ABD Başkanı Obama’nın 1915 Tehciri ile ilgili yaptığı konuşmayı herkes bir köşesinden alıp yorumluyor. “Amerikancı kesim”, Obama’nın “soykırım” kelimesini kullanmadığını söyleyerek “başkancıklarına” toz kondurmama misyonlarını devam ettiriyorlar.
Oysa Obama’nın konuşması baştan aşağı Türk ve Türkiye düşmanlığı kokuyor.Bugüne kadar Türk tarihi ile ilgili yapılmış en aşağılayıcı konuşma.
Bakın neler diyor:
“Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz. Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi “ Meds Yeghern” bizim anılarımızda yaşamalı…1915 korkunç olayları, insanoğlunun kendi türüne insani olmayan tutumunun karanlık olasılığını hatırlatıyor…Ermeniler, son 94 yılda dinamizm, dayanıklılık ve yetenekleri sayesinde , kendilerini yok etmeye çalışanlara direndiler.”
Obama’nın kullandığı Meds Yeghern kelimesi Ermenice soykırımı anlatmak için kullanılıyor ve “büyük felaket” anlamına geliyor.
Obama’ya göre Türkler “katliam yapan, korkunç olaylar tezgahlayan, insanoğlunun kendi türüne yapacağı en büyük vahşeti yapan, Ermenileri yok etmeye çalışan, büyük felaketin yani soykırımın müsebbibi olan” bir millet!
Obama’ya göre biz buyuz.
Katliamcı, soykırımcı, katil, insanlık dışı bir milletiz.
Obama’yı “büyük başkan!” “helal sana!” diye sömürge ülkesi medyasını andıran manşetlerle karşılayan medya, herhalde yüzlerine tüküren bu “muhteşem konuşmadan” büyük onur duymuşlardır.
Obama’nın ağzından çıkan her kelimeyi yüce bir buyruk olarak telakki eden siyasetçilerimiz de kendilerine “katil” diyen bir liderin çizdiği yol haritasına uygun bir şekilde Ermeni sınırını açmaya çalışıyorlar.
PKK’ya af çıkarmaya çabalıyorlar.
Ruhban Okulu’nu bir an önce açmayı planlıyorlar.
Afganistan mahşerine asker göndermeye hazırlanıyorlar.
Öyle ya “bize katil diyen Yüce Obama” böyle buyurdu!
Bu adam(!) Türkiye Büyük Meclisi’ne gelip yaptığı konuşma ile Türk dış politikasının ABD güdümünden asla çıkmamasını emredip giderken ona şapka çıkartanların “büyük şefe saygıda kusur etmeyenlerin” bugün ortaya çıkan tablo karşısında şikayete hiç hakları yoktur.
Prof .Dr. Haydar Baş “Obama Sevr’in maddelerini okudu, bizimkiler alkışladı” deyerek tarihi bir gerçeği ortaya koyarken onu duymazdan gelenler, şimdi Obama’nın önlerine koyduğu yol haritası ile üstelik “katilsiniz, soykırımcısınız” küfürlerini de alıp yüzlerine sürerek yollarına devam ediyorlar.
Üstelik bunlar arasında öyle pişkinler var ki “Obama, soykırımın İngilizcesi olan genocide kelimesini kullanmamış da Ermenice “Meds Yeghern” demiş, bu büyük bir adımmış!
Yahu be zırtoplar, adam size ha İngilizce sözmüş ha Ermenice ne fark eder!
Bu kadar aşağılık bir duruma nasıl düşebiliyorsunuz.
Kaldı ki Obama’nın konuşmasının şu veya bu şekilde olması benim açımdan hiç önemli değil. Çünkü ABD eyaletlerinin neredeyse tamamı soykırımı resmen tanıyan kararlar aldılar. Alaska, Arizona, Arkansas, Kaliforniya, Colorado, Florida, Georgia, Connectıcut, Daleware, Güney Karolina, Idaho,Illinois, Kansas, Kentucky, Kuzey Dakota, Kuzey Karolina, Lousiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hamphisire, New Jersey, New Mexico, New York, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pansilvanya, Rhode Island, Tennesesee, Utah, Washington, Vermont,Virjinya, Wisconsin eyaletlerinde 1915 olayları “soykırım” olarak kabul edilmiş durumda.
Yani Obama’nın konuşmasından kelimeleri cımbızla çekip kendilerini avutacak bir şeyler bulmaya çalışanlar, ABD’nin her tarafından yükselen “soykırımcı Türkler” seslerini duymazdan geliyorlar.
Obama’nın yaptığı ülkesinden gelen seslere tercüman olmaktan ibaret.
O ses de “Türklere katil” diye haykırıyor.
M.Bayraktar...TUNALIM...
(Obama said TÜRK'LERE KATİL) U.S. President 1915 Obama'nın the talk about Tehciri from a corner and everyone is interpreting. "American client segments," Obama'nın "genocide" by saying do not use the word "president" dust placed there are continuing mission.
However, the Turks and Turkey over Obama'nın speech hostility is related to Turkish history until the kokuyor.Bugüne most humiliating speech.
Look what he says:
"Every year, 1.5 million Armenians in the Ottoman Empire, the last day of the slaughter or death of an execution is not. Armenian people living in our hearts as "Meds Yeghern" we must live in our memories ... terrible events of 1915, humankind's own type of non-humanitarian attitude of the darkness is more likely to remember ... the Armenians in the last 94 years in the dynamism, strength and capabilities through their work to destroy those who have resisted. "
Armenian genocide that Obama'nın Meds Yeghern word used to describe and "major disaster" means.
