Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1993’te söylediği, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarıları dikkate alınsaydı terör bugün ortadan kalkmış olacaktı.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), AKP hükümetinin ortaya koyduğu Kürt açılımı konusundaki görüşlerini arşivlerini basınla paylaşarak açıkladı. BTP söz konusu açıklamaları Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 16 yıl önceki açıklamalarının bugün yaşananları yıllar öncesinden büyük bir öngörüyle dile getirilmiş olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılında, “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır” uyarısında bulunduğunu ortaya koyan BTP açıklaması bugün yaşananlara ışık tutuyor. İşte BTP’nin hükümetin Kürt açılımı konusundaki adımlarını değerlendiren açıklaması:
Yabancı güçlerin hesabı bozulmalı
“Türkiye’de temel ayrım Türk–Kürt, Alevi–Sünni, sağ–sol, laik–anti laik değil; devlet ve milleti AB, ABD ve IMF nin aklıyla diledikleri yere sürüklemek isteyenler ile bu sürüklenişe dur diyen vatanperverler arasındadır” denilen açıklamada, 29 Ekim 1993’te BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın çok önemli açıklamaları ortaya konuldu. Prof. Dr. Baş’ın 1993 yılındaki söz konusu açıklaması şöyle: “Sorunu yanlış teşhis ediyorlar. Hesap arkadaki güçten değil, bölge insanından soruluyor. Düzeltilmesi gereken bir sorun varsa, o da terörü kullanarak amacına ulaşmak isteyen yabancı güçlerin hesabının bozulması ve heveslerinin kursağında kalmasıdır.”
‘Çekiç Güç anarşi çıkaracak’ demişti
Yine 1993 yılında bir başka açıklamasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Çekiç Güç bölgede anarşiye zemin hazırlayacağını dile getirdiğine işaret edildi. Prof. Dr. Haydar Baş 1993 yılında Çekiç Güçle ilgili olarak yaptığı çarpıcı değerlendirme şöyle: “Çekiç güçle o bölgede tampon bir bölge oluşturulacak. Dış kaynaklı güçler terörist eğitecek. Bunlar bölgeye salınacak ve bölgede anarşinin önü alınamayacaktır.”
Türkiye’ye karşı kurulmuş ittifak
Takvimler 23 Kasım 1998’i göstermektedir ve Bağımsız Türkiye Partisi henüz kurulmamıştır. Prof. Dr. Haydar Baş o günlerde katıldığı bir programda Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’su üzerine oynanan oyunları anlatmaktadır. İşte BTP açıklamasına göre “Güneydoğu Anadolu üzerinde oynanan oyunlar Musevi–Haçlı ittifakının bir sonucudur” açıklamasında bulunan Genel Başkan Prof. Dr. Haydar Baş’ın 11 yıl öncesinden bugüne ışık tutan sözleri: “Şimdi siz eğer orada bir tek adamın işidir diye bunu kabul ediyorsanız, o gücün arkasındaki gücü görmüyorsunuz, af edersiniz bunun adına körlük denir. Arkada öyle güçler var ki, kimsenin şimdi sayamadığını–saymadığını ben sayayım bu suç değil. Başta İsrail var, Amerika var, İngiltere, Almanya ve Fransa var. Şu anda gündem edilen –ki en azı odur– İtalya var. Topyekûn Avrupa var. Ne ittifakı var burada? İsrail’le birleştirirseniz Musevi–Haçlı ittifakı var. Ne üzerinde Güneydoğu Anadolu üzerinde.”
Referandum talep edecekler
BTP açıklamasına göre 1998 yılında, “Türk Silahlı Kuvvetleri sadece üç–beş eşkıyayla mücadele etmiyor, asıl bu eşkıyaları besleyen güçlerle mücadele ediyor” diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, o günlerde daha yeni yeni peydahlanan Irak’ın Kuzeyindeki Barzani yönetimindeki Peşmerge devletine de şöyle dikkat çekmişti: “Apo’dan çok daha tehlikeli bu manada orada kurulan devlettir. Neden? Şimdi orada devlet olarak kimliğine kavuşan bir güç Suriye’den, İran’dan –zaten Irak’ta kurulmuş– ve de Türkiye’den bazı talepler gelirse, mesela– ki şu ana kadar olayları bu noktaya taşıyanlar bu söyleyeceğimi niçin gündem etmesinler?– referandum talebinde bulunursalar ve hukuk diliyle de bunu izah etmeye çalışırlarsa öp başına geleni. Ne yapacaksın onu söyle bana? O halde şu anda Türkiye’nin asıl meselesi kurulmakta olan bu federasyonun üzerine gidip kesinlikle bunu lağvetmesidir. Efendim ne olacak yani orada devlet kursa bu arkadaşlar nereden çıkacaklar ki, hangi kapıdan çıkacaklar? Türkiye’den çıkacaklar ben bunu sana söyleyeyim.”
