriyoruz iddiasında bulunuldu. Yani adam öldürmek fazilet sayılmaya başlandı. Türkiye kendi parasını basamıyor. Yeraltı kaynaklarımız, PETKİM, POAŞ, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi Kamu İktisadi Teşebbüslerimiz devletin elinden çıktı. Şimdi otoyollar ile boğaz köprüleri devreye giriyor. Bütün bunlar devletin elinden çıkıyor. Burada satışlar Türk milletine değil genelde yabancıya satıldı.”

Barak niye geldi?
ABD’den, Avrupa’dan hatta İslam dünyasına kan kusturan İsrail’den Türkiye’nin kaymağını yemeye gelen şirketlerin bulunduğuna işaret ederek, İsrail Savunma Bakanı Barak’ın Ankara ziyaretine ilişkin şunları söyledi: “İsrail’in Savunma Bakanı’nın ne işi var Türkiye’de? Sen 2 gün evvel İsrail’le kavga etmedin mi? Neyin hesabı için geldi buraya? 40 gün evvel niye ABD’ye gittin? Hangi konuyu konuştun? Şimdi onu gizlemek için oyun tezgahladınız. Ondan sonra milletin karşısına geçip ‘One Minute’ tiyatrosu oynuyorlar. Herkese yutturursun ancak bir tek adama, Haydar Hoca’ya yutturamazsın.”


TUNALIM...

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sınırlarımızın kontrolü AB’ye devrediliyor

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin sınır güvenliğinde AB standardına ulaşmak için 50 bin kişilik özel bir güvenlik gücü kurma hazırlıkları yürüttüğünü açıkladı.

Yani anlayacağınız, sınırlarımızın güvenliği, yapılan anketlerle Türk milletinin yüzde 90 güven duyduğu, terörle mücadelede başarısı malum olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden alınıyor ve neredeyse güvenin sıfır olduğu AB ve ABD güdümündeki siyasilerin kontrolüne devrediliyor.

Açıklamaya göre, sistem ABD’den transfer ediliyor ve oluşturulacak güç askerden ve polisten farklı olacak. Bağış’ın ifadesine göre Türkiye’nin sınır güvenliğinin AB standardına ulaşması için bu yapılıyor, ama ne hikmetse proje ABD’den transfer ediliyor. Çalışma İçişleri Bakanlığı bünyesinde yürütülüyor. Yeni ordunun ismi “Sınır Güvenliği Teşkilatı”…

Egemen Bağış bu ordunun kurulması için gerekçeyi şöyle izah ediyor:
“İleride AB üyesi olduğumuzda bizim sınırlarımız Avrupa’nın sınırı olacak. Türkiye’ye gelen Avrupa’ya girmiş olacak. O nedenle kurulacak bu teşkilat Batı’daki örneklerine benzeyecek…”

Gerekçe neymiş efendim, biz AB’ye girecekmişiz de, sınırlarımız AB’nin sınırları olacakmış da mışmış…
Dereyi görmeden paçaları sıvamak bu olsa gerek.

Adamlar bizi AB’ye almamak için yapmadıklarını bırakmıyorlar, biz bir serap uğruna en önemli bölgelerimizin güvenliğini AB’nin taleplerine göre şekillendiriyoruz.

ABD’nin uyguladığı kendileri için faydalı olabilir, peki, bu değişim bize gerçekten faydası olacak mı?
Ya fayda değil de büyük bir zarar getirecekse, sınırlarımız yolgeçen hanı olacaksa, bu adımla ülkemizin işgaline kapı aralanacaksa bu zor durumdan geriye nasıl dönüş yapacağız?

Mehmetçiğimiz sınırın güvenliğinde neyi eksik yaptı ki onu geri çekiyoruz?
Yoksa birileri Mehmetçiğimizin görevini tam olarak yapmasından mı rahatsız da alternatif bir orduya görev devrediliyor? Bunlar ister istemez kafamızı kurcalayan mevzular.

AB’nin ve ABD’nin “Türk milletini koruyan bir Türk Ordusu”ndan rahatsız olduğu muhakkak… Bu gerçeği öyle ya da böyle yayınladıkları raporlarda belirtiyorlar.