According Obama'ya Turks' massacre of the terrible things up, the human race itself would be the largest type of violence that are trying to destroy the Armenians, the genocide of the major disaster müsebbip as "a nation!
We are by this Obama'ya.
Of massacres, of genocide, murder, inhumane we are a nation.
Obama'nın "big chair" "helal sana!" Colonial countries would meet with the media headlines, the media shades, probably spitting in the face of this great call "big were honored.
Every word out of mouth yüce Obama'nın as a command to telakki the politicians and their "killer" says a leader in a way appropriate to draw the road map is trying to open the Armenian border.
Are struggling to remove the amnesty to the PKK.
Are planned to open a moment before the Ruhban School.
Prepared to send troops to Afghanistan Armageddon.
So either "us supreme killer, Obama said" it said!
This man (!) Turkey came to the United Assembly and the speech of the Turkish foreign policy guidance from the United States never ordered not to leave him when they uncover "big chief in respect of defects not" today in the face of the resulting table to the complaint does not have any rights.
Prof. Dr. Haydar Baş "Sevres Obama's article was read, and applause was ours" The historical truth is put to heard from him, now Obama'nın put in front of the road map and even "You are killers, genocide" blasphemy also takes time to face the path is continued.
Moreover, there are between them so that worldly "Obama, English as genocide the Armenian genocide did not use the word" Meds Yeghern "said this was a big step!
Yahu be zırtoplar, man you ha ha Armenian English words what the difference was!
How can a situation falls so snotty.
Besides, in this way would be Obama'nın speech or of the following from my point of view it does not matter. Because nearly all U.S. states officially recognize the genocide that took decisions. Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Florida, Georgia, Connecticut, Daleware, South Carolina, Idaho, Illinois, Kansas, Kentucky, North Dakota, North Carolina, Lousiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana , Nebraska, Nevada, New Hamphisire, New Jersey, New Mexico, New York, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pansilvanya, Rhode Island, Tennesesee, Utah, Washington, Vermont, Virginia, Wisconsin state events in 1915 "genocide" has been adopted as a case.
So the words Obama'nın talk out their cımbızla trying to find something to cheer for the U.S. rising from all sides "the Turks of genocide," heard voices come.
Sounds coming from the country as Obama'nın consists of an interpreter.
His voice in the "killer of the Turks," he is screaming.
M. Bayraktar ... TUNALIM...
28 Nisan 2009 Salı
20 Nisan 2009 Pazartesi
Devletlerin bağımsızlıklarının ön şartı ekonomik bağımsızlıktır
Devletlerin iktisadi olarak kendi ayakları üzerine durmadan siyasi sahada tam bağımsız olmaları mümkün değildir.
Sınırların önemini yitirdiği günümüzde, küresel manevralarla dünyaya hâkim olan güçlerin ekonomide Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ilk empoze ettikleri görüş, “ulus devlet anlayışının gereksizliği”dir. Uluslararası şirketlerin, IMF ve Dünya Bankası vasıtasıyla ülkelerin bütçelerine yön verdiği, kaynaklarını ve her türlü gelirlerini ele geçirdiği bir dönemde yaşıyoruz.
Dev global firmalar oluşturuldu
Global firmaların ciroları hatırı sayılır büyüklükteki devletlerin GSMH’sından daha fazla bir noktaya gelmiştir. 1994 yılında en büyük 5 global firmanın satış hasılatı 871 milyar dolar iken, aynı yıl tüm az gelişmiş ülkelerin GSYİH 77 milyar dolar düzeyinde idi. En büyük finans şirketlerinin mal varlıkları artık trilyon dolarlarla ölçülmektedir. Mızuho financial group 1128.2 milyar dolar, Citigroup 1 097.2 milyar dolar düzeyinde mal varlığına sahiptir.
Gelirlerimiz borçlarımızın faizini dahi karşılayamamaktadır
Küresel oyunlar sonucunda Türk ekonomisinin sürüklendiği noktada, artık ülkemizin vergi gelirlerinin tamamı, iç ve dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz durumdadır. Türkiye, “yüksek faiz–döviz–borç” kısır döngüsü içindedir. TELEKOM, PETKİM ve TÜPRAŞ gibi kâr getiren birçok kuruluşlar, değerlerinin çok altında bedellerle özelleştirilmiştir, özelleştirilmektedir. Türkiye piyasalarında bulunan para miktarı ise yeterli değildir.
Para basmamanın faturası ağır oldu
Piyasalardaki bu açığının kapatılması için Merkez Bankası’nın para basarak para temin etmesi gerekir iken; bu işleri, bankaların çek ve kredi kartlarıyla yapması istenmektedir. Piyasada kullanılan bu araçlarla, bankalar, faiz işleterek yeni bir kazanç kapısı elde etmektedirler. Devlet ise, para basma vazifesini yerine getirmediği için Hazine ihaleleri ile bankalara başvurmaktadır. Bu ihaleler, bankalar ve para ile para kazanan sermaye grupları için yeni bir gelir kapısı olmaktadır. Türkiye’de devlet, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu sağlayamadığı için; yüklü “faizli borç” yöntemiyle bu açığı, ABD Merkez Bankası (FED) gidermekte ve yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır. Gelinen noktada, böyle bir ülkede milletin refahından ve yararından bahsetmek zor, belki de imkânsızdır.