Amaç Türkiye’yi güçten düşürmek
BTP Genel Merkezinin açıklamasında 1998 yılında yaptığı bir başka açıklamada “Körfezde görünen amaç petrolse de görünmeyen amaç Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu azameti azaltmak, gözden düşürmektir” diye konuşan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Birinci Körfez Savaşı, Irak’ın kuzeyinde fiili devlet kurulmasını sağlamıştır. İkinci harekâtın amacı buna hukuki statü kazandırmaktır, Bu da Türkiye’nin bütünlüğünü daha da zorlayacaktır” diye uyarmıştı.
‘Ateş Türkiye’yi saracak’ diye uyarmıştı
Yıllar öncesinden bulunduğu uyarılar dikkate alınsaydı Türkiye bugün yaşadığı sorunların birçoğunu unutmuş olacakğı dile getirilen BTP açıklamasında, “ABD’nin BOP projesine ortaklık yapan hükümet ve AB ci, ABD’ci çevreler Irak’ın işgaliyle demokrasi ve barış geleceğini söylüyorlardı. Prof. Dr. Haydar Baş ise “Oyun Türkiye’yedir, işgal bölgeyi daha da karıştıracak, kuzey Irak’a Kürdistan kurulacak, ateş Türkiye’yi saracak” diyordu. Türkiye bu oyunun bir parçası olamaz bu Türkiye’nin boynuna tasma geçirmektir buna müsaade edilemez dedi. Kürdistan’a geçit verecek her hareket bölgede ikinci bir İsrail’in tesisi anlamına gelir. Prof. Dr. Haydar Baş, 1998’de bunu ifade ederken Türkiye’yi yönetenler İsrail’le gizli açık anlaşmalar imzalıyordu” denildi. TUNALIM...
26 Ağustos 2009 Çarşamba
21 Ağustos 2009 Cuma
PROF. HAYDAR BAŞ VE MİLLİ EKONOMİ MODELİ
Bizim gibi millilikte iddialı olanlar bile popüler ya da yapay dalgaların etkisinde kalabiliyor.
İtiraf ediyorum Küresel Sistemin taşeronu ya da Truva atı Kemal Derviş’i tanıyor ve beraber yemek yemişliğim var da Prof. Haydar Baş Bey’i bir kez olsun görmüş ve de konuşmuşluğum yoktur.
Eflatun ve Gazali
Hayır bu tutumumda kasıt yok lakin yabancılaşma artık hücrelerimize kadar nüfuz etmiş durumda!
Bize Platon ya da Eflatun’u öğrettiler de, Gazali’yi ya da Rabbani’yi belletmediler.
Onun içindir ki bu ülke kamuoyu, küresel sistemin avantürleri olan Televoleci iktisatçıları omuzlarda taşırken, Milli bir model sunan Prof. Dr. Haydar Baş’ı merak dahi etmemiştir.
Tanzimat’tan beri aşağılık kompleksiyle debelenen güdümlü hükümran zihniyet, kökleri ve teklifleri milli olana peşin hükümle uzak durmuş ve dahası onu önyargı ile mahkûm etmiştir.
Laf aramızda biz de bu olumsuz etkileşim açığımızı kapatmak için birkaç gündür Prof. Baş’ın kitaplarını okuyoruz.
Milli Ekonomi Modeli adlı eserini yeni bitirdik.
Siyasal’da Makro, Mikro ve Uluslararası ekonomiyi okumuş biri olarak açıklıkla söylemeliyim ki Prof. Baş Hoca’nın kitabı fevkalade ilmi ve iddialı.
En önemlisi ütopik değil, gerçekçi.
İktisat Matematiği
İktisat matematiği kavramını bilime dönüştürmüş!
Gelirin adil bölüşümünden, istihdam sorununa çareye ve sürekli büyümeye kadar somut tez ve teklifler var Milli Ekonomi Modeli’nde…
Kitap mübalağasız yeni sömürgecilik anlayışına başkaldırı ya da küresel sisteme meydan okuyan bir kimlikte.
Sadece kapitalizmi değil, buyurgan ya da dayatmacı ekonomik yaklaşımları da reddediyor.
Devlet olgusuna saygı duyuyor ama devletin kaba değil, baba olmasının gereğine dikkat çekiyor.
Ekonominin manifestosunu tüketim ve talep yaratmaya endeksleyerek bazılarının yaptığı gibi hayali önermelerde bulunmayıp somut ve pragmatik çözümler teklif ediyor.
Milli Ekonomiye bağlı kalınarak sosyal devlet projesini de beraberinde sunuyor.
Doğrusu bu ya kitabı okuyunca neden olmasın deyip insanın umudu yeşeriyor.