Yanlış anlamayın, Türk Ordusu’ndan rahatsız değiller, “Türk milletini koruyan” Türk Ordusu’ndan rahatsızlar. İstiyorlar ki, Türk Ordusu ABD ve AB idealleri için savaşsın. En büyük hedefleri, Soros’un da ifade ettiği gibi “Türkiye’nin en önemli ihraç unsuru askeridir” tezini hayata geçirmek.

Yani Türk askerinin Haçlı seferlerinin son versiyonlarının önünde bir Kılıçarslan bir Fatih olmasını istemiyor Batılılar, ya ne istiyorlar, Haçlıların safında birer Anzak olmasını istiyorlar. Önce paralı sonra da bedava ABD ve AB çıkarları için ölen bir Türk askeri istiyorlar.

Onlara göre Türk askeri serhatlarda ABD ve AB için ölürken, Türkiye’de ise taşeron siyasilerin kontrolünde askerden bağımsız siyasete bağımlı özel birimler isteniyor.

2008 yılında yayınlanan AB İlerleme Raporu’nda askerimizle alakalı şunlar söyleniyor:
“Sivil-asker ilişkilerinin pratiği AB üyesi devletlerin çizgisinde olmalıdır ve askerler siyasi konulara müdahil olmamalıdır. Sivil denetim mekanizmaları ve savunma harcamaları üzerindeki parlamento gözetimi garanti altına alınmalıdır. TSK’nın üst düzey yetkilileri yetkilerinin dışında açıklamalar yapmamalıdır.”

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bilinen bir gerçektir ki, Batılılar en büyük tavizleri siyasiler vesilesiyle koparmıştır. Askerin ise doğruları vardır.

Yukarıdaki raporda Batılıların asker rahatsızlığı açıkça görülmektedir. Batı askerin konuşmasından bile rahatsızdır. Çünkü Batının Türkiye üzerindeki menfur emellerinin önündeki en büyük engel Türk askeridir.

Bu sebeple sınır güvenliğinin bu düşüncelere sahip AB ve ABD’nin isteğiyle şekillendirmek doğru olmayacaktır.

Özellikle de siyasilerimizin AB’nin ABD’nin talimatlarını harfiyen yerine getirdiği bir dönemde sınır güvenliğinin bu siyasilerin inisiyatifine devretmek sınırlarımız açısından ciddi riskler taşımaktadır.
M.Çabas-TUNALIM...

12 Ocak 2010 Salı

AÇILIMIN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜYOR...

Hükümetin Kürt açılımı diye başlattığı açılımın aslında Ermeni açılımı olduğu fikrinin ilk defa Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş tarafından dile getirildiğini, yaşanan gelişmelerin Sayın Baş’ı haklı çıkardığını yazmıştık.


PKK nın yeni yerleşim bölgesi olarak Karabağ’ı seçmesi aymaz kafalarda çok ciddi uyarılar yapması gerekmez mi? Gazetemizin değerli yazarlarından Murat Çabas’ın 31.12.2009 da kaleme aldığı “PKK Karabağa da çöreklendi” yazısını dünkü "Bindiği dalı kesmek" makalemizle birlikte okumanızı tavsiye ederiz. O zaman göreceksiniz açlımın şifreleri nasıl çözüme kavuşmaktadır…


“Birinci Körfez Savaşı sonrası, ABD ve gerçek müttefikleri tarafından uçuşa yasak bölgede oluşturulan PKK, bu bölgede Türkiye’ye ve Irak’a yönelik misyonu tamamladıktan sonra başka görevlere(!) kaydırıldı.
Bundan sonraki süreçte PKK Ermeni işgali altında bulunan Karabağ’da Kafkasların çıban başı olacak. Tabii, İran’a ve Suriye’ye yönelik terör saldırıları devam edecek, önemli bir bölümü de Türkiye’de siyasal sürece dahil olacak.
Bu konudaki açıklama Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez’den geldi.”


