30 Aralık 2008 Salı

FİLİSTİN'E TÜRKİYE SAHİP ÇIKMALI...

İsrail’in saldırıları karşısında hükümetin, ‘öpmek istemem seni, sorarım yanağın nerede’ hikâyesiyle eş anlamlı davrandığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Filistin halkına Türkiye sahip çıkmalıdır” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş İsrail’in Filistinlilere yönelik olarak Gazze’ye geçekleştirdiği saldırı üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Filistin olayında alınması gereken bir dersten bahisle son olaylara değinen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Aslında Filistin toprakları hepimizin bildiği gibi orada yaşayan İsraillilere maalesef bizzat Filistinliler tarafından pazarlanmıştır. Yani satılmıştır. Biz üniversitede okurken satılan toprakların mahiyeti hakkında tanıdığımız Filistinli arkadaşlarımıza sorular sorduğumuzda, dedelerine ve babalarına beddua ettiklerini, yanlış bir iş peşinde olduklarını bize cevap olarak veriyorlardı. Hülasa İsrail, gökten zembille inerek o topraklara gelmedi” dedi.

Türkiye sahip çıkmalı
İsrail’in merasim için toplanan öğrencilerin üzerine bomba yağdırdığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “300’e yakın insan İsrail tarafından şehit edildi” dedi. İsrail saldırılarının uzun yıllardan beri devam ettiğine dikkat çeken BTP Genel Başkanı “yapılması gereken Türkiye’nin o bölge halkına sahip çıkmasıdır” diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Yapılması gereken, Türk hükümetlerinin o bölge halkına sahip çıkmasıdır. Türk hükümetlerinin sahip çıkması Filistin halkını bir defa çok rahat bir zemine kavuşturacak. Can, mal ve namus emniyeti ciddi bir biçimde yaşanacaktır. Dikkat ederseniz, Filistin olaylarının başladığı günden bu güne kadar o coğrafyadaki halkla gerek kültür, gerek maneviyat, gerek din bakımından sanki hiçbir ortak yönümüz yokmuş gibi uzaktan seyirci kalıyoruz. Bu hakikaten bize göre çok yanlış bir davranış. Olması gereken bu değildir. O topraklar üzerinde yaşayanlar her şeyden evvel bizim Müslüman kardeşlerimiz. Bir kültür birlikteliğimiz bir medeniyet birlikteliğimiz var. Kabul etsek de etmesek de tarihten gelen bir siyaset birlikteliğimiz var. Bu kadar birlikteliğimiz olan insanlarla biz bu günlerde birlikte olmayıp, onların elinden tutmayacağız, hangi zamanda el tutacağız?”

Devlet işlerinde ‘görüşmem’ denilmez
İsrail Başbakanı Ehut Olmert’İn bir hafta önce Türkiye’de Başbakan Erdoğan’la görüştüğüne işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “bu görüşmede İsrail’in Gazze’ye saldıracağı konuşulmadı mı?” diye sordu. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İsrail Başbakanı Olmert, bir hafta evvel Sayın Başbakanımızla birlikteydi. Şimdi bu olacak olan hadiseleri Sayın Başbakan Olmert’ten ima yoluyla bile olsa duymadı mı? Kesinlikle duydular. Çünkü ateşkes olayının ihlali yeni değildi. Olmert’in Türkiye’de olduğu günlerde Hamas tarafından füzeler karşı tarafa atılıyordu. Bunlar konuşuldu. Ne konuşuldu ki, Sayın Başbakan bir daha dönmemek üzere bütün kapıları kapattı? ‘Olmert’e dönmeyeceğim’ diyor. Niye dönmeyeceksin? Sen çocuk mu kandırıyorsun. Senin vazifen, olan olayları yorumlayıp, önünü kesmektir. Oradaki insanların can, mal ve din emniyetine sahip çıkmaktır. Sen bunu ne zaman yapacaksın ki? Olmert Türkiye’ye geldiğinde yapmadın. Aranızda yapılan konuşmalarla beraber belki de bu taarruzun imkânları senin de farkında olmadığın bir şekilde hazırlanmıştır. Şimdi de diyorsun ki ben bunlara telefon açmam, onlarla görüşmem. Çocuk mu kandırıyorsun? Devlet işlerinde ben konuşmam, telefon açmam sözcüklerinin yeri olabilir mi?”