Prof. Haydar Baş, sosyal proje bağlamında sağlam aile olgusuna da müthiş değer veriyor.
Dinci mi?
Dahası, bulunduğumuz coğrafya itibarı ile güçlü devlet ve ordunun olmazsa olmazlığına dikkat çekiyor.
İtiraf edeyim bu kitabı bugüne kadar okumadığım için kendime bayağı bir kızdım.
Tam bu noktada bir parantez açıp Prof. Haydar Baş ile ilgili spekülasyonlar noktasında bir kaç şey söylemek istiyorum…
Diyorlar ki Haydar Bey dincidir.
Ankara’da büromda bizi ziyarete gelip saatlerce konuştuğum ve pek çok şeyi sorduğum arkadaşlarının verdiği görüntü dinci olmalarından ziyade samimi Müslüman olmaları şeklindeydi.
Bazıları gibi İslam’ı asla siyasallaştırmıyorlar.
Evet, inançlılar ama din’i asla araç gibi görmüyorlar.
En önemlisi emperyalizmin kucağında değiller.
Ne Vatikan’ın, ne AB’nin, ne de Arap vehhabisinin örtülü ödeneğiyle finanse edilmiyorlar!
Derin devletin adamı mı?
Bazılarınızın Prof. Baş için Türk derin devletinin tuttuğu adam dediğini duyar gibiyim ama emin olun öyle de değil.
Birincisi bu ülkede maalesef Müslümanların gerçeği ve görevlisini ayırt edecek şekilde milli ve şuurlu bir derin yapı asla yok, ikincisi ise o yakıştırmada kast edilen eğer Türk Silahlı Kuvvetleri ise o bakış da gerçeği yansıtmıyor.
Nereden mi biliyorum?
Prof. Haydar Baş Bey’in çıkardığı Yeni Mesaj Gazetesi Genelkurmaya akredite değil de ondan.
Evet, yanlış okumadınız. Prof. Baş’ın gazetesi TSK’nın rezervliler listesinde, bunu bizatihi Haydar Bey’in arkadaşlarından öğrendim.
Görüyorsunuz Prof. Baş ve arkadaşları tıpkı ülkücüler misali bu ülkede halkın vicdanının dışında hiç ama hiçbir yerden destek almıyorlar.
Ekonomist ve mütefekkir!
AKP ve Tayyip Erdoğan’ın isim zikrederek hedefe oturttuğu Prof. Baş ve arkadaşları AKP karşıtlarınca izlenmeye alınmalı ve dahası sahiplenmelidir.
AKP’nin panzehiri olan milli-muhafazakâr gurupların desteklenmesi Türkiye’nin geleceği için hayat-memat gibidir.
Keza Merkez sağ’da Prof. Baş’ı kucaklamalı ve bu şekilde imajındaki gedikleri tamir ederek muhafazakârlık açığını kapatmalıdır.
Haydar Bey benim hükmüme göre klasik bir din adamı değil milli bir ekonomist ve mütefekkir görüntüsünde... Öyle olduğu içindir ki Prof. Baş Türkiye’de kabul görmese de pek çok ülkede baş tacı ediliyor ve kitapları konferanslara konu oluyor…
Sabahattin ÖNKİBAR, Yeniçağ Gazetesi
sonkibar@gmail.com
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=9400
İtiraf ediyorum Küresel Sistemin taşeronu ya da Truva atı Kemal Derviş’i tanıyor ve beraber yemek yemişliğim var da Prof. Haydar Baş Bey’i bir kez olsun görmüş ve de konuşmuşluğum yoktur.
Eflatun ve Gazali
Hayır bu tutumumda kasıt yok lakin yabancılaşma artık hücrelerimize kadar nüfuz etmiş durumda!
Bize Platon ya da Eflatun’u öğrettiler de, Gazali’yi ya da Rabbani’yi belletmediler.
Onun içindir ki bu ülke kamuoyu, küresel sistemin avantürleri olan Televoleci iktisatçıları omuzlarda taşırken, Milli bir model sunan Prof. Dr. Haydar Baş’ı merak dahi etmemiştir.
Tanzimat’tan beri aşağılık kompleksiyle debelenen güdümlü hükümran zihniyet, kökleri ve teklifleri milli olana peşin hükümle uzak durmuş ve dahası onu önyargı ile mahkûm etmiştir.
Laf aramızda biz de bu olumsuz etkileşim açığımızı kapatmak için birkaç gündür Prof. Baş’ın kitaplarını okuyoruz.
Milli Ekonomi Modeli adlı eserini yeni bitirdik.
Siyasal’da Makro, Mikro ve Uluslararası ekonomiyi okumuş biri olarak açıklıkla söylemeliyim ki Prof. Baş Hoca’nın kitabı fevkalade ilmi ve iddialı.
En önemlisi ütopik değil, gerçekçi.
