26 Şubat 2009 Perşembe

SON 6 YILI ÖNÜNE KOY,ONA GÖRE KARARINI VER..

Bu millet yine şuna verecek buna verecek türünden dedikodulara kulak asma.
Kitleler halinde işten çıkarmalar, adam kayırmalar, iflaslar, intiharlara rağmen yine falanca parti kazanacaktır palavralarını boş ver.
Bu tür dedikoduları yayanlar bil ki küresel tefecilerin, emperyalist hokkabazların içimizdeki sözcüleridir, paralı adamlarıdır.
Sen yaşadığın son altı yılı masaya yatır, 3 Kasım 2002’den bu güne neler oldu neler bitti bir listesini yap ve kararını ver.
Altı yılda, koca ülke birilerinin dediği gibi nerden nereye gitti ve götürüldü.
Dünya üzerinde haydutluğu meslek edinmiş kaç ülke omuzlarımıza basarak, bizden destek alarak coğrafyamızı kan çanağına çevirdi?
Adan İncirlik’ten havalanan binlerce Amerika uçağı Bağdat’a, Basta’ya, Felluce’ye, Samarra’ya ateş toplarını yağdırırken iktidar korluğunda kimler vardı?
Bir buçuk milyon Müslüman Irak’ta boğazlanırken, yüz binlerce kadının–kızın ırzı–namusu haçlı sürülerince kirletilirken hala; “Amerika doğal müttefikimizdir, stratejik ortağımızdır” nakaratını tekrarlayanlar kimlerdi?
Süleymaniye’de Türk subaylarının başına çuval geçirilirken mantı yeme programlarını dahi bozmayanlar kimlerdi?
Amerika’da oturup haçlı işgalcilere, Irak’ta nasıl başarıya ulaşacakları konusunda taktikler verenler kimlerdi?
Haçlı işgalcilere Müslümanları nasıl imha edecekleri konusunda akıl verenlerin gazete ve televizyonlarında yayılan fısıltılara özellikle dikkat et.
Köyde yaşıyorsan, altı senede ektiğin–biçtiğin para edip etmediğine bak. Tükettiğin mazot, gübre, tarım araçlarının fiyatları ile ürettiğin hayvan, tahıl, süt ve süt ürünleri fiyatları arasındaki korkunç uçurumu bir hesap et.
Şehirde isen, kapanan fabrikaların, işinden olan akrabaların bir listesini yap ve sandık başına sonra git.
Etrafına bir bak geçen altı yılda sadakaya muhtaç olanlar sayısında artma mı var azalma mı?
Ev kirasını ödeyemeyenlerin sayısı artmış mı azalmış mı?
Kredi kartı ve faiz belasından sönen ocaklar artmış mı azalmış mı?
Bu millete dar edilen bu ülke yabancı yatırımcı için nasıl cennet haline getirildiğini bir sorgula.
İşsizliğe, aşsızlığa çare bilmeyenler, çare bulmayanlar, en yüksek faizle borç almayı devlet adamlığı zannedenler yine kapına dayanıp oy isteyecek.
Onları toptan mektebe gönderme zamanı gelmiştir, öğrensin de gelsinler.
Bunu sen söyleyeceksin ey millet.
Sandık yaklaşıyor ona göre....Tunalım...

21 Şubat 2009 Cumartesi

PAVLOV'UN KÖPEKLERİ

ZAMAN zaman yazıyoruz... Halkın arasında dolaştıkça büyüyen endişeyi görmemek mümkün değil!

İşçi, memur, esnaf, çiftçi, emekli, dert küpü halinde...

Son aylarda kepenk kapatan işyerlerinin sayısı yüzlerce...

Senetler ödenmiyor, çekler tahsil edilemiyor, borçlular kaçıyor.

Kredi kartlarından ağzı yanan vatandaşlar "Yandım Allah" diyor.

Kiracılar kiralarını ödeyemiyor. Elektrik, su, yakıt ve kapıcı borçlarını ev sahiplerine takıp kaçanlar var.

Bunun sonu ne olacak?

İşsiz kalanların sayısı hızla artıyor. En büyük firmalar bile işçi çıkarıyor. İşsizler ordusu, milyonlarla ifade ediliyor.

Borçlar nedeniyle canlarına kıyanlar bile var.

Yazık değil mi bu millete?

Dünya ekonomik krizle sarsılırken, bizim bundan çok az etkileneceğimizi iddia edenler bu hazin tabloya bakıp sıkılmıyor mu?

Aslında, dünyada finansal kriz başlamadan da bizde kriz vardı. Krizimiz hiç bitmedi ki...

Üretmeden tüketen, yabancı ülkelerden aldığımız borçla geçinen bir toplum haline geldik.

Televizyonlarda cep telefonu şirketlerinin "Bol bol konuşun" şeklindeki reklamlarını görünce gülmek mi, ağlamak mı lazım, anlayamıyoruz. Sanki cep telefonlarıyla konuşunca üretim artacak, gökten para yağacak!

Aslında ulusça çok konuşmaktan bu hale geldik!

Aklı başında işadamları ve ekonomistler bu yıl için şöyle diyor: "Hep beraber bir tünele giriyoruz. Sonunda aydınlık var mı, bilinmez! Allah yardımcımız olsun!"

Günümüze birçok köpoğlu var...

Köpekliklerine bakmadan, Atatürk'ü küçük düşürmek isteyenler...

Ülkeyi bölmeye çalışanlar... İşbirlikçiler... PKK'yı destekleyenler, vs.

Fakat bunlardan bahsedecek değiliz... Konumuz Pavlov'un köpekleri!

Bilirsiniz, ünlü Rus bilgini Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de hayvanların salyası akmaya başlar.

Bu şartlı reflekstir. Hayvanın tabiatında olmayan bir uyarıcı (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır. Fakat eğer sürekli olarak zil çalıp hiç et göstermezseniz, bir süre sonra bu şartlı refleks söner, devamının oluşması için arada et de gösterilerek bu refleks pekiştirilmelidir.

Hiçbirimiz dünyaya Müslüman veya Hıristiyan olarak gelmeyiz. Bunlar bize öğretilen değerler, yani şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse zamanla sönerler. Milliyetçilik ve yurt sevgisi de öyledir.

Bir gün Profesör Pavlov'un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur.

Su baskınından kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar. Köpeklerde tık yok! Bilgin, şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, şoklar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır, insanı veya hayvanı en doğal, en ilkel haline döndürür.