Hükümet atalet içinde
İsrail’in Filistin’e saldırısında hükümetin atıl kaldığına dikkatleri çeken Prof. Dr. Haydar Baş, bu ataletin bir an önce terk edilmesi gerektiğini söyledi. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türk hükümeti bana göre de bu konularda maalesef çok atıl vaziyette kalmıştır. Bu ataleti bir an önce terk etmesi ve oradaki insanlara duygusal değil, hukuki yönden sahip çıkması lazım. Neden? Çünkü sen Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı değil misin? Yani Bush’un müdahalesini en kısa zamanda temin edecek birinci insansın. Bush’la da konuşmuyorsun. BM sekreteriyle konuşuyorsun. Ne alakası var yahu? Yani asıl oranın patronuyla beraber senin ciddi bir hukukun olmasına rağmen onunla konuşmuyorsun ve hiç ilgisi olmayan BM sekreteriyle bu konuyu halletmeye çalışıyorsun.
Bu ‘öpmek istemem seni, sorarım yanağın nerede’ hikâyesiyle eş anlamlı bir davranış tarzıdır. Hükümetin de bundan sonra Filistin meselesinde ciddi düşünmesi ve bu konuda nasıl çözülecekse hem Filistinlileri bu konuda ikna etmesi hem de İsrail’i bu konuda tatmin etmesi lazımdır. Böylece artık bu yaranın kanamasının durması gerekmektedir.

Katil İsrail vuruyor dünya duruyor
Dünyanın suskunluğundan aldığı cesaretle İsrail, Filistinli müslümanların üzerine canavarca bomba yapdırmaya yine devam etti. Şu ana kadar 350’den fazla şehit verildi.




İsrail’in Gazze’ye bu güne kadar emsali görülmemiş vahşilikte saldırısında ABD yapımı çok güçlü bombalar kullanıldı. 350’den fazla kişinin öldürüldüğü saldırılarda aralarında kadın çocukların da bulunduğu binlerce Filistinli yararlandı.
İsrail, 1967 yılındaki 6 Gün Savaşlarından bu yana bir defada bu kadar çok kişinin öldürüldüğü saldırı gerçekleştirmemişti. İsrail daha önce de Gazze ve Batı Şeria’ya ikinci intifada boyunca saldırmış, polis merkezleri bombalanmış ama bu kadar can kaybı yaşanmamıştı. O dönemde hedefte Hamas yerine El Fetih olmuştu.

Son saldırı resmi olarak “Hamas’ın karargahları”na yönelik olarak açıklansa da, saldırının özellikle gündüz saatlerinde gerçekleştirilmesi, polis sivil ayrımı yapılmaması ve Cami, okul gibi özellikle insanların toplu bulunduğu alanların seçilmesi, İsrail’İn hedefinin Lübnan saldırısında olduğu gibi öldürebildiği kadar insan öldürmek olduğunu gösteriyor. Çünkü İsrail, Gazzelilerin ambargo ile yola gelmeyip Hamas’a karşı bayrak açmadığını düşünüyor ve dünyanın sessizliğinden de yararlanarak Filistinlileri cezalandırmak istiyor.

Okullara bomba yağdı
İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi’ndeki İslam Üniversitesi’ni bombaladı. İsrail’in kıyı bölgesine yönelik seri hava saldırılarılarında Hamas’ın kültürel simgesi olarak kabul edilen İslam Üniversitesi de bombalandı. Ayrıca Gazze’de Hamas’ın İçişleri Bakanlığı binası da bombalandı. Olayda binada ölen ya da yaralan olup olmadığı ise henüz açıklankmadı. İsrail’in, önceki gün başlattığı operasyonda ilk kez bir hükümet binasını hedef aldığı belirtildi.

Endonezya savaşçı gönderecek
Endonezya’da İslami Koruyucular Cephesi örgütü, İsrail saldırılarında 350’den fazla kişinin öldüğü Gazze Şeridi’ne göndermek için binden fazla savaşçı toplamayı planlıyor. Örgütün genel sekreteri Ahmed Soebri Lubis, Gazze’ye gönderilecek savaşçıların fiziksel koşullarının iyi olması, güçlü bir inanca sahip ve ölmeye hazır olmaları gerektiğini belirtti. Lubis, örgütün, gelecek birkaç gün içinde başkent Cakarta’daki karargahlarında savaşçı toplamaya başlayacağını kaydetti. TUNALIM...