İktisat Matematiği
İktisat matematiği kavramını bilime dönüştürmüş!
Gelirin adil bölüşümünden, istihdam sorununa çareye ve sürekli büyümeye kadar somut tez ve teklifler var Milli Ekonomi Modeli’nde…
Kitap mübalağasız yeni sömürgecilik anlayışına başkaldırı ya da küresel sisteme meydan okuyan bir kimlikte.
Sadece kapitalizmi değil, buyurgan ya da dayatmacı ekonomik yaklaşımları da reddediyor.
Devlet olgusuna saygı duyuyor ama devletin kaba değil, baba olmasının gereğine dikkat çekiyor.
Ekonominin manifestosunu tüketim ve talep yaratmaya endeksleyerek bazılarının yaptığı gibi hayali önermelerde bulunmayıp somut ve pragmatik çözümler teklif ediyor.
Milli Ekonomiye bağlı kalınarak sosyal devlet projesini de beraberinde sunuyor.
Doğrusu bu ya kitabı okuyunca neden olmasın deyip insanın umudu yeşeriyor.
Prof. Haydar Baş, sosyal proje bağlamında sağlam aile olgusuna da müthiş değer veriyor.
Dinci mi?
Dahası, bulunduğumuz coğrafya itibarı ile güçlü devlet ve ordunun olmazsa olmazlığına dikkat çekiyor.
İtiraf edeyim bu kitabı bugüne kadar okumadığım için kendime bayağı bir kızdım.
Tam bu noktada bir parantez açıp Prof. Haydar Baş ile ilgili spekülasyonlar noktasında bir kaç şey söylemek istiyorum…
Diyorlar ki Haydar Bey dincidir.
Ankara’da büromda bizi ziyarete gelip saatlerce konuştuğum ve pek çok şeyi sorduğum arkadaşlarının verdiği görüntü dinci olmalarından ziyade samimi Müslüman olmaları şeklindeydi.
Bazıları gibi İslam’ı asla siyasallaştırmıyorlar.
Evet, inançlılar ama din’i asla araç gibi görmüyorlar.
En önemlisi emperyalizmin kucağında değiller.
Ne Vatikan’ın, ne AB’nin, ne de Arap vehhabisinin örtülü ödeneğiyle finanse edilmiyorlar!
Derin devletin adamı mı?
Bazılarınızın Prof. Baş için Türk derin devletinin tuttuğu adam dediğini duyar gibiyim ama emin olun öyle de değil.
Birincisi bu ülkede maalesef Müslümanların gerçeği ve görevlisini ayırt edecek şekilde milli ve şuurlu bir derin yapı asla yok, ikincisi ise o yakıştırmada kast edilen eğer Türk Silahlı Kuvvetleri ise o bakış da gerçeği yansıtmıyor.
Nereden mi biliyorum?
Prof. Haydar Baş Bey’in çıkardığı Yeni Mesaj Gazetesi Genelkurmaya akredite değil de ondan.
Evet, yanlış okumadınız. Prof. Baş’ın gazetesi TSK’nın rezervliler listesinde, bunu bizatihi Haydar Bey’in arkadaşlarından öğrendim.
Görüyorsunuz Prof. Baş ve arkadaşları tıpkı ülkücüler misali bu ülkede halkın vicdanının dışında hiç ama hiçbir yerden destek almıyorlar.
Ekonomist ve mütefekkir!
AKP ve Tayyip Erdoğan’ın isim zikrederek hedefe oturttuğu Prof. Baş ve arkadaşları AKP karşıtlarınca izlenmeye alınmalı ve dahası sahiplenmelidir.
AKP’nin panzehiri olan milli-muhafazakâr gurupların desteklenmesi Türkiye’nin geleceği için hayat-memat gibidir.
Keza Merkez sağ’da Prof. Baş’ı kucaklamalı ve bu şekilde imajındaki gedikleri tamir ederek muhafazakârlık açığını kapatmalıdır.
Haydar Bey benim hükmüme göre klasik bir din adamı değil milli bir ekonomist ve mütefekkir görüntüsünde... Öyle olduğu içindir ki Prof. Baş Türkiye’de kabul görmese de pek çok ülkede baş tacı ediliyor ve kitapları konferanslara konu oluyor…
Sabahattin ÖNKİBAR, Yeniçağ Gazetesi
sonkibar@gmail.com
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=9400
09 Ağustos 2009 Pazar
Taviz Konusunda Mükemmel! Bir Uyum Var
Mevcut iktidarın AB ve ABD’nin talepleri doğrultusunda taviz sürecini hızlandırdığı günümüzde muhalefetin etkisiz halde olması da dikkat çekici...
Adeta iktidar bu süreçte ortaya konulan cılız muhalefetten cesaret alıyor, güç alıyor.