Milliyetçiliğe yapılan saldırılar bu yüzdendir.

Dış güçler tarafından insanlarımızın da şartlı refleksleri kör ediliyor, yurt sevgisi bile unutturulmaya çalışılıyor.

Bu çirkin oyunu bozmalı, Atatürk'ü yeren, PKK'lı teröristleri öven, Ermenilerden özür dileyen, yabancı güçlere hizmet eden işbirlikçilerin tahriklerine kapılmamalı, "Hepsinin canı cehenneme!" diyerek milli değerlerimize sarılmalıyız!

Kaynak:R.Turan....TUNALIM...

Geldik Su Aleme Bir Dost Bulmaya ( Türkce ) - Metin Kemal Kahraman

ÜLKELERİ YIKMANIN 2 YOLU

TÜRKİYE üzerinde büyük oyunlar oynanıyor.Ülkede düşman kamplar yaratılırken bir yandan da hızla borçlandırılıyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu kurulduğu tarih olan 1299'dan, 1854 yılına kadar, 557 yıl tek kuruş borcu olmadan yaşamıştı.

Tarihteki ilk borcunu 1854 yılında İngiltere'den alan Osmanlı Devleti'nin borcu daha sonraki yıllarda çığ gibi büyüdü, bir süre sonra borçlarının faizini bile ödeyemez duruma geldi.

1874'te iflas başlamıştı... 1881 yılında Avrupa devletlerinin temsilcilerinden oluşan Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) idaresi kuruldu. Osmanlı Devleti'nin gelirlerinin ve borçlarının denetimi yabancıların yönetimine bırakıldı.

Koca imparatorluk, ilk borcu aldığı tarihten 68 yıl sonra battı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti de şimdi, iç ve dış düşmanların ortak saldırıları ile karşı karşıya.

Ülkeleri yıkmanın iki yolu vardır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin ikinci Cumhurbaşkanı John Adams (1735-1826) iki yüz yıl önce bunu tek cümleyle özetlemiş ve:

"Bir ulusu çökertmenin ve köleleştirmenin iki yolundan birisi kılıçla, diğeri ise borçladır!" demişti.

Türkiye'yi silahla bölemeyeceklerini anlayan düşmanlar, ikinci yolu seçtiler: Aşırı borçlandırmak!

2002 yılında toplam 218 milyar dolar olan iç ve dış borçlarımız bugün özel sektörün borçlarıyla birlikte 500 milyar dolara doğru tırmanıyor. İlhan Kesici'nin dediği gibi; "Başbakan dahil, hiç kimse işin vahametinin farkında değil!"

Aşağıdaki sözler ünlü ekonomist John Perkins'in "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" adlı kitabı için verdiği konferanstan alınmıştır.

Perkins tüm dünyaya acı bir itirafta bulunuyor ve diyor ki:

"Biz ekonomik tetikçiler, küresel imparatorluğun yaratılmasında gerçekten sorumlu olanlarız ve birçok farklı şekilde çalışırız. Belki de en sık kullanılanı, öncelikle şirketlerimize uygun kaynakları olan ülkeleri bulur ve gözümüzü üstlerine dikeriz, petrol gibi... Ardından Dünya Bankası veya onun kardeşi başka bir organizasyondan o ülkeye büyük bir kredi ayarlarız.

Fakat para asla gerçekte o ülkeye girmez.

Ülke yerine o ülkede projeler yapan kendi şirketlerimize gider.

Enerji Santralları, sanayi alanları, limanlar... Bizim şirketlere ek olarak, o ülkedeki birkaç zengin insanın kár sağlayacağı şeyler.

Bunlar toplumun çoğunluğuna yaramaz. Yine de insanlar, yani bütün ülke, bu borcun altına sokulur. Borç onların ödeyemeyecekleri kadar büyüktür ve bu da planın bir parçasıdır, geri ödenmesi imkánsızdır.

Ardından, biz ekonomik tetikçiler gidip onlara deriz ki: Dinleyin, bize bir sürü borcunuz var, borcunuzu ödeyemiyorsunuz. O zaman kaynaklarınızı şirketlerimiz için ucuza satın.

Ülkenizde askeri üs kurmamıza izin verin veya askerlerimizi desteklemek için dünyanın bir yerine asker gönderin... Ve sözümünden dışarı çıkmayın!"

John Perkins haklıdır. Tarih, aşırı borçlanmanın esarete dönüştüğünü ve sonunun toprak tavizi olduğunu gösteriyor. Artık toplum olarak uyanmamız gerekmiyor mu? ....R.Turan..Hürriyet TUNALIM..

20 Şubat 2009 Cuma

GLOBALİZM SÖMÜRÜ DÜZENİDİR

Türk milletinin aciz bir millet haline getirilmek istendiğini söyleyen Prof. Dr. Baş, “Parçalanmış toprak parçası üzerinde sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor” dedi.

Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz bir millet meydana getirilmeye çalışıldığını belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirilmek isteniyor” uyarısında bulundu

Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ovaakça’daki tarihi konuşmasında kapitalizmin, ekonomik olarak kıskacına aldığı ülkelerin inanç ve kültür değerlerini de nasıl dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Sorunu tespit eden Baş, çözümü de sunuyor: Milli Devlet–Sosyal Devlet.

“Ülkemizde de kapitalist anlayıştan nasibini almaktadır. İç borç 208 milyar TL, dış borç 300 milyar dolar civarında, toplam borç 500 milyar dolar... Bu borcun faizi de 55 milyar tl, civarında. Türkiye’de 2003 yılı itibariyle nüfusun en yoksul % 10 kesimi gelirin % 1,9 unu alırken, en zengin % 10’un aldığı pay % 34,6’ya kadar çıkmaktadır.

Kapitalist sistemdeki zengin ve fakir arasındaki korkunç uçurum, bizde de görülmektedir. Zengin ve fakirin aldığı paylar arasında 18 kat fark vardır. Dünyada ve Türkiye’de gelir dağılımında çok büyük bir adaletsizlik söz konusudur.

Kapitalizmin gelişmiş kabul edilen ülkelerdeki etkileri özellikle halledilemeyen ekonomi problemleri ile ilgili iken, ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde veya geri kalmış ülkelerde bu sistemin etkileri sadece ekonomi ile sınırlı değildir.

Globalizm olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde ekonomi ayağı kapitalizm, siyasi ayağı demokrasi ve sosyal boyutu insan hakları olan bir devlet sistemi oluşturulmuştur.