26 Aralık 2008 Cuma

ANTEP HARBİNDE İŞBİRLİKÇİLER - GAZİANTEP'İN KURTULUŞ DESTANI

ANTEP HARBİNDE İŞBİRLİKÇİLER

Kurtuluş mücadelesinde Antep savunmasının çok büyük önemi vardır.
M. Kemal Atatürk’ün; "Ben Antepliler’in gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi de kurtardılar" sözü, sağlanan bu başarının büyüklüğünü göstermektedir. Elde edilen her değerin kıymeti, o değerin elde edilmesi için ortaya konan gayretle doğru orantılıdır. O zaman kazanılan zaferlerin mutlaka arka planı, öncesi ve sonrasının bilinmesinde de çok büyük faydalar vardır. Bu sayede elde edilecek kazanımlar yeni nesiller arasında milli tarih bilincini artıracak, milletimizin aidiyet duygusu gelişecek, neticesinde de milletin ve devletin bekası sağlanmış olacaktır.

Bugün yaşamakta olduğumuz toprakların, yabancılar tarafından silahla değil ama, kültürel, ekonomik ve siyasal anlamda işgalinin eşiğine getirilmesindeki en büyük etken, tarihte yaşananların yeni nesiller tarafından bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Sözde Ermeni soykırım yaftası ile sürekli başımızı ağrıtmak isteyen şer güçler; Antep’te, Kilis’te, Maraş’ta aldıkları dersten uslanmamış olsa gerek ki, hala tarihi gerçekleri çarpıtmakla meşguller. Hem de sözüm ona içimizden birilerini kullanarak…


Önceki makalemizde de değindik; her ne kadar biz onlara iyi niyet gösterisinde bulunmuşsak da Ermeniler her fırsatta, düşmanlarımızla işbirliği yapmış, bizi arkadan vurmaya çalışmışlardır. Antep Harbi bunlardan en önemlileridir. Yaşanan olaylardan bir kesit aktarmaya çalışalım;


“İngiliz işgali ile beraber savaş sırasında Suriye ve Irak’a tehcir edilen Antep’li Ermenilerde kente geri gelmeye başladılar. Bunlara, Anadolu içlerinden özellikle Sivas’tan, Kayseri’den ve bir kısım bazı doğu illerinden Suriye’ye sürülmüş olup, asayiş sorunları dolayısıyla yurtlarına dönemeyen Ermenilerde katıldı. Yerli ve yabancı 50 000’e yakın Ellilik Ermeni dedikleri yabancılar, Türklere karşı müthiş bir kin ve düşmanlık besliyorlardı. Üstelik bu duygularını fütursuzca, sebepli sebepsiz her yerde açığa vurmaktan çekinmiyorlardı.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

“İngilizler Ermenilerinde desteklerini alarak şehirde istedikleri uygulamayı yapıyor, istediğini tutukluyor, isteği işyerlerini kapatıyor, Antep’liye reva gördüğü bütün uygulamaları hak hukuk tanımadan yerine getiriyordu. Aslında; İngiliz Ermeni işbirliği sayesinde yapılan bu haksızlıklar aynı zamanda Antep’linin gönlünde direniş ateşinin de yavaş yavaş tutuşmasına vesile olmaktadır.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

Ermeni işbirlikçiler, Antebi İngilizlerin Faransıza teslim etmesinden sonra da düşmanla birlikte hareket etmişlerdir.

”29 Ekim 1919 tarihinde İngiliz ordusunun Antep’te ki son bağlantı Subayı Binbaşı Melis, bir taraftan Antep’i boşaltırken, Fransız Birlikleri de Antep-Kilis yolu üzerinden kente giriyorlardı. Yöredeki bin yıllık Türk tarihinin belki de en karanlık dönemi başlıyordu. Ermeni çetelerinden devşirme Lejyon birlikleri ile takviyeli Fransızların kentte ortaya çıkması, Türklerde büyük bir korku ve tepkilere yol açarken, Ermeni toplumunda ise ölçüsüz sevinç gösterilerine neden oldu.”(Antep Harbi/Birol Güngör)

Her anı kahramanlıklarla dolu geçen 10 ay 8 günlük bir sürede Antephalkı; her türlü açlık ve yoksulluğa rağmen dillere destan bir mücadele vermiş, 6000 evladını bu uğurda feda etmiştir. Ve fakat verilen tüm mücadelelere rağmen 8 şubat 1919 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır. Antep’in yeniden Türkiye sınırları içerisine alınması ise hukuken 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile sağlanabilmiştir. Fiili gerçekleşme ise 25 Aralık 1921 tarihinde tamamlanmıştır.