Bazen de muhalefet iktidara, tabiri caizse yüzde yüz gole çevirebileceği pasları atmayı da ihmal etmiyor.
Danışıklı dövüş meselesi...
Meclis içi muhalefette bütün parti liderleri göstermelik bir iki tiyatro dışında tamamen iktidarın dümen suyunda gidiyorlar.
İster istemez bu da demokratik yapımızı zedeliyor.
Maalesef milletimizin bölünmeye karşı olan büyük kesiminin milli talepleri mecliste temsil edilmiyor.
Milletvekili koltuğuna oturuncaya kadar milletin sırtını sıvazlayan siyasiler seçim sonrası adeta milletin gözünü boyadıkları maskelerini çıkartıyorlar ve hepsi global güçlerin taleplerine ram oluyorlar.
Seçim öncesi milli ve ulusal bir görünüm arzedenler seçim sonrası küresel davranmaya başlıyorlar.
Kıbrıs’ta Rumların istediği şekliyle sona doğru yaklaşıyoruz.
Ermenistan’la ilişkilerimiz Ermenilerin istediği şekliyle şekilleniyor.
Barzani’yle ilişkilerimiz Barzani’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde normalleşiyor!
Onbinlerce şehidimize rağmen, PKK’lı teröristlere sözde “Kürt açılımı” ile maalesef şefkat kollarımızı açıyoruz.
AB’nin “çiftçi sayısını aşağıya çekin” talimatı doğrultusunda tarıma her türlü darbeyi indiriyoruz.
Uluslararası tahkime imza atan bir ülke olarak yerli diyebileceğimiz şirketler katakullilerle bir bir yabancılara devrediliyor.
Yine AB ve ABD talimatlarıyla devlet ve asker yıpratılmaya devam ediliyor.
Misyonerler daha fazla cirit atıyor. Artık yabancılar değil yerli olanları aramızda yoğun bir şekilde dolaşıyor.
“Vatan, millet...” diyenler aşağılanıyor, bölünelim diyenler baş tacı ediliyor.
Bölünmenin her türlüsü revaçta...
Camiler başta olmak üzere bize ait olan tarihi eserler dökülüyor, Bizans’a ait olanlar ise restore ediliyor.
Bu topraklarda, bu vatanın asıl sahiplerinin bu kadar garip kaldığı böyle bir dönem hiçbir zaman yaşanmadı.
Ama muhalefet hala çelik çomak oynamaya devam ediyor.
Muhalefet iktidarın emin adımlarla yürüdüğü taviz sürecinde “görünüşte muhalefet”ini yapmaya devam ediyor.
Bu gidişat hiç de iyi değil beyler!
İktidarıyla ve muhalefetiyle uçuruma kürek çeken bir ülkenin varacağı nokta pek hayırlı değildir.
“Gerçek çözüm”ü meclise sokmadığımız müddetçe bizi gerçekten temsil edecek bir irade bulamayız.
Unutmayalım, bu kadar tavizden eğer gerçekten rahatsız oluyorsak, sandık başına gittiğimizde bu taviz tablosunu oluşturanların iş başına getirilmesinde de aynı rahatsızlığı duyalım.
Yoksa son pişmanlık fayda vermez.
M.Çabas.TUNALIM...
Adeta iktidar bu süreçte ortaya konulan cılız muhalefetten cesaret alıyor, güç alıyor.
Bazen de muhalefet iktidara, tabiri caizse yüzde yüz gole çevirebileceği pasları atmayı da ihmal etmiyor.
Danışıklı dövüş meselesi...
Meclis içi muhalefette bütün parti liderleri göstermelik bir iki tiyatro dışında tamamen iktidarın dümen suyunda gidiyorlar.
İster istemez bu da demokratik yapımızı zedeliyor.
Maalesef milletimizin bölünmeye karşı olan büyük kesiminin milli talepleri mecliste temsil edilmiyor.
Milletvekili koltuğuna oturuncaya kadar milletin sırtını sıvazlayan siyasiler seçim sonrası adeta milletin gözünü boyadıkları maskelerini çıkartıyorlar ve hepsi global güçlerin taleplerine ram oluyorlar.
Seçim öncesi milli ve ulusal bir görünüm arzedenler seçim sonrası küresel davranmaya başlıyorlar.
Kıbrıs’ta Rumların istediği şekliyle sona doğru yaklaşıyoruz.
Ermenistan’la ilişkilerimiz Ermenilerin istediği şekliyle şekilleniyor.
Barzani’yle ilişkilerimiz Barzani’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde normalleşiyor!
Onbinlerce şehidimize rağmen, PKK’lı teröristlere sözde “Kürt açılımı” ile maalesef şefkat kollarımızı açıyoruz.
AB’nin “çiftçi sayısını aşağıya çekin” talimatı doğrultusunda tarıma her türlü darbeyi indiriyoruz.