Bu öyle bir düzendir ki, eski ABD başkanı Bush’un ifadesi ile “Ya bizdensiniz ya karşı tarafta” şeklinde bir ifade ile, tüm dünyayı adeta tek tip devlet yapısına sokma hedefidir.

Milli duyguları yok edilerek globalizmin her türlü sömürüsüne ses çıkartmaktan aciz ve adeta gözü kör, kulağı sağır ve dilsiz bir millet meydana getirilerek; parçalanmış, küçülmüş toprak parçası üzerinde kaynakları sömürülen bir devlet meydana getirmek isteniyor. İşte kapitalizmin kuralları bizim gibi ülkelerde bunları yapmaktadır.

Alınan dış desteklerin görünüşte hiç alakası olmamasına rağmen, sosyal sahada yıkıcı etkileri vardır. Bunların belki de en önemlisi, milletlerin inançları üzerinde yapılan tahribatlardır. Bu düzen, dini inançları siyasi bir unsur olarak ele alır.

Kültürel sahada “Dinlerarası Diyalog, medeniyetler ittifakı, hoşgörü” vs. kavramlarla nüfuz edilen ülkelerde milli kimlikler ortadan kaldırılır.. Hatta bu süreçte Dinlerarası Diyalog çalışmaları resmi hükümet politikası haline dahi getirilebilir. Bu çalışmalar kendi kültüründen, medeniyetinden kopan insanlar oluşturmuştur. Bu insanlar dinlerini değiştirir ve artık topraklarının işgaline veya kaynaklarının yabancılar tarafından sömürülmesine karşı etkisiz hale getirilir.

Elde edilen netice, işgale karşı direncini tamamen kaybetmiş bir millettir.. Bugün ülkemizin siyasi, sosyal, iktisadi, sınai, içtimai sayısız ve halli zor pek çok problemlerini konuşurken, globalizmin ana hatları ile verdiğimiz asıl yüzünü değerlendirmek gerekir.

Televizyonlardan hepimiz takip ediyoruz, çiftçi perişan, tarım bitti, hayvancılıkla uğraşan aç, sanayi fabrikaları bir bir kapatılıyor, üretim hızla düşüyor, açlık vatandaşı evini, tarlasını satmaya hatta bir adım ilerisinde intihara sürüklüyor. İşçi, memur maaşları kesintilerden sonra bir hiç mesabesine indi, onlar da aç, çaresiz. Kısaca işçi, memur, tarım kesimi, hayvancısı, ormancısı, emeklisi, öğrencisi, öğretmeni, yaşlısı, genci millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Toplumsal bir çöküntü içindeyiz, ahlaki değerler ekonomik sıkıntılar içinde yok olup gidiyor. Yabancı kültürlere özenen gençlerimiz kendi değerlerini adeta küçümser bir halde. Din değiştiren çocuklarımızın sayısı hızla artıyor. Anne–babalar çaresiz. Aileler ile çocukları arasında kültürel bir uçurum var.

Çözüm Milli Ekonomi Modeli’nde

Modelimiz, “Milli Ekonomi Modeli” ve onun uygulanacağı devlet sistemi olan “Milli Devlet–Sosyal Devlet” anlayışında bunların tamamının çözümünü hazırladık.

Piyasalardan başlayalım:

Tüketim kesimi olmadan ekonomi ayakta duramaz. Piyasaların canlanması, alış–verişin yapılması için insanların cebinde para olmalıdır.

Esasen Milli Ekonomi Modeli’nin çıkış noktası tüketici kesimdir. Denenmiş tüm sistemler üretimden ve üreticiden bahsederken, Milli Ekonomi Modeli tüketiciyi dikkate alarak kurallarını belirlemiştir.

Milli Ekonomi Modeli iktisat tarihindeki tek tüketim eksenli analizdir

Çünkü, piyasaların halletmesi gereken ilk sorunu pazar problemidir. Günümüz sistemleri çözemedikleri problemleri olağan kabul etmektedir. Hiçbir sistemde iktisat konuları bir bütün olarak ele alınmamıştır.

Oysa Milli Ekonomi Modeli, getirdiği formülle ekonomi çarkını hiç durmadan döndürmeyi başarmaktadır. Bunun formülü, her biri diğerine destek olan kuralların tamamının aynı anda devreye konmasıdır. Bugün bizi isim vermeden taklit edenler, bizden aldıkları ile tam manası ile başarıya ulaşamazlar. Çünkü, Milli Ekonomi Modeli bir bütündür.

Tüketim Eksenli Analiz ne getiriyor?

Biz, işçiyi, çiftçiyi, orman köylüsünü, pazarda filesini dolduramayan emekliyi, evlenemeyen genci, ay sonunu getiremeyen memuru, özürlüyü düşünerek yola çıktık. Önce onların cebine para koyduk. Bizim Sosyal Devlet projelerimizin nedeni budur. Devletin, her toplum tabakasındaki tüketen kesime destek sağlaması, parası olmadığı için üretilene talip olamayan tüketiciyi tüketim kabiliyetine kavuşturması gerekir. Tüketim olmazsa siz istediğiniz kadar üretim yapın, mesela bugün olduğu gibi kobileri veya üreticiyi üretim için destekleyin; bu yanlış adım, sadece onların sonunu getirir. Çünkü, pazarda, alıcısı olmayan mal stoklanmaktan başka bir işe yaramaz.

Ekonomi politikalarının ana hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. İşte biz tüketiciyi destekleyerek bunu gerçekleştiriyoruz. Sürekli büyüme ancak böyle yakalanır.

Sosyal Devlet projeleri

Üretim ile tüketim arasında meydana gelen açıklığın sistemin yapısından veya gelir dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanan iki nedeni vardır. Bizim sosyal devlet projeleri ile yaptığımız bu iki sorunu da halletmektedir. Hem belirli miktarda paranın dolaşımda olması, hem de gelir dağılımında belli bir dengenin kurulmasını temin eder. Böylece gelir belli ellerde toplanmaz, milletin tamamına dağılmış olur.