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET /
Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER
Prof. Dr. F.R. Grabau / Magdeburg Üniversitesi Almanya
Bu tezi bütün kalbimle destekliyorum
Almanya’da “Sosyal harcamalar bütçenin % 18’idir ve yetersizdir. Konumumuzu korumaya çalışıyoruz ama bu mümkün gözükmüyor. Almanya yüksek vergiler konusunda lider. Mali kurumlar güçlü vergi sistemini savunmaktadır. Bu da Alman vatandaşlarının yüksek vergilerin altında ezilmesi sonucunu doğurmaktadır. Halbuki Prof. Dr. Baş’ın Sosyal Devlet–Milli Devlet tezinde, sosyal devlet projeleri çerçevesinde vatandaşa kaynak aktarılması isteniyor. Bu son derece doğru bir yaklaşımdır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” tezinde ifade ettiği “belirli bir gelirin altındakilerden vergi alınmaması” formülünü destekliyorum. Prof. Dr. Haydar Baş çarpıcı son eseri, “Sosyal Devlet – Milli Devlet” ile devletlerin dış boyunduruğa girmeden kendi gücüyle nasıl ayakta durabileceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Almanya için de modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’tan yardım istememiz gerekeceği kanaatindeyim. Özellikle “vatandaşlık maaşı” Alman vatandaşlarının da yarasına merhem olacak ve Almanya’daki tartışmalara ışık tutacaktır. Model, yalnızca Türk vatandaşlarına karşı değil, tüm dünya insanlarına karşı sorumluluk taşıyor. Bu yeni bakış açısını bütün kalbimle destekliyorum.
(State of independence is a prerequisite for economic independence) State stands on its own economic policy in the field chops is not possible to be fully independent.
Limitations in the day lost their importance, the power dominating the world with global maneuvers in the economy of developing countries like Turkey, the first imposed their views, "idleness is the understanding of the nation-state" is. International companies, through the IMF and World Bank to lead the country budget, revenue sources and all are living in a time when the seizures.
Giant global firms created
Global companies with a turnover of respectable size has come to a point where more GSMH'sından states. In 1994, the largest 5 of 871 billion global company's sales revenues, while the less developed countries, all of the same year, GDP was 77 billion dollar level. The biggest financial companies now trillion dollars of assets are measured by. Mizuho financial group 1128.2 billion dollars, 1 097.2 billion at Citigroup has assets.
Income can not meet even the interest of the debt
As a result of the global game at the point drift of the Turkish economy, now all of our country's tax revenues, domestic and external debt can not meet even the interest in the. Turkey, "a high-interest-currency debt" is in the vicious circle. TELEKOM, Petkim and Tüpraş many organizations, such as profit, the value is well below the cost of special, custom make. Market in Turkey is the amount of money is not enough.
I did not coin bill was heavily
To close this gap in the market for the coin of the Central Bank needs to ensure the money is, this works, you want to do with banks and credit card is taken. Although these tools are used, banks, interest rates by a new process to get the door wins. States, the coinage did not fulfill the duty apply to the bank to the Treasury auctions. These auctions, banks and make money with money for the fund group to be a new revenue stream. In Turkey the state, the market can not provide for the needs of the emissions; installed "rate debt" method, this deficit, the U.S. Central Bank (Fed) expenses and foreign currencies of our national currency to replace. The points come in and benefits from such a wealth of everybody in the country to talk about difficult, perhaps impossible.
SOCIAL STATE - NATIONAL STATE /
Prof. Dr. Haydar Back from the pen
SOCIAL STATE - NATIONAL STATE HOW DE were
Prof. Dr. F.R. Grabau / Magdeburg University, Germany
I support this thesis with all my heart
In Germany, "Social expenditures and 18% of the budget is insufficient. We're working to protect our position, but it does not seem possible. High taxes, a leading Germany. Financial institutions have a strong defense of the tax system. The gold of the German citizens in high-tax result is crushing. But Prof. Dr. Back to the thesis of the social state-national state, social state resources to projects within the framework of the nationals are required to be transferred. This approach is extremely accurate. Prof. Dr. Haydar Baş's "National Business Model" to express the thesis that the "gold of a certain income to be taxed in the" I support the formula. Prof. Dr. Haydar Baş striking recent work, "Social States - the National State" into the state outside of the yoke can stand on its own power in a way how was revealed. Model for Germany with Prof.. Dr. Haydar will need to seek help from Back in the conviction. Especially the citizenship salary "German citizens in the ointment will be useful in discussions in Germany will hold the light. Model, not only to Turkish citizens, was responsible for all the world people. I support this new perspective with all my heart.
Tunalım
Sınırların önemini yitirdiği günümüzde, küresel manevralarla dünyaya hâkim olan güçlerin ekonomide Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ilk empoze ettikleri görüş, “ulus devlet anlayışının gereksizliği”dir. Uluslararası şirketlerin, IMF ve Dünya Bankası vasıtasıyla ülkelerin bütçelerine yön verdiği, kaynaklarını ve her türlü gelirlerini ele geçirdiği bir dönemde yaşıyoruz.
Dev global firmalar oluşturuldu
Global firmaların ciroları hatırı sayılır büyüklükteki devletlerin GSMH’sından daha fazla bir noktaya gelmiştir. 1994 yılında en büyük 5 global firmanın satış hasılatı 871 milyar dolar iken, aynı yıl tüm az gelişmiş ülkelerin GSYİH 77 milyar dolar düzeyinde idi. En büyük finans şirketlerinin mal varlıkları artık trilyon dolarlarla ölçülmektedir. Mızuho financial group 1128.2 milyar dolar, Citigroup 1 097.2 milyar dolar düzeyinde mal varlığına sahiptir.