GAZİANTEP’İN KURTULUŞ DESTANI

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir Sancak merkezi idi. Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile birlikte Antepliler ilk defa işgalle tanıştılar. Mondros mütarekesiyle güç bulan itilaf devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak için harekete geçtiler. 17 Aralık 1918'de İngilizler Antep'e girdiler.

Bir yıl süren işgalde, Fransızların istekleri doğrultusunda İngilizler Antebi 29 Ekim 1919 da terk ettiler. Fransızlar, hemen 30 Ekim de Antebe intikal ettiler. Ancak düzenli orduları 3 Aralık 1920 tarihinden itibaren gelmeye başladı.

İşgale katılan Fransız askerleri arasında bölgeden daha önce göç etmiş Ermeniler de vardı. Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler Anteplilere aklılara durgunluk verecek zulüm ve işkence yaptılar. Antep'i yaktılar, yıktılar ve 1920 yılının girişiyle savaş başlamış oldu.

Milletimize soykırım yaftasını yakıştırmaya çalışanların, pamuk kafalıların(!) Antep savunmasında Anteplilerin uğradıkları zulüm ve işkenceleri yakından incelemeleri neticesinde ulaşacakları sonuç “ asıl soykırımcıların Ermeniler” olduklarının gerçeğidir.

İşgal ve zulüm o kadar şiddetle devam etmekteydi ki; 11 ay gibi bir zaman diliminde açlık hüküm sürmüş ve cephanesiz kalınmıştı.

Fransız ve Ermeni çetelerinin hesap etmedikleri bir şey vardı o da; “Aziz Milletimizin en önemli karakterinin bağımsızlık” olduğudur. Antep savunmasında kadın erkek, yaşlı genç ve hatta çocuk denecek yaşta gazi evlatları mücadele vermiş, sonunda kurtuluşa ermişlerdir.

Şehir yakılmış yıkılmış 6000 vatan evladı şehit olmuş ama neticede düşman, tarih boyu unutamayacağı bir ders almıştır.

Bağımsızlık mücadelesi veren ulusların, özellikle de ekonomik, kültürel ve siyasal kıskaca alınan Türk ulusunun; Antep savunmasından alacağı çok dersler vardır. İşgalden kurtulmanın en büyük unsuru “kuvvayi milliye” hareketinin nasıl gerçekleştiğini, milletimizin en zor şartlar altında bile nasıl kahramanlıklar ortaya koydukları, mutlaka yeni nesillere öğretilmesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki üzerinde yaşadığımız vatan toprakları kolay kazanılmamıştır. Ülke topraklarının kazanılmasında, hemen her yörede “kuvvayi milliye” neferlerinin ayak izlerine ve kararlı mücadelelerine tarih tanıklık etmektedir.

Toprak parçalarımız; Fransız çetesinin anasının peçesine uzanan ele tahammül edemeyen Şehit Kâmillerin, işgalcilere aman vermeyen Karayılanların, nice adsız kahramanların, vatanını canından aziz bilen mübarek şehit ve gazilerin ortaya koydukları destansı mücadelesi neticesinde “vatan” haline gelmiştir.

Vatan mücadelesinde adlı-atsız birçok kahramanımızın yanında Şehit Şahinbey’in ortaya koyduğu kahramanlıkların ayrı bir önemi vardır. Özellikle Onun Fransız komutanına yazdığı mektup çok önemlidir. Bu mektup aziz milletimizin genel karakterini ortaya koymaktadır. Antepli Şahin Beyin Fransız Garnizonu Komutanlığına yazdığı mektup, tarihimizin şeref belgeleri arasındadır:

“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara bu topraklar da Türk’e ısındı, kaynadı.
Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz.
Sonra siz hiç ömrünüzde; “Türk esir yaşamaz” diye duymadınız mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.
Sizler canı kıymetli insanlarsınız.
Çatmayın bize.
Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.”
21 Şubat 1920 / Antepli Şahin” (Antep savunması)

Dün bu ruhu taşıyan Antepliler, bugün de aynı ruhu taşımaktadır.
Milletimize ve devletimize göz diken; dünün ve bugünün şer çetelerine ve Ermeni işbirlikçilerine duyurulur(!)