Şimdi bu projelere bakalım:

– Asgari üret 2000 TL olacak.
– Vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaş maaşa bağlanacak
– Ev hanımlarına meslek hakkı verilerek, meslek maaşı verilecek.
– Doğum yapan her anneye ikramiye verilecek. Her çocuk, çocuk maaşına bağlanacak.
– Gençler için uzun vadeli faizsiz krediler ile evlenme imkanı sağlanacak.
– Geliri 100 bin TL’nin altında olanlardan vergi alınmayacak.
– Kobilere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili, faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sunulacak.
– Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacak.
– Özürlü vatandaşlarımız tüm sosyal haklarında devlet garantisinde olacak.
– Lise mezunları sınavsız üniversiteye alınacaktır, öğrencilere burs verilecek.
– Evi olmayanlar uzun vadeli, faizsiz kredilerle konut sahibi yapılacak.
– Tarım kesimine avans ve faizsiz üretim desteği verilecek.
– Hayvancılıkla uğraşanlara avans ve 0 faizli kredi verilecek.
– Şehit yakınları, dul ve yetimlere devlet sahip çıkacak.”
YAPACAKLARIMIZI SÖYLÜYORUZ


Milliyetçi olsun, halkçı olsun, Atatürkçü olsun herkesin yerinin BTP olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, “Ben yapmayacaklarını söyleyen insanlardan değilim” şeklinde konuştu.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yerel seçim çalışmaları kapsamında açıklamalarda bulundu. “IMF’nin dediğinin dışına çıkmazsın. Borç alarak devleti borçlandıracaksın. Devleti haczettireceksin ve bu kafayla hizmet yapacağını iddia edeceksin” şeklinde hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli Ekonomi Modeli’nden (MEM) başka çaremiz kalmamıştır diye konuştu.

MEM’i dünya uyguluyor

Beş ayrı uluslararası kongre ile dünyaya deklare ettikleri Milli Ekonomi Modeli’nin tüm dünya ülkelerini içinde bulunduğu krizden çıkaracak tek model olduğunu ifade eden
BTP Genel Başkanı Prof. Baş, sosyal devlet modelinin Rusya’dan Venezuela’ya, ABD’den Baltık ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada kısmen uygulandığını söyledi ve AKP hükümetinin de Milli Ekonomi Modeli’nin projelerinden istifade ederek sosyal yardım paketi hazırlığına dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İktidar partisi de projemizin sağından solundan çarparak, çırparak o da uygulamaya başladı. Hayrola güneş yeni mi doğdu? Sen kim bu parayı vermek kim? Sen ne yapacaksın? Milleti ve devleti borçlandıracaksın seçim yatırımı için bir defaya mahsus olmak üzere verip, gene bildiğin oyunu oynayacaksın.”

Ben yapmayacağımı söylemem

Milli Ekonomi Modeli’nin en temel noktalarından birinin ‘Vatandaşlık Maaşı’ olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Baş “siyaset tarihinde bir ilke imza atarak bu projemizi noter onaylı taahhütname yaptık” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi’nin vatandaşlara verdiği noter tasdikli taahhütnameyi elinde tutarak konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Ben onlar gibi yapmayacaklarını söyleyenlerden değilim.. Yapmayacaklarınızı neden söylüyorsunuz, bu münafıklığın alametidir. Müslüman’ın alameti budur. Ben Türkoğlu Türk’üm. Müslüman Türk’üm” dedi.

Birlik çok önemli

Konuşmasında Türkiye üzerine oynanan oyunlar konusuna da giren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğinin bozulmaya başlamış olmasıdır” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Eğer bu iş maddeyle oluyorsa da bunu yapacağız, manayla da oluyorsa bunu yapacağız. Büyük Türk milleti devletinle bir olacaksın, askerinle bir olacaksın, sivilinle bir olacaksın ve kardeş olacaksın. Buna mecbursun mecburuz.”

Milliyetçinin de halkçının da yeri burasıdır

Bu ülkeyi yeniden tek yürek tek bilek yapacak kadronun Bağımısz Türkiye Partisi kadroları olduğunu ifade eden Prof. Baş konuşmasının son bölümünde Türk milletine şöyle seslendi: “İşçim, memurum, emeklim, orman köylüm, tarım kesimi ve özürlü kardeşim senin partin Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Milliyetçi olmak istiyor musun? Yerin burasıdır. Halkçı olmak istiyor musun? Yerin burasıdır.”

TUNALIM...

17 Şubat 2009 Salı

OVAAKÇA'DA TARİH YAZILDI...

Bursa Ovaakça da tertiplenen “Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları” adlı sempozyumun kapanış konuşmasında dünyanın muhtaç olduğu ekonomik ve sosyal buhranların çözümünün Milli Ekonomi Modeli (MEM) olduğu dile getirildi…
Bu yazımda Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği(UBEMB) Başkanı ve Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın kapanış konuşmasından alıntılar yapmak istiyorum. Sempozyum konuşmasında vatandaşa olan sitemini dile getirirken şu ifadeleri kullandı;
“Sorunlarla uğraşan milletime iş, aş, vatandaşlık maaşı gibi vaatlerde bulunduğumda, bu adam boş konuşuyor, bunların olması mümkün değil dediler. Beni dinlemediler. Sanki onlara açlık yokluk vaad etmişim gibi beni suçladılar. Halbuki ben onlara açlık yokluk değil, iş ve aş vaad etmiştim… Bu şuna benzer; Horoza kıymetli bir inci vermişler, o da ben istemem bana bir avuç darı verin, yeter demiş. Benim söylediklerime Amerika, Rusya, Çin, Almanya, Venezuela’nın da arasında bulunduğu 42 ülke olur diyor ve modelimden parçalar şeklinde uygulamalara geçiyorlar.. Peki şimdi ne diyeceksiniz”
“MEM in uygulanmaya konulduğu ülkelerden bahisle ilk uygulamanın gerçekleştiği Rusya’dan örnek vermek istiyorum. Rusya nın bu modelle tanışması, Benim başkanı olduğum Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği(UBEMB) nin ikinci başkanı Rusya ilimler akademisinden Prof. Dr. Lisichkin vesilesiyledir. Benden de müsaade alarak Putin’e modeli sundu ve 16 Mayıs 2006 tarihinde Rusya’da 3 yıllık kalkınma hamlesinde MEM den bazı parçalar yer aldı ve uygulanmaya başlandı..MEM den 9 madde alındı. Ben birkaç tanesine değineceğim;
*Rusya 9000 dolar doğum yardımı verilecek.
*Kadınlara emeklilik hakkı verilecek.
*Yer altı yer üstü kaynakları devlet millet ortaklığıyla yapılacak.
*Maaşlarda ciddi artışlar yapılacak
*Stratejik kurumların özelleşmesine karşı çıkılacak, belirlenen kurumlar, öncelikle özelleşmiş olsa bile mutlaka devletleşmesi sağlanacak.
*Tüketici desteklenecek.
“Yanlış anlamayın, Rusya artık ABD ye kafa tutmakta ve artık bende varım demektedir. Dünya tek kutupluluktan, çift kutupluluğa dönmüştür. Rusya bu gücü MEM den almıştır…”
“MEM den parça parça uygulamaları 42 ülke sistemlerine almıştır…
Brezilya; IMF ye geriye dön marş marş dedi ve ilişkileri bitirdi.
Venezulea; Ekonomisini millileştirmeye başladı…
Almanya; Merkel hükümeti her Alman vatandaşının cebine, 500 Euro konmalıymış diyor.
Vatikan; İtalyan hükümetine ev kadınlarına maaş bağlanması yönünde tavsiyede bulunmuştur (14.1.2009) Vatikan örneği çok önemlidir. Çünkü Hıristiyan inancında kadın doğuştan günahkardır. İnancında yeri olmayanlar bile bizden alıntılar yapmaktadır…”
“Milli Ekonomi Modeli öyle parça parça uygulanmakla netice alınamaz, model komple bir bütündür, her parça diğerini tahrik edecek ve bütünü tamamlayacak niteliktedir.”
“Başbakan diyor ki alternatifi olanlar varsa gelsin. Var sayın başbakan var, sen bunu biliyorsun, ben yüce Türk Milletinin huzurunda söz veriyorum. Gelin el ele verelim ve şu milleti doyuralım, sırtını giydirelim. IMF kapılarında boşuna dolaşmayalım. Ben partimden istifa edeyim, partimi kapatayım, sana danışman olayım. Ben varım, sen var mısın?”
Şimdi Prof. Dr. Haydar Baş’ı anlamaktan uzak, art niyet besleyen, yarasa kafalıların; başlarını ellerinin arasına alıp, Onun özelde milletimiz, genelde insanlık için gerektiğinde baş, gerektiğinde ayak olmaya hazır olduğunu görüp; asıl derdinin ikbal değil, vatan ve millet olduğunu anlama ve tövbe etme zamanı gelmiştir umarım…