Gelirlerimiz borçlarımızın faizini dahi karşılayamamaktadır
Küresel oyunlar sonucunda Türk ekonomisinin sürüklendiği noktada, artık ülkemizin vergi gelirlerinin tamamı, iç ve dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz durumdadır. Türkiye, “yüksek faiz–döviz–borç” kısır döngüsü içindedir. TELEKOM, PETKİM ve TÜPRAŞ gibi kâr getiren birçok kuruluşlar, değerlerinin çok altında bedellerle özelleştirilmiştir, özelleştirilmektedir. Türkiye piyasalarında bulunan para miktarı ise yeterli değildir.
Para basmamanın faturası ağır oldu
Piyasalardaki bu açığının kapatılması için Merkez Bankası’nın para basarak para temin etmesi gerekir iken; bu işleri, bankaların çek ve kredi kartlarıyla yapması istenmektedir. Piyasada kullanılan bu araçlarla, bankalar, faiz işleterek yeni bir kazanç kapısı elde etmektedirler. Devlet ise, para basma vazifesini yerine getirmediği için Hazine ihaleleri ile bankalara başvurmaktadır. Bu ihaleler, bankalar ve para ile para kazanan sermaye grupları için yeni bir gelir kapısı olmaktadır. Türkiye’de devlet, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu sağlayamadığı için; yüklü “faizli borç” yöntemiyle bu açığı, ABD Merkez Bankası (FED) gidermekte ve yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır. Gelinen noktada, böyle bir ülkede milletin refahından ve yararından bahsetmek zor, belki de imkânsızdır.
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET /
Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden
SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER
Prof. Dr. F.R. Grabau / Magdeburg Üniversitesi Almanya
Bu tezi bütün kalbimle destekliyorum
Almanya’da “Sosyal harcamalar bütçenin % 18’idir ve yetersizdir. Konumumuzu korumaya çalışıyoruz ama bu mümkün gözükmüyor. Almanya yüksek vergiler konusunda lider. Mali kurumlar güçlü vergi sistemini savunmaktadır. Bu da Alman vatandaşlarının yüksek vergilerin altında ezilmesi sonucunu doğurmaktadır. Halbuki Prof. Dr. Baş’ın Sosyal Devlet–Milli Devlet tezinde, sosyal devlet projeleri çerçevesinde vatandaşa kaynak aktarılması isteniyor. Bu son derece doğru bir yaklaşımdır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” tezinde ifade ettiği “belirli bir gelirin altındakilerden vergi alınmaması” formülünü destekliyorum. Prof. Dr. Haydar Baş çarpıcı son eseri, “Sosyal Devlet – Milli Devlet” ile devletlerin dış boyunduruğa girmeden kendi gücüyle nasıl ayakta durabileceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Almanya için de modelin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’tan yardım istememiz gerekeceği kanaatindeyim. Özellikle “vatandaşlık maaşı” Alman vatandaşlarının da yarasına merhem olacak ve Almanya’daki tartışmalara ışık tutacaktır. Model, yalnızca Türk vatandaşlarına karşı değil, tüm dünya insanlarına karşı sorumluluk taşıyor. Bu yeni bakış açısını bütün kalbimle destekliyorum.
(State of independence is a prerequisite for economic independence) State stands on its own economic policy in the field chops is not possible to be fully independent.
Limitations in the day lost their importance, the power dominating the world with global maneuvers in the economy of developing countries like Turkey, the first imposed their views, "idleness is the understanding of the nation-state" is. International companies, through the IMF and World Bank to lead the country budget, revenue sources and all are living in a time when the seizures.
Giant global firms created
Global companies with a turnover of respectable size has come to a point where more GSMH'sından states. In 1994, the largest 5 of 871 billion global company's sales revenues, while the less developed countries, all of the same year, GDP was 77 billion dollar level. The biggest financial companies now trillion dollars of assets are measured by. Mizuho financial group 1128.2 billion dollars, 1 097.2 billion at Citigroup has assets.
Income can not meet even the interest of the debt
As a result of the global game at the point drift of the Turkish economy, now all of our country's tax revenues, domestic and external debt can not meet even the interest in the. Turkey, "a high-interest-currency debt" is in the vicious circle. TELEKOM, Petkim and Tüpraş many organizations, such as profit, the value is well below the cost of special, custom make. Market in Turkey is the amount of money is not enough.
I did not coin bill was heavily
To close this gap in the market for the coin of the Central Bank needs to ensure the money is, this works, you want to do with banks and credit card is taken. Although these tools are used, banks, interest rates by a new process to get the door wins. States, the coinage did not fulfill the duty apply to the bank to the Treasury auctions. These auctions, banks and make money with money for the fund group to be a new revenue stream. In Turkey the state, the market can not provide for the needs of the emissions; installed "rate debt" method, this deficit, the U.S. Central Bank (Fed) expenses and foreign currencies of our national currency to replace. The points come in and benefits from such a wealth of everybody in the country to talk about difficult, perhaps impossible.