Uluslararası tahkime imza atan bir ülke olarak yerli diyebileceğimiz şirketler katakullilerle bir bir yabancılara devrediliyor.
Yine AB ve ABD talimatlarıyla devlet ve asker yıpratılmaya devam ediliyor.
Misyonerler daha fazla cirit atıyor. Artık yabancılar değil yerli olanları aramızda yoğun bir şekilde dolaşıyor.
“Vatan, millet...” diyenler aşağılanıyor, bölünelim diyenler baş tacı ediliyor.
Bölünmenin her türlüsü revaçta...
Camiler başta olmak üzere bize ait olan tarihi eserler dökülüyor, Bizans’a ait olanlar ise restore ediliyor.
Bu topraklarda, bu vatanın asıl sahiplerinin bu kadar garip kaldığı böyle bir dönem hiçbir zaman yaşanmadı.
Ama muhalefet hala çelik çomak oynamaya devam ediyor.
Muhalefet iktidarın emin adımlarla yürüdüğü taviz sürecinde “görünüşte muhalefet”ini yapmaya devam ediyor.
Bu gidişat hiç de iyi değil beyler!
İktidarıyla ve muhalefetiyle uçuruma kürek çeken bir ülkenin varacağı nokta pek hayırlı değildir.
“Gerçek çözüm”ü meclise sokmadığımız müddetçe bizi gerçekten temsil edecek bir irade bulamayız.
Unutmayalım, bu kadar tavizden eğer gerçekten rahatsız oluyorsak, sandık başına gittiğimizde bu taviz tablosunu oluşturanların iş başına getirilmesinde de aynı rahatsızlığı duyalım.
Yoksa son pişmanlık fayda vermez.
M.Çabas.TUNALIM...
07 Ağustos 2009 Cuma
KÜRT AÇİLİMİ,PARÇALANMANIN HABERCİSİ...
PİRİZADE BEKİR’DEN ÖCALAN'A 88 YILLIK İHANET
Bugün AB ve ABD’nin tezgahıyla sözde Kürt açılımı pazarlayanların ağaları da emperyalist İngilizlerle iş tutmuştu
Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesini baltalamayı amaçlayan bölücü hainler isyanlar çıkarıp özerklik istediler
Sözde ‘sorun’ İngiltere yapımı!
KURTULUŞ Savaşı sırasında fırsatı kaçırmak istemeyen İngiltere’nin organize ettiği sözde Kürt sorunu, Batı’nın dayatmalarıyla bir kez daha ‘talep açıklama’ noktasına getirilmek isteniyor. Türk’ü zayıflatmak için her zaman her yolu deneyen Batı ile işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor.
Türk milletini sırtından hançerledi
EMELLERİ için, Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir’i kullanan İngilizlerin planını, dönemin ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor.
Fransızlar bir an bile duraksamaz
RAPORUNDA, Kürdistan’ı ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlara dikkat çeken Bristol, “Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” ifadesini kullanıyor. Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor.
Batı, ateşli her işte maşa kullanır!
FRANSIZ Askeri İstihbaratı’nın 1992 tarihli raporunda “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır” denilerek İngiliz ajanları açıklanıyor. Aradan geçen sürede senaryo hiç değişmiyor; Batılı ülkelerin rol paylaşımında küçük oynamalar oluyor, kullanılan kuklaların ise sadece adı değişiyor
İşte bölücü Bekir’in talepleri 1921
1 Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2 Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3 Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4 Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5 Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6 Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İşte bölücü Apo’nun talepleri 2009
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
İhanet cephesinde değişen bir şey yok
Kurtuluş Savaşı’nı fırsat bilen İngilizler karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak için bölgeye ajanlar gönderdi. O dönemde bölücülerin baş aktörlüğünü Pirizade Bekir üstlenmişti
Haber: Salim YAVAŞOĞLU
Türkiye’nin parçalanması için mücadele veren dış güçler tarih boyunca Kürt sorunu adı altında ülkemizin karıştırılması için elinden gelen herşeyi yaptı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında dahi bu ayak oyunları sürdü. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin nasıl bir oyun tezgahladığı raporlara yansıdı. Dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, hazırladığı bir raporu 20 Şubat 1922’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na sundu. Raporda İngilizlerin desteklediği Pirizade Bekir’in nasıl bir hainlik içinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Fransız Askeri İstihbaratı da, daha önce bir rapor hazırlamış ve bu konuda şu bilgileri vermiştir:
Ayaklandırma çabası
“Dünya savası sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezak Bedirhan kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25 bin süvari vermeyi önermiştir. Çarın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birdenbire ölmüştür. Versailles Anlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili Kürt Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. İngilizler, Kürtlerin hoşnutsuzluğundan yararlanarak, karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir.”