Uğur Kepekçi-TUNALIM...

16 Şubat 2009 Pazartesi

VALİ AMCA BİZE DE YOK MU?

YSK yasak diyor…
Savcılar göreve çağrılıyor…
Valiler son sürat dağıtmaya devam ediyor..
Hükümet eleştirenleri gönül engelli olarak suçluyor..
Vatandaş dağıtımın adaletli olmadığını, dile getiriyor..
Sadakadan pay alamayanlar “vali amca bize de yok mu?” diyor..
Bir kargaşadır gidiyor, şu meşhur sosyal devlet anlayışı ne memen bir şeyse arada kaynayıp gidiyor…
Seçim sathı mahalline girdiğimiz şu günlerde milletin kafası alabildiğine karıştı. Yapılan işin adını koymaya çalışıyor milletimiz; Sosyal yadımı mı? Sadaka mı? Rüşvet mi? İstismar mı? Devletin malı deniz, yemeyen… mi? Anayasal hak mı? Bu şeyleri alsak mı, almasak mı? Sarımsaklasak da mı saklasak ? Sarımsaklamasak da mı saklasak?
Sizinde kafanız karıştı değil mi aynen benim gibi...

Kafalarımızın karıştığı, seçimlerin kızıştığı,Valilerin yarıştığı bir zamanda; Bursa Ovaakça’da Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği(UBEMB) tarafından düzenlenen “Türkiye ve Dünyada Ekonomik Buhran ve Çıkış Yolları” adlı sempozyumda bu konunun gerçek analizini Araştırmacı yazar Dr. Ali Bestami Kepekçi yaptılar. Sunumundan önemli gördüğüm kısımları istifadenize sunmak istiyorum efendim;

“Günümüz ekonomisinde bazı hükümetler; sözüm ona vatandaşları yoksulluktan kurtarma adına; Sosyal devlet kavramının topluma yansıması olarak vatandaşa kömür dağıtmayı, gıda yiyecek dağıtmayı anlarlar.
Evet, Sosyal devletin gerçek açılımı yemek dağıtmak, kömür dağıtmak mıdır?
Sosyal haktan bahsedebilmek için:
*Koşulsuz olmalı;
Bir kere şunu ifade edelim ki; vatandaşın doğuştan gelen bir hakkı vardır. Ve bu hak, koşulsuz olmak durumundadır. Eğer bir şeyi hak etmek için a,b,c,d şartlarını yerine getirmeniz gerekiyorsa aslında bir hakkınız yok demektir. Böyle bir hak, hak değildir.
*Temel ve Anlamlı olmalı
*Jestten İbaret olmamalı
*Paternalist Yaklaşımla Verilmemeli (elinden ekmek yedirme, mantığı)
Gerçek bir anayasal hakkın verilmesinden söz edebilmek için; gelirin “paternalist yaklaşımla” verilmemesi gerekir.
Nedir “paternalist yaklaşım”:
Paternalizmin ruhu “elinden ekmek yedirme” zihniyetidir.
Şunu unutmayalım; insanlar kölelerine, hayvanlarına, dilencilere ekmek verir ve yedirir. Özgür insanlar ise bireysel ve toplu haklara sahiptir. Kimsenin elinden ekmek yemezler. Bu hakları almak için kimsenin elini öpmek veya verdiği ekmeği yiyerek, sevinçle kuyruk sallamak zorunda değillerdir. Sosyal politikanın; “paternalist” bir yaklaşımdan uzak, kişilerin inisiyatifine indirgenmeyen bir temel hak ve özgürlük alanı olması gerekir.
Söz konusu ülkenin tüm vatandaşlarını kapsayacak özellikte olmalı.