Uğur Kepekçi--TUNALIM...
http://www.ugurkepekci.com/modules.php?name=News&file=article&sid=738&mode=&order=0&thold=0
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

22 Aralık 2008 Pazartesi

ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR...

Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
Sizce bu bir tesadüf müdür?
Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
Yerseniz.
Aziz Karaca--TUNALIM...

14 Aralık 2008 Pazar

EKONOMİK KRİZ ve TÜRKİYE

Senelerdir IMF ile anlaşmanın bu millete asla fayda sağlamayacağını söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’a kulak tıkayan IMF’ci medya, iş çevreleri ve siyasiler hâlâ IMF’den medet ummaya ve medet umdurmaya devam etmektedirler.
Geçenlerde TUSİAD başkanı KDV indiriminden bahsederek; ‘yapılacak KDV indirimi sayesinde vatandaşın elinde kalacak bir miktar sıcak paranın, piyasayı canlandıracağı hakkında’ ifadeler kullandılar.
Arkasından,
Başbakan; “KDV indiriminin asla gündemlerinde olmadığını, aksine, IMF’nin mevcut KDV oranlarının artırılması yönünde taleplerinin olduğu” açıklamaları geldi.
Ancak bu ve benzeri ifadeler, vatandaşın gündeminde bir alt yazı hükmünde yer teşkil etmektedir.
Sayın Baş’ın krizin çözümü hakkındaki fikirlerini, uluslararası kongrelerde teyit eden ilim ve fikir adamları sayesinde bazı çevreler yavaş da olsa dillendirmeye çalışmaktadırlar.
Bu fikirler, duyarlı medya ve yazarlar sayesinde de gündeme taşınmaktadır. Yeniçağ Gazetesinden Hasan Demir Bey bu konuda da güzel bir yazı kaleme almıştır. Bu makaleyi de sizlerle paylaşmak istiyorum:

“IMF, ‘Geberin’, Milli Ekonomi Modeli, ‘Yaşatacağım’ diyor
İşte IMF’nin “krizden çıkış” için Türkiye’den istedikleri:
* 2009 büyümen sıfır olacak. Bütçe harcamalarında 8 ilâ 10 milyar dolar kısıntıya gideceksin.
* Gıda, ilâç, tekstil ürünlerinde KDV’yi yüzde 18’e çıkartacaksın.
* Maaşlarında artışa sebep olacak personel reformundan vazgeçeceksin.
* Sağlık harcamalarında kesintiye gideceksin.
Bütün bunları yaptığında ben de IMF olarak ey Türkiye sana 19 ilâ 25 milyar dolar “faizli borç” vereceğim.
IMF’nin son 50 yıl içerisinde 19’uncu kez dayattığı ve hükümetin, “Krizden kurtulacağım” diye kabul ettiği bu şartlar kelimenin tam anlamıyla “Türkiye’nin batırılması” ve “Türk halkının sefalete mahkûm edilmesi”dir.
Niçin böyle söylüyoruz?
Çünkü IMF, Türk halkının eli para, kursağı yiyecek, hastası ilâç bulamasın istiyor.