Türk milletini sırtından hançerledi
Daha sonra ayaklanmaların başladığını kaydeden Fransız raporu şöyle devam ediyor: “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Başlangıçtaki ayaklanma güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha güçlü olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa bütün yaz boyunca, Kürtlerin eylemleri, önlemlere rağmen ayaklanmaya katılanların sayısının artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. Mardin bölgesindeki asilere Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir komutanlık yapmıştır.”
Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalizme karşı bağımsızlık savaş verirken, etrafına topladığı bölücü güruhuyla Türk milletini sırtından hançerleyen Pirizade Bekir, Haziran 1921 tarihi itibarıyla Kürt sorunun (!) çözümü için Ankara’dan şu taleplerde bulunmuştu:
1- Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2- Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3- Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4- Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5- Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6- Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İŞTE O RAPOR
İstanbul
20 Şubat 1922
Sayın Dışişleri Bakanı
Washington
“Bakanlığın bilgisi için Askeri Ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın, ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir, Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır, Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.
Saygılarımla
Tuğamiral, ABD Deniz Kuvvetleri
ABD Yüksek Komiseri
Mark. L. Bristol
Bebek katilinden sözde çözüm!
DTP’nin organize ettiği sözde açılım adı altında bir toplantı yapıldı. Çalıştay bildirisini eski DEP Milletvekili Hatip Dicle okudu. Dicle , Güneydoğu Anadolu’dan Kürt coğrafyası diye söz ettiği açıklamasında, PKK terör örgütünün barışa katkı vermesini istediklerini söyledi. Dicle, PKK’nın ve terörist başının muhatap alınmasını istedi. Hatip Dicle, Türkülüğü hedef aldığı konuşmasında, “Kültürel hakların anayasada güvence altına alınmalı ve anayasadaki ayrımcılığa dair tüm düzenlemeler derhal kaldırılmalıdır” diye konuştu. Daha sonra bu çalıştay raporu daha sonra terörist başına gönderildi. Öcalan’ın bu konudaki sözde çözüm paketenin Türk askerlerinin şehit edildiği Şemdinli baskının ylıdönümü olan 15 Ağustos’ta açıklanacak. Teröristbaşının açıklayacağı pakette şunların yer alacağı belirtiliyor:
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
Amaçları petrol kuyularının üzerine oturmak
Tarih boyunca Türkiye’yi parçalamak için mücadele veren dış güçler, bölgedeki petrol kaynaklarına ulaşmak için çalışıyorlar. Bunun için Türkiye’yi parçalama hesapları yapan ABD ve Avrupa ülkeleri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurtarak buradaki petrol kuyularının üzerine oturmak istiyor. Çabaların ilk meyvesi de alınmaya başladı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dün Irak ziyareti kapsamında Erbil’de peşmerge reisi Mesud Barzani ile görüştü. Gates’in, sözde bölgesel yönetim ile merkezi hükümet arasında, ileride çatışmaya dönüşebilecek toprak, petrol ve güç paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkları çözmeyi hedeflediği bildirildi. Önceki gün Irak Başbakanı Nuri El Maliki, içişleri ve savunma bakanları ile görüşen Gates, Amerikalı işgalci askerlerin kentlerden çekilme işleminin iyi gittiğini söylemiş, “sınır ve petrol konularındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak istediklerini” belirtmişti.
-------TÜRKİYE'Yİ BÖLÜYORLAR,GÖRMÜYORMUSUN?
TUNALIM...
Bugün AB ve ABD’nin tezgahıyla sözde Kürt açılımı pazarlayanların ağaları da emperyalist İngilizlerle iş tutmuştu
Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesini baltalamayı amaçlayan bölücü hainler isyanlar çıkarıp özerklik istediler
Sözde ‘sorun’ İngiltere yapımı!
KURTULUŞ Savaşı sırasında fırsatı kaçırmak istemeyen İngiltere’nin organize ettiği sözde Kürt sorunu, Batı’nın dayatmalarıyla bir kez daha ‘talep açıklama’ noktasına getirilmek isteniyor. Türk’ü zayıflatmak için her zaman her yolu deneyen Batı ile işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor.
Türk milletini sırtından hançerledi
EMELLERİ için, Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir’i kullanan İngilizlerin planını, dönemin ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor.
Fransızlar bir an bile duraksamaz
RAPORUNDA, Kürdistan’ı ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlara dikkat çeken Bristol, “Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” ifadesini kullanıyor. Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor.
Batı, ateşli her işte maşa kullanır!