Daha az yoksul olanların gelir tespitine dayalı yardımlardan gerçekten faydalanma ihtimali daha yoksul olanlara oranla sıklıkla daha yüksektir. Bir sosyal meslek sahibi olan birisi olarak da söylüyorum: “Toplumdaki daha düşük gelirli gruplar regresiftir; içine kapalıdır.” İyi gözlemlemek gerekir ki; “Acaba bu tarz sosyal yardımı gerçekten ihtiyaç sahibi olanlar mı alıyor; yoksa işini bilenler mi ?” Bunu çok iyi düşünmemiz gerekir. Bu yüzden gelir tespitine dayalı sosyal yardımlar ile çok yoksul kesimleri tespit ettik; onlara yardımcı olduk demek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
*Damgalayıcı olmamalı;
Gelir tespitine bağlı sosyal yardım; damgalayıcıdır. Gelir tespiti ve form doldurma vatandaş için damgalayıcıdır.
*Bu gelirin nasıl kullanılacağına vatandaşın kendisi karar verebilmeli
*Bireysel ve Eşit olmalı

Günümüz ekonomisinde yapılan “toplumu dilenci konumuna getirme kültürünü” yaymaktan başka bir şey değildir. Aslında bu uygulamalar, kapital sistemle birlikte; toplumun dilenecek halde yoksulluğa düşürüldüğünün bizzat uygulayıcı hükümetler tarafından teyit edildiği ve hatta toplumsal bir ayıbın bizzat devlet tarafından ve devleti idare edenler tarafından organize edildiğinin ispatıdır. Yani kapital sistemin çöküşünün başka bir açılımıdır.”

Ey Türk Milleti görüyor musunuz birileri sizi dilenci konumuna koyuyor, vatandaş da ben senden daha dilenciyim yarışında… Ne diyelim kendi düşenin ne kadar ağlamaya hakkı var bilmem ki?

Uğur Kepekçi-TUNALIM...

07 Şubat 2009 Cumartesi

MİLLİ EKONOMİ 'in' KAPİTALİZM 'out'

Küresel krizden büyük darbe yiyen ülkeler çıkış kapısını Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde arıyorlar. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke MEM’den istifade ederek teşvik paketi açıkladı.

40’ın üzerinde ülke MEM dedi
Dünya ülkeleri, bir yılı aşkındır dünyayı etkisi altına alan, derinliği hala belli olmayan ve de ekonomi yönetimlerini uykusuz bırakan küresel kriz için çare arıyorlar. Krizin Kapitalizmin yapısından kaynaklandığını farkeden ülkeler çareyi Kapitalizmin dışında arıyorlar. Bu noktada da karşılarına bir tek model çıkıyor: Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli. Tüketim yanlı tek model olan Milli Ekonomi Modeli’nin tüketimi teşvik uygulamaları ülkeler tarafından bir bir uygulanıyor. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke teşvik paketi açıkladı ve bu paketlerde tüketimin canlandırılmasına da önem verildi. Şimdi bu ülkelerden bazılarını sizlere aktaralım:

RUSYA: MEM’in 8 projesini hayata geçirdi
16 Mayıs 2006 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da, Rusya’nın 80 ayrı bölgesinden 457 akademisyen, işadamı ve siyasetçinin katılımıyla gerçekleşen Rusya’nın gelecek stratejilerini ve bugünkü durumunu değerlendirme toplantısında Milli Ekonomi Modeli, Rusya’nın 3 yıllık kalkınma planına alındı. Rusya MEM’den istifade ederek attığı adımlar şunlar:
1. Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı vermeye başladı.
2. Ev hanımlarına emeklilik hakkı verildi.
3. Yer altı kaynaklarını devlet–millet ortaklığıyla işletmeye başladı.
4. Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus Rublesi talep edilmeye başladı. Rusya ve Çin aralarında yapacakları ticarette dolar yerine kendi paralarını kullanma kararı aldı.
5. Asgari ücreti 2000 dolara çıkarma kararı aldı.
6. Maaşlara büyük oranlarda zamlar yapıldı. 2007 Eylül ayından 2008 Eylül ayına kadar olan dönemde Rusya’da ortalama maaş artışı yüzde 29.4 oldu.
7. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
8. Enerji, iletişim, savunma ile alakalı 42 sektörü stratejik ilan etti, yabancılara özelleştirilmesinin önünü kapattı.

Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı İgor Şuvalov, ABD’de kasım ayında gerçekleştirilen G20 zirvesinden bir ay önce, “Dünyadaki mevcut uluslararası mali sistem bugün yaşadığımız koşullarla örtüşmüyor. Rusya Federasyonu, bu konuyu yıllardır gündeme getiriyor” dedi. Şuvalov, Rusya’nın kabul ettiği 2020 yılına kadar olan süreyi içeren bir ekonomik programı olduğunu ifade etti.

ABD: Çabuk harcayacakların cebine para koydu
ABD (eski) Başkanı Bush, “çabuk harcayacakların cebine para koyma” amaçlı, yani tüketimi teşvik edici 168 milyar dolarlık bir ekonomi paketi devreye koydu (Ocak 2008). CNN televizyonuna demeç veren Bush, “piyasa ekonomisi sistemini kurtarabilmek için piyasa ekonomisinin kurallarını bir kenara bıraktım” dedi. Böyle bir şey yapmaktan ötürü “üzgün” olduğunu da itiraf eden Bush, “ekonominin çökmemesi için bu yola başvurduğunu” anlattı. (17.12.2008)
ABD Senatosu, mali kurtarmalar için ayrılan fonların harcanmayan 350 milyar dolarını serbest bıraktı. Bu paranın bir kısmı tüketimi teşvik, küçük işletmeler ve belediyelere kredi için kullanılacak. 50-100 milyarlık bölümü de el konulan ipotek altındaki ev sayısını azaltmak için değerlendirilecek (16.01.2009).
Obama’nın 825 milyar dolarlık tarihi boyuttaki paketinde 275 milyar dolara varan tüketimi teşvik amaçlı vergi indirimi ve muafiyetleri var. Paketin içinden 90 milyar dolar eyaletlerin sağlık harcamalarına 80 milyar dolar eğitime 43 milyar dolar da ulaşıma gidecek. (16.01.2009)
Obama’nın kurtarma planında yıllık geliri 200 bin doların altındakilere vergi indirimi yapılması, işe ek adam alan şirketlere de vergi kolaylıkları öngörülüyor. Çoğu işçi için 500, çiftler içinde bin dolarlık vergi indirimi öngören planda işletmeler için de 100 milyar dolarlık vergi indirimi planlandığı belirtiliyor. (07.01.2009)

VATİKAN: Ev hanımlarına maaş verilmesini önerdi
Vatikan, İtalyan hükümetine başvurarak ev kadınlarına maaş bağlanmasını önerdi. Bu öneri Eşit Fırsatlar Bakanı Mara Carfagna tarafından olumlu karşılandı. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli, evkadınlarının çocuk yetiştirip, bakıma muhtaç yaşlılara baktıklarını, eşlerine destek olduklarını hatırlatarak, “Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gerektiği atılımları ve yardımları tek başlarına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için mali dengeleri sağlama yolu ile kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz” dedi.