SOCIAL STATE - NATIONAL STATE /
Prof. Dr. Haydar Back from the pen
SOCIAL STATE - NATIONAL STATE HOW DE were
Prof. Dr. F.R. Grabau / Magdeburg University, Germany
I support this thesis with all my heart
In Germany, "Social expenditures and 18% of the budget is insufficient. We're working to protect our position, but it does not seem possible. High taxes, a leading Germany. Financial institutions have a strong defense of the tax system. The gold of the German citizens in high-tax result is crushing. But Prof. Dr. Back to the thesis of the social state-national state, social state resources to projects within the framework of the nationals are required to be transferred. This approach is extremely accurate. Prof. Dr. Haydar Baş's "National Business Model" to express the thesis that the "gold of a certain income to be taxed in the" I support the formula. Prof. Dr. Haydar Baş striking recent work, "Social States - the National State" into the state outside of the yoke can stand on its own power in a way how was revealed. Model for Germany with Prof.. Dr. Haydar will need to seek help from Back in the conviction. Especially the citizenship salary "German citizens in the ointment will be useful in discussions in Germany will hold the light. Model, not only to Turkish citizens, was responsible for all the world people. I support this new perspective with all my heart.
Tunalım
16 Nisan 2009 Perşembe
BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ BÜYÜYOR
2004 yerel seçimlerine kıyasla yoğunlaşılan belediyelerdeki oylarını artıran Bağımsız Türkiye Partisi 4 yeni belediye kazanarak seçimlerden büyüyerek çıktı.
29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.
Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy
Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.
Kovancılar'da BTP ikinci parti
Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.
TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.
Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.
Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.
Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.
Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.
İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.
Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...
İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.
İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.
Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.
Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.
Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.
Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.
Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.
Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...
Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.
TUNALIM...
29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.
Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy
Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.
Kovancılar'da BTP ikinci parti
Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.
TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.
Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.
Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.
Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.
Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.
İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.
Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...
İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.
İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.
Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.
Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.
Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.
Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.
Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.
Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...
Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.
Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.
TUNALIM...
15 Nisan 2009 Çarşamba
TÜRKİYE'YE BİÇİLN MİSYON:KEKLİK ÜLKE
Yönümüzü batıya doğru döndükten bu yana, başımıza gelmeyen kalmadı; dün ecdadımızın önünde el pençe divan duranların karşısında, şimdilerde emirlerine amade, bir istediklerini iki etmeyen, gayette teslimiyetçi tavırlar sergileyen, tarihten gelen kırmızı, siyah, beyaz, ne renk çizgilerimiz varsa yok edilen; hassasiyetlerimiz, törelerimiz, topraklarımız, çıkarlarımız bir bir elimizden alınmaktadır. İş bununla kalsa iyi…
Gerek devlet olarak, gerek millet olarak, aynı hızla “yola devam” (!) ediyoruz. Son, Obama ziyareti ve Medeniyetler İttifakı 2. Forumu gösterdi ki; bizi bu halde de koymayacaklar. Ve Küresel güçler bizim üzerimizden çok önemli işler becerecekler…
İrili ufaklı, dinli dinsiz yabancılar; bize ev ödevlerimizi verdiler, emir ve görüşler beyan ettiler. Rolümüzü de misyonumuzu da belirlediler; “Türkiye model ülke olacak…”
Milli ve dini bütünlüğün söz konusu olduğu zamanlarda, özellikle de devletler ve milletler arası ilişkilerde duygusallığa yer olmadığını kabul eden bir kardeşiniz olarak, dışardan gelen tatlı da görünse her teklife, şüphe mantığı ile bakmanın daha faydalı olduğunu savunmuşumdur. Bu mantık, olası tehlikelere karşı uyanık olmayı ve ona göre tedbir almayı gerektirdiğinden, her zaman sağlıklıdır. Düşmana dost gözü ile bakıldığı zaman, hazırlanılan tuzaklara daha kolay düşülür. Hele bu tuzak, fertten çok devletleri alakadar ederse o devletlerin tarih sahnesinden kolayca silinmesine zemin hazırlanır.
Ülkemizde cereyan eden bir dizi toplantılarda ortaya konan tavırlar ve tavsiye adı altındaki emirler göstermiştir ki; Haçlı batının küresel güçleri, İslam ülkeleri üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için gerçekten de Türkiye’ye ihtiyaçları vardır. Onun için bizden vazgeçmeyecekler ama bizi de bize bırakmadan, kontrolleri altında tutarak kullanacakları gün gibi açığa çıkmıştır…
Nasıl mı?
Dini anlayışları, Dinlerarası diyalog kapsamında; sulanmış, ılımanlaşmış, sağlam temellerden uzaklaşmış, peygamberin buyruklarından arınmış, Allah’ın batıl dediğine hak, hak dediğine batıl diyebilecek, tek din değil, üç semavi din anlayışına göre ayarlanmış, yepyeni bir din anlayışına sahip olan bir Türkiye istenmektedir. Böylelikle gerçek İslam fikriyatının dünya hakimiyetine, belli bir güç oluşturmasına engel olunacak; bu hale dönüşecek bir Türkiye’nin de bölgede model ülke olarak, başta ABD ve AB ülkelerinin çıkarlarına hizmet etmesi amaçlanmaktadır...
İstenilen model ülke kavramı, bizim anlayacağımız “keklik” ülkedir. Bu da nereden çıktı demeyin, değerli dostlar.