Konuyu belki basından takip etmişsinizdir ama önemine binaen ben tekrar ele alacağım.
ASİMED Başkanı Eğilmez, “PKK’nın yeni ‘yerleşim’ alanı olarak Ermenistan, özellikle de Dağlık Karabağ kamp yeri olarak seçilmiştir” dedi. Eğilmez, “Azerbaycan’ın, terör örgütünün Azerbaycan topraklarında üslenmeye ve faaliyet alanı bulmaya çalışmasına karşın daha sert ve önleyici tedbirler alması gerekmektedir. Aksi takdirde yakın bir zaman içerisinde bu virüs kendisini de hasta edecektir” diye konuştu.
Eğilmez, şunları kaydetti: “Dağlık Karabağ’ın Türkiye’nin direk temas hattı dışında olması, Ermenistan’ın kolaylıkla yardım gösterebileceği bir alanda olması, uluslararası statüsünün daha tam olarak belirlenememesi ve Rusya’nın Gürcistan’dan çıkardığı askeri birlik ve silahlarını Ermenistan ve bu bölgeye yerleştirmesiyle PKK’nın daha kolay silah ve mühimmat temin edebilecek olması, bölgenin yeni faaliyet alanı olarak seçilmesinde rol oynayan önemli faktörlerin başında gelmektedir. PKK’nın bölgede var olan ağırlığı 1999 tarihinden itibaren gözle görülür bir artış göstermiş ve artık bölgedeki PKK kamplarında geniş ölçekli ‘silahlı eğitim’ verilmeye başlanmıştır.”
Bu yaşanan gelişmeler de “PKK terörünün, Ermeni terör örgütü ASALA’nın bir devamı niteliğinde olduğunu” ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş’ı da bir kez daha haklı çıkardı.
PKK, önce Kürdistan, ardından Büyük Ermenistan ve nihai hedef olarak da Büyük İsrail Devleti için paravan ve tetikçi olarak kullanılıyor.
Görünen o ki, Ermenistan, Türkiye ideallerine daha çok zaman ayırabilmek için Azerbaycan’la uğraşma ve onu meşgul etme ihalesini PKK’ya devretmiş.
Türkiye’nin PKK teröründen yıllarca neler çektiğini düşünürseniz, Azerbaycan’ın bu terörle başa çıkması oldukça zor.
Yanlış anlaşılmasın, PKK Türkiye ile işini bitirdi anlamında söylemiyoruz bunları…
Türkiye’de PKK terörü ikinci ve daha tehlikeli bir aşamaya geçti: siyasallaştı.
Ülkemiz üzerinde hesabı olanların da desteğiyle bundan sonra, Türkiye hakkında “federasyon” tartışmalarının yapıldığını bu konuda adımlar atıldığını daha sık göreceğiz.
Azerbaycan ise PKK terörünün bizim yaşadığımız daha ilk aşamasında…
Çok büyük can kayıpları verecek ve Karabağ mevzuundan bir şekilde el çektirilecek. Bundan sonraki süreçte “Ermeni askerlerle, Azeri askerler çatıştı” şeklinde haberleri pek duymayacağız, daha ziyade, Azeri ordusundan şu kadar şehit, teröristlerden de şu kadar ölü tarzında haberleri okuyacağız.
Hatta Ermeni askerlerin bile PKK kılığıyla Azerilere rahatlıkla saldırdıklarına şahit olacağız. Türkiye bu benzeri şeyleri yaşadı.
Azerbaycan’ın bu karanlık vadiye sokulmasının dolaylı olarak Türkiye’ye ayrıca bir darbe anlamına geldiğini unutmamalıyız. Azerbaycan’ı terörle meşgul etmek Ermenistan’ın üzerimizdeki siyasi baskılarını ciddi oranda artıracaktır.
Siyasilerimiz hala uyumaya, taşeronluk yapmaya devam etsin!”(Murat Çabas/Yeni Mesaj)

U.Kepekçi-TUNALIM...

6 Ocak 2010 Çarşamba

ALO SUİKAST HATTI !..