BREZİLYA: IMF ile bağlarını kopardı
Brezilya, 2005 MEM kongresinden bir ay sonra MEM’in çözümlerinden istifade ederek IMF ile bağlarını tamamen kopardı, milli politikalara ağırlık verdi ve neticesinde cari fazla veren, AB ve ABD’ye zerre kadar bağımlılığı kalmayan, istihdam problemini çözen bir ülke oldu.

VENEZUELA: Ekonomisini millileştirdi
Venezuela, Bakü’deki MEM kongresinden sonra Milli Ekonomi Modeli eserini talep etti. Venezuela o gün bugündür ekonomisini millileştirmeye çalışıyor.

ÇİN: İç talebi canlandırıyor
Çin hükümeti, iç talebi canlandırmaya yönelik 586 milyar dolarlık (4 trilyon yuan) teşvik paketi açıkladı. Başbakanlığın resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Çin’in, etkin bir mali politikayı benimseyeceği, 17,5 milyar dolarlık (120 milyar yuan) vergi yardımları sunulacağı ifade edildi. (10.11.2009)

ALMANYA: Herkesin cebine 500 Euro konulanacak
Almanya’da Merkel hükümetinde koalisyonun ortağı olan Sosyal Demokrat Parti SPD, krizden kurtulmanın tek yolunun herkesin cebine 500 euro para koymak olduğu görüşünü ortaya attı. SPD Genel Başkan yardımcısı Andrea Nahles, alışveriş yapmak şartıyla yetişkin olan her Alman vatandaşının cebine 500 euro para konulmasını önerdi. (04.12.2008)
Almanya’da koalisyon hükümetinin ortakları ekonomiye 50 milyar euro’luk kaynak ayıracak ikinci ekonomik paket üzerinde anlaşmaya vardı. 1 Temmuz’da sigorta primleriyle vergilerde indirim yapılacak, emekli maaşları da artırılacak. Bu paketle iki çocuklu bir ailenin yılda 400-500 euro avantaj elde edeceği açıklandı. (14.01.2009)

AVUSTRALYA: Düşük ve orta gelirlilere nakit verilecek
Avustralya hükümeti, küresel krizden korunmak için 26 milyar dolarlık (42 milyar Avustralya doları) teşvik paketi hazırlıyor. Paketin, 28,8 milyar Avustralya dolarlık kısmının altyapı yatırımları, okullar ve konutlar için kullanılacağı, 12,7 milyar Avustralya dolarının ise düşük ve orta gelirlilere Mart ayında ödenecek nakitten oluştuğu belirtildi (04.02.2009)

İNGİLTERE: Her bir işsiz için 2 bin 500 sterlin...
Başbakan Gordon Brown’un açıkladığı plana göre, her bir işsizin eğitimi ve yeniden iş sahibi yapılması için işverene 2 bin 500 sterlin ödenecek. İngiltere 754 milyon dolar harcayacak. İşsiz sayısının 3 milyona ulaşması beklenen İngiltere’de hükümet bu planla 500 bin kişiye yeni iş yaratmayı hedefliyor. Diğer yandan Küçük İşletmeler Federasyonu ek 400 bin kişilik istihdam yaratılması için ek bir plan yürürlüğe sokmaya hazırlanıyor. Buna göre indirilmiş vergi oranları gibi uygulamalar gündeme gelecek. (14.01.2009)

ŞİLİ: Yoksul çucuklara, düşük maaşlılara destek...
Şili, küresel ekonomik krizle savaşabilmek için 4 milyar dolarlık teşvik planı açıkladı. Paket, yoksul çocuklara ve düşük maaşlılara yardım yapılması, okulların ve kliniklerin onarılması gibi uygulamaları da içeriyor. Paket, bir defaya mahsus olmak üzere 18 yaşının altındaki yoksul çocuklara 63 dolar yardım yapılmasını öngörüyor. Ödemelerin, okulların eğitime başladığı mart ayında yapılması planlanıyor. Bu arada, 18 ile 24 yaş arasındaki düşük ücretlilere de maaşlarının yüzde 10’u oranında yardım yapılması öngörülüyor. (13.01.2009)

İTALYA: Mağdurlara vergi indirimi...
İtalya 80 milyar Euro harcayarak, daha fakir ailelere ve mortgage mağdurlarına vergi indirimleri sağlayacak. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 80 milyar Euro’luk kurtarma paketini açıklarken İtalyanları harcamaya davet etti. (30 Kasım 2008)

JAPONYA: Tüketimin artması için bütçe...
Japonya 2. teşvik paketini de onayladı. 54 milyar dolarlık ekstra bütçe, Başbakan Taro Aso’nun partisi ile muhalefet bloku arasında saatler süren kavgadan sonra onaylandı. Paket, küçük işletmeler için kredi olanaklarını genişletmeyi ve 22.3 milyar doları ise tüketici harcamalarını artırmak için vergi verenlere nakit ödeme yapılmasını içeriyor. Bu paketle, ev sahipleri için vergi kesintilerinin finanse edilmesine yardımcı olmak, küçük iş yerlerine kredi vermek ve işten çıkarılanlara yardım etmek amaçlanıyor. (29.01.2009)

GÜNEY KORE: Paketin dörtte biri talebi canlandırmak için
Güney Kore hükümeti ekonomiyi canlandırmak için piyasalara yaklaşık 11 milyar dolar pompalayacağını açıkladı. Paranın hemen hemen dörtte üçü büyük kamu projelerinde kullanılacak. Kalan dörtte biri ise tüketicileri yeniden alış verişe ısındırmak için vergi indirimi olarak düşünülüyor. (03.11.2008)

PORTEKİZ: Kurumlarını millileştiriyor
Portekiz Maliye Bakanı Fernando Teixeira dos Santos, Portekiz bankası Banco Portugues de Negocios’un (BPN) iflasa çok yaklaşması nedeniyle bankanın millileştirileceğini açıkladı. (03.11.2008)

Güney Kıbrıs Rum Kesimi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ekonominin güçlenmesi amacıyla alınan yeni önlemleri açıkladı. Hristofyas, Rum hükümetinin göçmenler için yeni evler, yeni okullar ve sosyal yardımla ilgili yeni binalar inşaa edilmesi yönünde karar aldığını duyurdu. Hristofyas, yerel turizmi güçlendirmeye ilişkin bir planı ve inşaat sektörü için düşük ve orta gelirli çiftler için yeni bir kredi planını uygulamaya karar verdiğini kaydetti. (04.02.2009)