IMF şu günlerde gemi korsanlığı ile şöhret bulan Somali’de de benzer bir program uygulamıştı. Somali kendine yeterli bir ülkeydi.
IMF girdi, Amerikan müdahalesi bekler hale geldi.
IMF vasıtasıyla ABD, Somali’ye girecek, Afrika petrollerine el koyacak.
IMF Raunda’da, Brezilya’da, Peru, Bolivya ve Rusya’da yıkımlara sebep oldu. Ve IMF, Yugoslavya’da kanın gövdeyi götürmesi sonuçlarını doğurdu.
IMF nereye girdiyse önce o ülkenin yeraltı ve yerüstü servetleri yabancıların eline geçti, halk fakirleşti ve bir müddet sonra oraya Batılı güçlerin askerleri ayak bastı.
Nitekim 2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü alan ABD’li profesör Edwvard Prscott, “IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomisine faydadan çok zarar veriyor” diyor ve ekliyor:
“IMF ve Dünya Bankası hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor.
Bu kurumların kriz halindeki ülkelere borç para vermesi, bir kokain bağımlısına uyuşturucu vermesinden farksızdır!”
Gerçek bu olduğu için Sayın Haydar Baş, “IMF güdümündeki bir politika ile krizden çıkış imkânsızdır” diye bas bas bağırıyor ve bunun sebeplerini bir bir açıklıyor amma kulak veren hani?
Mutabakata varıldığında IMF Türkiye’ye 25 milyar dolar borç verdi, diyelim. Türkiye bu parayı ne yapacak?
IMF’nin direktifleri doğrultusunda fabrika sahiplerine verilecek. Yani çarçur edilecek ve Türkiye 25 milyar dolar borçlandığı ile kalacak.
Fabrika sahibine vermek parayı çarçur etmek midir?
Evet, öyledir. Diyelim ki stoklarında 150 bin ürün bulunan bir fabrika sahibine sen 10 milyar dolar verdin.
O kişi parası olmayan Türk halkına bu ürünleri nasıl satacak? Avrupa’ya satması da mümkün değil. AB’nin en büyük gelir kaynağı, Amerika’ya yaptığı ihracat. Amerika da ekonomik krizde. AB başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerden yaptığı ithalatta kısıntıya gidiyor.
Nitekim Türkiye’nin kasım ayı ihracatı tam yüzde 23 oranında düşmüş durumda.

Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, para tepelerde çarçur edilmesin, tabana yayılsın. Herkese 500’er lira vatandaşlık maaşı bağlansın, diyor.
O zaman ne olur?
Cebinde parası olan halk bir talep patlaması oluşturur, fabrikaların, imalathanelerin çarkları dönmeye başlar.
Devlet de ekonomideki bu canlılıktan tahmin edilenin üzerinde vergi toplar ve bu vergilerle ülkenin âtıl kaynaklarını harekete geçirir.
Sayın Baş böyle söylüyor ve matematik olarak da verilen her 500 YTL vatandaşlık maaşının ve diğer sosyal yardımların bir yılda devlete dört-beş katı vergi olarak nasıl geri döneceğini bütün dünyaya ispatlamış bulunuyor. Bu sese niye kulak verilmiyor?”
(Hasan Demir / Yeniçağ Gazetesi / 8.12.2008) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php- ?hityaz=6269

Vatandaşın da bu sese kulak vererek kendi yarınlarını garantiye alacak imkanları yok değildir, Yeter ki akl-ı selim davransınlar ve gerektiği zaman kimin safında yer almaları gerektiğini iyi düşünsünler. Yoksa daha çok krizler görürüz, çok...TUNALIM...

01 Aralık 2008 Pazartesi

PROF. BAŞ: EHL-İ BEYT ÜNİVERSİTESİ KURACAĞIZ

“Allah’ın ve Hz.. Peygamber’in methine mazhar olan Ehli Beyt anlayışının üniversitesini kuracağım” diye konuşan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “bu bize Allah’ın bir lütfu olacak” dedi.

Yaz başından bu tarafa üçüncü kez yurt turuna çıkan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş gittiği hemen her ilde Alevi dernek ve vakıflarıyla cem evlerini ziyaret ediyor, bu kesimin önde gelen isimleriyle bir araya geliyor. BTP Genel Başkanı son durağı olan Mersin’de de Hacı Bektaşi Veli kültür merkezini ziyaret etti. Burada Prof. Dr. Haydar Baş’ı Kültür Merkezi Başkanı Haydar Karaduman karşıladı. Karaduman, “Sizi burada görmekten gerçekten çok memnun olduk. Bize karşı olan düşünceleri bildiğim için daha da çok memnun oldum efendim, sağ olun var olun geldiğiniz için” diye konuştu.

Gözü dışarıda olanlar milletin sesine sağırdır

Prof. Dr. Haydar Baş Hacı Bektaşi Veli Kültür Merkezi’nde yaptığı değerlendirmede, “gözü ve gönlü dışarıda olanlar bu milletin evlatlarının sesini duyamaz” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Bir insan başbakanlık mevkiine gelmiş, ‘ben Katolik nikâhıyla bu batıya bağlıyım’ diyor. O kültüre bağlı olan insan seni tanıyamaz, seni anlayamaz, beni anlayamaz. Biz ne kadar feryat edersek edelim onun kulağı o tarafta, bu tarafta değil. Kulak burada olacak ki, söyleneni duysun, manasını anlasın ondan sonra da hayata geçirsin. Sen anlamıyorsun ki hayata geçiresin.”