Seferberlik Tetkik Kurumu’nda dün itibariyle altıncı kez arama yapıldı. Hakim Kadir Kaymaz, anlaşılacağı üzere Kozmik Büro’daki incelemelerine daha da devam edecek. Fakat Türkiye’yi böylesine elektrikli günlere sokan ve devletin en gizli belgelerinin olduğu odaların didik didik aranmasına giden süreç nasıl başladı sorusunda çok önemli bir ayrıntı unutuluyor.
Bu ayrıntı ne mi?
Hatırlayalım:
İki subay Bülen Arınç’ın bulunduğu sokakta dolaşırken yakalanıyor. İddia korkunç: “Bu subaylar Bülent Arınç’a suikast düzenleyecekmiş.”
Ayrıntı şu: İki subayın suikast amacıyla Bülent Arınç’ın evinin civarında dolaştığına dair bir ihbar yapılıyor. Yani emniyet bir ihbar üzerine bu subayları gözaltına alıyor. Gözaltına alınan toplam sekiz subayın mahkemece serbest bırakılması “suikast iddialarının ciddiyetini!” ortaya koysa da konumuz bu değil.
Savcılık, TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı)’e bir yazı yazarak ihbarı yapan telefonun bulunmasını istiyor. TİB’in savcılığa gönderdiği cevabi yazıda “ihbarın yapıldığı telefonun Türk Telekom sistemine ait olmadığı, büyük ihtimalle yurt dışından telefon edildiği” bildiriliyor.
İşte tam da burada benim kafam karıştı. Emniyete bir ihbar geliyor, başbakan yardımcısına suikast yapılacağı söyleniyor, ama telefonun yurt dışından geldiği bildiriliyor. “Telefon yurt dışından geldi” diye savcılığa yazı yazan kurum, “biz Yargıtay’ı dinlemedik” diye açıklama yapılmasının üzerinden bir hafta geçmeden Yargıtay’ın telefonlarını dinledikleri ortaya çıkan “sabıkalı” bir kurum.
Önemli bir konu var:
Eğer ihbar yurt dışından gelmişse bu ihbarın hangi yabancı, ülkeden hangi telefondan yapıldığını nokta atışla bilmesi gereken TİB, topu adeta taca atıyor, “telefon bize kayıtlı değil, muhtemelen dışarıdan geldi” gibi tuhaf bir acemilik sergiliyor.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı iletişimde en basit işlem olan “telefonun nereden geldiği” bilgisini elindeki büyük teknolojik imkanlar rağmen bilemiyorsa o kurumun kapısına kilit vurup gitsinler.
Bir telefon ihbarı üzerine devletin en gizli belgelerinin yer aldığı kozmik odaya ulaşan aramalar yapılıyor, TİB’in ise telefonun kaynağından haberi yok!
Öyle ya “bu ihbarın arkasında hangi devlet, hangi istihbarat servisi var? ” diye sormak gerekmiyor mu? Çukurambar’da gezinen iki subayın elinde su şişesiyle hangi sokağa gireceğini dahi bilen “dış güç” kim?
O telefon hangi ülkeye ve kime ait?
Genelkurmay başkanı diyor ki “iki subay o sokağı bilgi sızdırdığı düşünülen bir personeli takip için girdi.” Demek ki yurt dışından telefon açan “önemli kişi” Seferberlik Tetkik Kurumu’ndan iki subayın ne zaman kurumdan çıkıp ne zaman nereye gideceğini bilecek kadar “keskin kulaklı”. Devletin en gizli kurumundaki personel hareketlerinden dahi haberdar. Yani o kurumdan çay almak için bakkala giden bir eri bile anında bilen bir derin güçten söz ediyoruz.
Suikast iddiasıymış, elinde kağıt varmış, kağıtı suyla yutmuş, bırakın bu hikayleri de bu “dış gücü” bulun.
TİB’in bu anlaşılmaz sessizliğinden, –acaba– telefonun kaynağı belli de açıklamaktan mı çekiniyorlar dedirten bir sonuca varacağız ama biraz daha bekleyelim bakalım.
M.Bayraktar--TUNALIM..