FRANSIZ Askeri İstihbaratı’nın 1992 tarihli raporunda “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır” denilerek İngiliz ajanları açıklanıyor. Aradan geçen sürede senaryo hiç değişmiyor; Batılı ülkelerin rol paylaşımında küçük oynamalar oluyor, kullanılan kuklaların ise sadece adı değişiyor
İşte bölücü Bekir’in talepleri 1921
1 Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2 Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3 Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4 Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5 Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6 Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İşte bölücü Apo’nun talepleri 2009
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
İhanet cephesinde değişen bir şey yok
Kurtuluş Savaşı’nı fırsat bilen İngilizler karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak için bölgeye ajanlar gönderdi. O dönemde bölücülerin baş aktörlüğünü Pirizade Bekir üstlenmişti
Haber: Salim YAVAŞOĞLU
Türkiye’nin parçalanması için mücadele veren dış güçler tarih boyunca Kürt sorunu adı altında ülkemizin karıştırılması için elinden gelen herşeyi yaptı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında dahi bu ayak oyunları sürdü. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin nasıl bir oyun tezgahladığı raporlara yansıdı. Dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, hazırladığı bir raporu 20 Şubat 1922’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na sundu. Raporda İngilizlerin desteklediği Pirizade Bekir’in nasıl bir hainlik içinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Fransız Askeri İstihbaratı da, daha önce bir rapor hazırlamış ve bu konuda şu bilgileri vermiştir:
Ayaklandırma çabası
“Dünya savası sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezak Bedirhan kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25 bin süvari vermeyi önermiştir. Çarın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birdenbire ölmüştür. Versailles Anlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili Kürt Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. İngilizler, Kürtlerin hoşnutsuzluğundan yararlanarak, karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir.”
Türk milletini sırtından hançerledi
Daha sonra ayaklanmaların başladığını kaydeden Fransız raporu şöyle devam ediyor: “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Başlangıçtaki ayaklanma güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha güçlü olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa bütün yaz boyunca, Kürtlerin eylemleri, önlemlere rağmen ayaklanmaya katılanların sayısının artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. Mardin bölgesindeki asilere Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir komutanlık yapmıştır.”
Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalizme karşı bağımsızlık savaş verirken, etrafına topladığı bölücü güruhuyla Türk milletini sırtından hançerleyen Pirizade Bekir, Haziran 1921 tarihi itibarıyla Kürt sorunun (!) çözümü için Ankara’dan şu taleplerde bulunmuştu:
1- Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2- Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3- Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4- Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5- Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6- Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İŞTE O RAPOR
İstanbul
20 Şubat 1922
Sayın Dışişleri Bakanı
Washington
“Bakanlığın bilgisi için Askeri Ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın, ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir, Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır, Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.
Saygılarımla
Tuğamiral, ABD Deniz Kuvvetleri
ABD Yüksek Komiseri
Mark. L. Bristol
Bebek katilinden sözde çözüm!
DTP’nin organize ettiği sözde açılım adı altında bir toplantı yapıldı. Çalıştay bildirisini eski DEP Milletvekili Hatip Dicle okudu. Dicle , Güneydoğu Anadolu’dan Kürt coğrafyası diye söz ettiği açıklamasında, PKK terör örgütünün barışa katkı vermesini istediklerini söyledi. Dicle, PKK’nın ve terörist başının muhatap alınmasını istedi. Hatip Dicle, Türkülüğü hedef aldığı konuşmasında, “Kültürel hakların anayasada güvence altına alınmalı ve anayasadaki ayrımcılığa dair tüm düzenlemeler derhal kaldırılmalıdır” diye konuştu. Daha sonra bu çalıştay raporu daha sonra terörist başına gönderildi. Öcalan’ın bu konudaki sözde çözüm paketenin Türk askerlerinin şehit edildiği Şemdinli baskının ylıdönümü olan 15 Ağustos’ta açıklanacak. Teröristbaşının açıklayacağı pakette şunların yer alacağı belirtiliyor:
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
Amaçları petrol kuyularının üzerine oturmak
Tarih boyunca Türkiye’yi parçalamak için mücadele veren dış güçler, bölgedeki petrol kaynaklarına ulaşmak için çalışıyorlar. Bunun için Türkiye’yi parçalama hesapları yapan ABD ve Avrupa ülkeleri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurtarak buradaki petrol kuyularının üzerine oturmak istiyor. Çabaların ilk meyvesi de alınmaya başladı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dün Irak ziyareti kapsamında Erbil’de peşmerge reisi Mesud Barzani ile görüştü. Gates’in, sözde bölgesel yönetim ile merkezi hükümet arasında, ileride çatışmaya dönüşebilecek toprak, petrol ve güç paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkları çözmeyi hedeflediği bildirildi. Önceki gün Irak Başbakanı Nuri El Maliki, içişleri ve savunma bakanları ile görüşen Gates, Amerikalı işgalci askerlerin kentlerden çekilme işleminin iyi gittiğini söylemiş, “sınır ve petrol konularındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak istediklerini” belirtmişti.
-------TÜRKİYE'Yİ BÖLÜYORLAR,GÖRMÜYORMUSUN?
TUNALIM...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