Keklik, Allah’ın yaratıkları içerisinde türlerine ihanet eden belki de tek yaratıktır. Keklik, avcıların vaz geçemedikleri, diğer avları aldatmak için kullandıkları bir tür kuştur. Kekliği avcılar, model olarak öttürür, kekliğin sesini duyan diğer kuşlar, güvenlikli bölge zannıyla oraya yaklaşır, pusuya yatan avcı da diğer kuşları avlarlar…
BOP kapsamında 22 İslam ülkesine hazırlanan tuzakta, “keklik” rolü maalesef bize verilmiştir…
Aman Allah’ım bu ne kader, dün milletlere babalık eden, koruyan kollayan, Türk İslam alemine baş olması beklenen Türkiye’ye şimdilerde biçilen misyona bakın; “keklik ülke"…
Sorumlular tarih ve Cenab-ı Allah huzurunda nasıl hesap vereceklerini düşünsünler ve şunu unutmasınlar; “herkesin bir hesabı vardır ancak Allah’ın hesabı herkesin hesabının üstündedir.”
U.Kepekçi_TUNALIM...
Gerek devlet olarak, gerek millet olarak, aynı hızla “yola devam” (!) ediyoruz. Son, Obama ziyareti ve Medeniyetler İttifakı 2. Forumu gösterdi ki; bizi bu halde de koymayacaklar. Ve Küresel güçler bizim üzerimizden çok önemli işler becerecekler…
İrili ufaklı, dinli dinsiz yabancılar; bize ev ödevlerimizi verdiler, emir ve görüşler beyan ettiler. Rolümüzü de misyonumuzu da belirlediler; “Türkiye model ülke olacak…”
Milli ve dini bütünlüğün söz konusu olduğu zamanlarda, özellikle de devletler ve milletler arası ilişkilerde duygusallığa yer olmadığını kabul eden bir kardeşiniz olarak, dışardan gelen tatlı da görünse her teklife, şüphe mantığı ile bakmanın daha faydalı olduğunu savunmuşumdur. Bu mantık, olası tehlikelere karşı uyanık olmayı ve ona göre tedbir almayı gerektirdiğinden, her zaman sağlıklıdır. Düşmana dost gözü ile bakıldığı zaman, hazırlanılan tuzaklara daha kolay düşülür. Hele bu tuzak, fertten çok devletleri alakadar ederse o devletlerin tarih sahnesinden kolayca silinmesine zemin hazırlanır.
Ülkemizde cereyan eden bir dizi toplantılarda ortaya konan tavırlar ve tavsiye adı altındaki emirler göstermiştir ki; Haçlı batının küresel güçleri, İslam ülkeleri üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için gerçekten de Türkiye’ye ihtiyaçları vardır. Onun için bizden vazgeçmeyecekler ama bizi de bize bırakmadan, kontrolleri altında tutarak kullanacakları gün gibi açığa çıkmıştır…
Nasıl mı?
Dini anlayışları, Dinlerarası diyalog kapsamında; sulanmış, ılımanlaşmış, sağlam temellerden uzaklaşmış, peygamberin buyruklarından arınmış, Allah’ın batıl dediğine hak, hak dediğine batıl diyebilecek, tek din değil, üç semavi din anlayışına göre ayarlanmış, yepyeni bir din anlayışına sahip olan bir Türkiye istenmektedir. Böylelikle gerçek İslam fikriyatının dünya hakimiyetine, belli bir güç oluşturmasına engel olunacak; bu hale dönüşecek bir Türkiye’nin de bölgede model ülke olarak, başta ABD ve AB ülkelerinin çıkarlarına hizmet etmesi amaçlanmaktadır...
İstenilen model ülke kavramı, bizim anlayacağımız “keklik” ülkedir. Bu da nereden çıktı demeyin, değerli dostlar.
Keklik, Allah’ın yaratıkları içerisinde türlerine ihanet eden belki de tek yaratıktır. Keklik, avcıların vaz geçemedikleri, diğer avları aldatmak için kullandıkları bir tür kuştur. Kekliği avcılar, model olarak öttürür, kekliğin sesini duyan diğer kuşlar, güvenlikli bölge zannıyla oraya yaklaşır, pusuya yatan avcı da diğer kuşları avlarlar…
BOP kapsamında 22 İslam ülkesine hazırlanan tuzakta, “keklik” rolü maalesef bize verilmiştir…
Aman Allah’ım bu ne kader, dün milletlere babalık eden, koruyan kollayan, Türk İslam alemine baş olması beklenen Türkiye’ye şimdilerde biçilen misyona bakın; “keklik ülke"…
Sorumlular tarih ve Cenab-ı Allah huzurunda nasıl hesap vereceklerini düşünsünler ve şunu unutmasınlar; “herkesin bir hesabı vardır ancak Allah’ın hesabı herkesin hesabının üstündedir.”
U.Kepekçi_TUNALIM...
07 Nisan 2009 Salı
TİYATRO ERKEN BİTTİ..
Başbakan Erdoğan, AB üyeleri ile ABD’nin baskılarına direnemeyerek 27 NATO üyesinin desteklediği Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’nin önünü açtı.
NATO’nun 3-4 Nisan tarihlerinde 60. yılını kutladığı Strasbourg - Kehl Zirvesi’nde genel sekreter üzerinde uzlaşma sağlandı. Davos Zirvesi’ndeki çıkışıyla dikkatleri üzerinde toplayan Başbakan Erdoğan, bu kez yelkenleri fora ederek, Avrupa ülkelerinin adayı Danimarka Başbakanı Rasmussen’e destek verdi. ABD ise Türkiye’ye yumuşak baskı yaptı.
NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren zirve, önceki akşam sona erdi.