Ehli Beyt’e hayranım

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş ziyareti sırasında Alevilik üzerine dikkat çekici açıklamalar yaptı. Aleviliğin temelinde Ehli Beyt anlayışının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş ‘ben bu kesime hayranım’ dedi ve devamla şunları söyledi: “Çünkü Anadolu’nun İslamlaşmasında hepimizin bildiği gibi asıl fonksiyonu Hacı Bektaşi Veli Efendimizin alperenleri yerine getirmiştir. Anadolu’yu karış karış gezerek ocak ocak, kapı kapı insanları Müslüman etmişlerdir”

Cem evleri meşreptir

BTP Genel Başkanı konuşmasında cem evi konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, “Cem Evleri meşreptir. Yani insanların terbiye edildiği, nefislerinin tezkiye edildiği yerlerdir. Burada ilahiler okunur, Kuran okunur, ne bileyim Allah’ın esmaları ve isimleri okunur, zikrullah yapılır budur. Tekkeye baktığınızda o da aynısıdır. İnsan kendi dinini meşrebini öğrenmedikten sonra uygulamada da elbette çok ciddi zaafları ve yanlışları olacak. Bunlar zaman içerisinde sanki oranın bizatihi kendi varlığından kaynaklanan yanlışlardır diye topluma lanse edildi” dedi.

Ehli Beyt üniversitesi kuracağız

“Bir işin aslını öğretmezseniz zamanla yapılan bazı yanlışlar o işin aslı gibi algılanmaya başlar” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şu ana kadar hiç gündeme getirilmeyen bir konuya girdi ve “bir Ehli Beyt üniversitesi kuracağız” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Peygamberin methine olan Allah’ın methine mazhar olan bir neslin, bir anlayışın ve bir ilmi doktrinin ben üniversitesini kuracağım. Bu da belki Allah’ın bana ayrıca en büyük lütfu olacak.”

En büyük sorunumuz tefrika

“Alevi toplumu haklarını alamıyor” diyen Prof. Dr. Baş, “bence Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğimizi zedeleyen tefrikadır” diye konuştu. BTP Genel Başkanı, “Bence tüm ülkenin tek meselesi –evet çok meselesi var ama– ilk meselesi bu tefrikayı bu fitneyi ortadan kaldırıp herkesi yerli yerine oturtmaktır. Şu ülkenin huzuru, mutluluğu tadı birlikten beraberlikten geçer. Ama kalkıp ta bir Allah kulu da bu kutupları bir araya getirmenin cehdi ve gayreti içerisine maalesef girmedi bu güne kadar.. Ama bu böyle giderse bu ülkede huzur olur mu? Mutluluk, barış, sevgi ve saygı olur mu? En basit bir meselede bakıyorsunuz biri o tarafta öbürü bu tarafta. Yani bir gün yok ki, insan bu tefrikayı gördüğünde huzur bulabilsin” dedi.

‘Sizler bize dostsunuz’

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren kültür merkezi başkanı Haydar Karaduman Alevi toplumunun sorunlarını dile getirdi. Karaduman şunları söyledi: “Sizin gibi dostlarımızı aramızda gördüğümüz zaman daha güçlü oluyoruz. Daha destek buluyoruz. Türkiye’nin barışı için, Türkiye’de kardeşlik ortamı oluşturulması için, refahı için, Türkiye’nin daha mutlu bir ülke haline gelmesi için bizim tüm isteklerimiz bu yöndendir. Biz ayrıcalık istemiyoruz. . Biz ülkenin üniter yapısı korunarak kendi özgürlüğümüzü, inanç özgürlüğümüzü istiyoruz. Başka herhangi bir talebimiz yok.”


[28.11.2008]

http://www.btp. org.tr/index. php?sayfa= icsayfa&sirano=1600


E-bulten okunmuyorsa lutfen dil ayarlarinizi UTF8 yapiniz yada linke tiklayiniz.

BTP'ye uye olmak icin : http://www.btp. org.tr/uyelik. php
E-bülten listesine kayit : http://www.btp. org.tr/postalist esi.php
iletisim : [ basin @ btp.org.tr ]

TUNALIM...