MACARİSTAN: Taksit ödeyemeyenlere yardım yapacak
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı. (06.02.2009)X


“Modelin sahibinden bahsetmiyorlar”
Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Xosrov Kerimov, dünya ekonomi yönetimleri üzerinde ciddi etkileri olan birçok bilim adamının Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden alıntı yaptığını ama modelin isminden ve sahibinden bahsetmediklerini belirtti. Prof. Dr. Kerimov açıklamasında şunları söyledi:
“İktisat konusunda son yazılan eserleri incelediğimde yazarların Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinden etkilendiklerini görüyorum. Mesela Bogomolov ve onunla beraber Rusya’nın iki görkemli âlimi, Buzgalin ve Kavganov ve yahut da Nobel ödüllü Stiglitz’in fikirleri var. Tüm bu fikirlerde Haydar Baş’ın tezlerine yakınlaşmaya başladıklarını görüyoruz. Bütün bu gerçekler, Haydar Baş’ın fikirlerinin hayati fikirler olduğunu ve yaşayan fikirler olduğunu bize haber vermektedir. Geleceği olan fikirlerdir. Ama beni üzen bir mesele var. Hocamızın fikirlerinden istifade ediyorlar ama onun adını dile getirmiyorlar. Prof. Dr. Haydar Baş’ın adını anlamalarına egoizmleri engel oluyor. Ama eminim ki bu uzun sürmeyecek ve hepsi itiraf edeceklerdir” M.Çabas---TUNALIM...

02 Şubat 2009 Pazartesi

DAVOS'TA GÖSTERİLEN TAVRIN İÇİ DOLDURULMALI

Davos’ta düzenlenen Gazze ile ilgili panelde Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği tavır, Türkiye’de ve dünyada geniş yankı buldu.

Özellikle Türkiye’de büyük heyecana sebep oldu, takdir topladı.

Öncelikle bu olay milletimizin nasıl bir dış politika izlemesi gerektiğini gösteriyor.

Buna göre milletimiz;

- Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada dik durmasını istiyor, söz sahibi olmasını istiyor.
- Baş olmasını, uydu olmamasını istiyor.
- Ezilmemesini, ezenlere destek olmamasını istiyor.
- Mazlumlara sahip çıkmasını istiyor.
- Kendi yolunu, kendi bağımsız ve hür iradesiyle çizmesini istiyor.

Davos olayının en önemli mesajı budur. Mesajın iyi okunması gerekmektedir.

Ancak bu Davos tavrının samimi olduğundan hareket edersek şu iki soruya cevap bulmamız zaruridir.

Kamu vicdanında sorulan bu soruya AKP iktidarının ve özellikle sayın başbakanın cevap vermesi gerekir.

Soru 1: Eğer Davos tavrı esas ise o zaman 6 yıllık AKP iktidarları döneminde İsrail ve ABD ile stratejik müttefiklik, İsrail ile siyasi, askeri ve ekonomik işbirliği ve dayanışmanın sorgulanması gerekmez mi?

Soru 2: İsrail katliamı ilk defa mı yapıyor?

2 yıl önceki Lübnan katliamına neden böyle bir tepki gösterilmedi?

İsrail’in gerçek müttefiki ABD’nin Irak’ta yaptığı 1,5 milyon insanın şehit edilmesine neden tepki gösterilmedi, tam tersi lojistik ve siyasi destek verildi?

Neden daha önce İsrail ile yapılmış anlaşmalar yürürlüğe konuldu?

Üstüne üstlük AKP döneminde de tarım, enerji ve askeri sahada bir çok yeni anlaşmaya imza atıldı.

TBMM’inde ağırlanıp, konuşma yaptırılan, Davos’ta tartıştığınız İsrail Cumhurbaşkanı Peres değil miydi?

Gazze katliamından çok kısa bir müddet önce imzalanan 167 milyon dolarlık roket alımı anlaşması ve görüşmeleri halen süren 8 Heron uçağı anlaşması nasıl izah edilebilir?

Davos olayından sonra sayın Başbakan’ın “tavrım moderatöredir, İsrail ile ilişkilerimiz bozulmaz” açıklaması bu tavrın samimiyetine gölge düşürmektedir.

Sayın Başbakan eğer Davos tavrında samimi ise, bu tavrın bir siyasi eyleme dönüşmesi gerekmektedir..

Hiç değilse İsrail büyükelçisini gönderebilir veya İsrail büyükelçimizi geri çekebilirdi.

Gazze katliamı ortadayken, yahudi kongresinin kendilerine verdiği üstün cesaret madalyası neden hala iade edilmemektedir?

Davos’ta bu anlamlı tepkiyi ortaya koyan başbakan, “ölü doğdu” dediği Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığı görevine hala devam edecek midir?

Sonuç itibariyle Davos tavrı, milletimizin takdirini kazanmıştır. Ancak şimdi kamuoyu 6 yıllık iktidar döneminde İsrail'le sürdürülen ilişkilerin sorgulanmasını beklemektedir.

Daha önemlisi bundan sonra Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl seyredecektir?

Türkiye, ABD’de Obama’nın da göreve başladığı bu dönemde, bölgesinde ve dünyada kendi milli görüşü doğrultusunda ortaya tutarlı bir dış politika koyacak mıdır?

Millet bunu bekliyor.

Bundan sonraki süreç bir samimiyet testi olacaktır..

Eğer bu tavır içi doldurulamayacak, siyasi bir projeye dönüşmeyecekse, Davos tavrı seçimlerin de yaklaştığı bir dönemde bir şov olmaktan öteye geçemeyecektir.

Unutmayalım ki, Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu şu esas, Türkiye’nin istikbalini belirleyecektir.

Uluslararası ilişkiler karşılıklı menfaat ve zarar esasına dayanır.

Güçlü ve caydırıcı olmak, bölge ve dünyada insiyatif kullanmak Türkiye’nin hedefi olmalıdır.
Tarih boyunca insan hak ve hürriyetlerinin teminatı olmuş milletimiz bugün dahi bu misyonun sahibidir.

Zulme destek olmamak, mazlumu korumak Türk Milleti'nin şiarıdır.

Şimdi sayın Başbakan'dan ve AKP iktidarından bu doğrultuda yeni bir siyasi çizgi belirlemesini bekliyor, yüce milletimizin hissiyatını paylaşıyoruz.
TUNALIM....