İttifakla seçiliyor
Yeni genel sekreterin tüm üye ülkelerin desteğini alması gerekiyordu. Türkiye, Rasmussen’in adaylığına İslam dünyasında tepkilere yol açan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e yönelik karikatürlü saldırıda takındığı tutum ve Danimarka’dan yayın yapan PKK yanlısı Roj TV’yi engellememesi gerekçeleriyle karşı çıkıyordu. Ancak, Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama’nın garantör olması nedeniyle Rasmussen üzerindeki çekinceleri kaldırdı.
AB’den Türkiye’ye tehdit
Önceki gün Strasbourg’da görüşmeler devam ederken, Genişlemeden Sorumlu AB Komisyonu üyesi Olli Rehn, Finlandiya’da bir televizyon kanalına “apar topar” verdiği demeçte, “Türkiye, çok beğenilen Rasmussen’i desteklemeyerek hata yapıyor” diyerek, Ankara’ya baskı yaptı.
Öte yandan, Alman Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Sekreteri Alexander Dobrindt de, Türkiye’nin, Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine seçilmesini engellemesi nedeniyle Türkiye’yle sürdürülen AB üyelik müzakerelerinin bir an önce sona erdirilmesini istedi.
Dobrindt, Bad Staffelstein kentinde parti yönetiminin yaptığı bir toplantıda, “Kendi kendime Türkiye’ye her zaman anlayış mı göstermemiz gerektiğini soruyorum. Üyelik müzakerelerini hemen kesmek daha dürüstçe olacaktır. İslami propagandayı NATO’nun geleceğinin ve Avrupa değerler düzeninin üzerinde tutanların AB içinde yeri yoktur” ifadesini kullandı.
Erdoğan’dan sert fren
AB üyelerinin tehditleri, ABD’nin yumuşak devre yapmasının ardından Başbakan Erdoğan Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne koyduğu çekinceyi kaldırdı. Türkiye’ye verilen taahhütler konusunda da bilgi veren Erdoğan, şunları söyledi: “Danimarka’da Roj TV’nin yayınının durdurulması, İslam ülkeleriyle, İslam Konferansı Örgütü’yle (İKÖ) NATO arasında bir irtibatın kurulabilmesi, Genel Sekre-ter’in birinci derecede yardımcıları arasında bir Türk’ün bulunması ve komuta kademesinde üst düzey yönetimlerde bizim askerlerimizin bulunması...” “Bu konuda bir taahhüt aldınız mı?” sorusuna “Evet” cevabınıı veren Erdoğan, Türkiye adına NATO’da görev alacak isim konusunda herhangi bir açıklama yapmadı.
----(EARLY THEATER Done .. )
Prime Minister Erdogan, EU members could not resist to the pressure exerted by the U.S. to support the 27 NATO members, NATO Secretary-General Rasmussen'in opened the front.
NATO's April 3-4 in 60th to celebrate the year in Strasbourg - Kehl Summit, the general consensus was achieved on a secretary. Davos Summit, the Prime Minister Erdoğan in the output collected on the note, and unfurl the sail, this time, the European countries support the island Rasmussen'e gave Prime Minister of Denmark. The United States has been pressuring Turkey to the soft.
28 heads of state and government of NATO member countries, the summit brings together the previous evening ended.
Nem con is selected
New general secretary of the support of all member countries was supposed to receive. Turkey, the Islamic world Rasmussen'in candidacy caused the reaction Efendimiz Prophet Hz. Insert the attack to the cartoons of Muhammad and the stance of pro-PKK Roj TV from broadcasting from Denmark and the reasons was not blocked. However, Prime Minister Erdogan and President Gul, President of the United States because of guarantor Obama'nın Rasmussen was removed on the reservation.
Threat to Turkey from the EU
In Strasbourg the day before, while negotiations continue, without enlargement of the EU Commission member responsible Olli Rehn, a television channel in Finland to the "bundle" in the statement, "Turkey, a very popular error Rasmussen'i do not support the" well, the pressure has to Ankara.
On the other hand, the German Christian Social Union Party (CSU) General Secretary Alexander Dobrindt, and Turkey's NATO general secretary Rasmussen'in being elected to continue with Turkey are due to EU membership negotiations as soon as possible you want to end.
Dobrindt, the Bad Staffelstein At a meeting of city party rule, "Turkey to my self every time you need to show understanding of asking you. Membership negotiations will be fair to cut off immediately. NATO and Europe for the future of the Islamic propaganda of the order on hold is no place in the EU "was the phrase used.
Erdoğan's hard brake
Threats of the EU members, USA Following the Prime Minister Erdoğan's soft to the Prime Minister of Denmark has set out to remove Rasmussen'in was NATO Secretary-General. Turkey is committed to also provide information about the Erdogan, said: "Roj TV in Denmark to stop the publication of the Islamic countries, Islamic Conference Organization in the (İKO) NATO liaison between the establishment of the General Sekre-ter of the first degree A search for help in finding and command of the senior management level in the are of our soldiers ... "" In this regard, you have received a commitment? "questions" Yes "give cevabınıı Erdogan, Turkey's behalf in the NATO mission in the name will make any public announcement did not .
TUNALIM..
NATO’nun 3-4 Nisan tarihlerinde 60. yılını kutladığı Strasbourg - Kehl Zirvesi’nde genel sekreter üzerinde uzlaşma sağlandı. Davos Zirvesi’ndeki çıkışıyla dikkatleri üzerinde toplayan Başbakan Erdoğan, bu kez yelkenleri fora ederek, Avrupa ülkelerinin adayı Danimarka Başbakanı Rasmussen’e destek verdi. ABD ise Türkiye’ye yumuşak baskı yaptı.
NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren zirve, önceki akşam sona erdi.
İttifakla seçiliyor
Yeni genel sekreterin tüm üye ülkelerin desteğini alması gerekiyordu. Türkiye, Rasmussen’in adaylığına İslam dünyasında tepkilere yol açan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e yönelik karikatürlü saldırıda takındığı tutum ve Danimarka’dan yayın yapan PKK yanlısı Roj TV’yi engellememesi gerekçeleriyle karşı çıkıyordu. Ancak, Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama’nın garantör olması nedeniyle Rasmussen üzerindeki çekinceleri kaldırdı.
AB’den Türkiye’ye tehdit
Önceki gün Strasbourg’da görüşmeler devam ederken, Genişlemeden Sorumlu AB Komisyonu üyesi Olli Rehn, Finlandiya’da bir televizyon kanalına “apar topar” verdiği demeçte, “Türkiye, çok beğenilen Rasmussen’i desteklemeyerek hata yapıyor” diyerek, Ankara’ya baskı yaptı.
Öte yandan, Alman Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Sekreteri Alexander Dobrindt de, Türkiye’nin, Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine seçilmesini engellemesi nedeniyle Türkiye’yle sürdürülen AB üyelik müzakerelerinin bir an önce sona erdirilmesini istedi.
Dobrindt, Bad Staffelstein kentinde parti yönetiminin yaptığı bir toplantıda, “Kendi kendime Türkiye’ye her zaman anlayış mı göstermemiz gerektiğini soruyorum. Üyelik müzakerelerini hemen kesmek daha dürüstçe olacaktır. İslami propagandayı NATO’nun geleceğinin ve Avrupa değerler düzeninin üzerinde tutanların AB içinde yeri yoktur” ifadesini kullandı.
Erdoğan’dan sert fren
AB üyelerinin tehditleri, ABD’nin yumuşak devre yapmasının ardından Başbakan Erdoğan Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne koyduğu çekinceyi kaldırdı. Türkiye’ye verilen taahhütler konusunda da bilgi veren Erdoğan, şunları söyledi: “Danimarka’da Roj TV’nin yayınının durdurulması, İslam ülkeleriyle, İslam Konferansı Örgütü’yle (İKÖ) NATO arasında bir irtibatın kurulabilmesi, Genel Sekre-ter’in birinci derecede yardımcıları arasında bir Türk’ün bulunması ve komuta kademesinde üst düzey yönetimlerde bizim askerlerimizin bulunması...” “Bu konuda bir taahhüt aldınız mı?” sorusuna “Evet” cevabınıı veren Erdoğan, Türkiye adına NATO’da görev alacak isim konusunda herhangi bir açıklama yapmadı.
----(EARLY THEATER Done .. )
Prime Minister Erdogan, EU members could not resist to the pressure exerted by the U.S. to support the 27 NATO members, NATO Secretary-General Rasmussen'in opened the front.
NATO's April 3-4 in 60th to celebrate the year in Strasbourg - Kehl Summit, the general consensus was achieved on a secretary. Davos Summit, the Prime Minister Erdoğan in the output collected on the note, and unfurl the sail, this time, the European countries support the island Rasmussen'e gave Prime Minister of Denmark. The United States has been pressuring Turkey to the soft.
28 heads of state and government of NATO member countries, the summit brings together the previous evening ended.
Nem con is selected
New general secretary of the support of all member countries was supposed to receive. Turkey, the Islamic world Rasmussen'in candidacy caused the reaction Efendimiz Prophet Hz. Insert the attack to the cartoons of Muhammad and the stance of pro-PKK Roj TV from broadcasting from Denmark and the reasons was not blocked. However, Prime Minister Erdogan and President Gul, President of the United States because of guarantor Obama'nın Rasmussen was removed on the reservation.
Threat to Turkey from the EU
In Strasbourg the day before, while negotiations continue, without enlargement of the EU Commission member responsible Olli Rehn, a television channel in Finland to the "bundle" in the statement, "Turkey, a very popular error Rasmussen'i do not support the" well, the pressure has to Ankara.
On the other hand, the German Christian Social Union Party (CSU) General Secretary Alexander Dobrindt, and Turkey's NATO general secretary Rasmussen'in being elected to continue with Turkey are due to EU membership negotiations as soon as possible you want to end.
Dobrindt, the Bad Staffelstein At a meeting of city party rule, "Turkey to my self every time you need to show understanding of asking you. Membership negotiations will be fair to cut off immediately. NATO and Europe for the future of the Islamic propaganda of the order on hold is no place in the EU "was the phrase used.
Erdoğan's hard brake
Threats of the EU members, USA Following the Prime Minister Erdoğan's soft to the Prime Minister of Denmark has set out to remove Rasmussen'in was NATO Secretary-General. Turkey is committed to also provide information about the Erdogan, said: "Roj TV in Denmark to stop the publication of the Islamic countries, Islamic Conference Organization in the (İKO) NATO liaison between the establishment of the General Sekre-ter of the first degree A search for help in finding and command of the senior management level in the are of our soldiers ... "" In this regard, you have received a commitment? "questions" Yes "give cevabınıı Erdogan, Turkey's behalf in the NATO mission in the name will make any public announcement did not .
TUNALIM..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

